Tarih, Edebiyat, Sanat Kütüphanesi (TESAK) ile dijital edebiyat ve sanat dergisi Afiş iş birliğinde düzenlenen “Özcan Alper Sineması ve Günümüz Sineması” başlıklı söyleşide, yönetmen Özcan Alper ile sinema eleştirmeni Olkan Özyurt 28 Şubat Cumartesi günü bir araya geldi. Moderatörlüğünü Semih Gümüş’ün üstlendiği etkinlikte, Alper’in sineması konuşuldu.
BAŞKALARINDAN AYIRAN BİR HABİTAT
Özcan Alper, “Sonbahar’ı yaptığım dönemde nasıl bir sinema yapmak istediğimi düşünen ve araştıran biriydim. ‘Bir film yapayım, sonrası kendiliğinden gelir’ gibi bakmadım. Sinemaya da hayatım değişsin ya da sınıfsal koşullarım dönüşsün diye yaklaşmadım. Oysa sinema, diğer sanat dallarına göre daha popüler bir alan ve çevre değiştirip sınıf atlamaya daha açık bir mecra.” dedi. Üniversite yıllarında sinemayı seçmediğini belirten Alper, fizik bölümünden bilim tarihine geçiş sürecinde Türkiye’de sinema yapma fikriyle ilgilenmeye başladığını ifade etti. “Bizim gibi coğrafyalarda sanatla uğraşmak ya olağanüstü bir yetenek göstergesi olarak görülür ya da bir tür fırsat olarak değerlendirilir.” diye konuştu. Alper, “Benim gibi farklı sınıfsal, etnik ve kimliksel bir coğrafyadan gelenler içinse insanı var eden başka bir habitat var. Bu habitat, sizi başkalarından ayıran pek çok unsur barındırıyor ve üretiminizi de kaçınılmaz olarak şekillendiriyor.” dedi.
Filmlerindeki temaların yaşadığı coğrafyayla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Alper, “Filmlerimde coğrafya, mekân, hafıza, kimlikler ve hep hayatın kıyısında duran geç kalmış ya da aslında toplumsal ve politik nedenlerle geç kaldırılmış hayatı elinden alınmış çalınmış karakterleri. Bu da yaşadığım coğrafya meselesi.” diye konuştu. Sınır kasabasında, sınıra bakan bir yerde doğduğunu ve çocukluğunun burada geçtiğini hatırlatan Alper, Trabzon Lisesi’nde okumasının bile sinema kimliğinin oluşumunda etkili olduğunu kaydetti. 1990’larda Türkiye’de üniversite öğrencisi olmanın bu topluma ve coğrafyaya karşı bir sorumluluk hissiyle yetişmek olduğunu söyleyen Alper, “‘Bu ülkeye bir borcumuz var’ diye düşünüyorduk” dedi.
Sinemayı her zaman yapmak istediğini vurgulayan Alper, bunu bireysel bir kariyer inşası olarak görmediğini belirtti. “Türkiye’de sinema yapıyorsam, benim sinemam kendimi borçlu hissettiğim bir sinemaydı aslında. Kendi kuşağıma, coğrafyama, memleketime. Ama bunu da hiçbir zaman angaje, dar, politik çerçevelere sınırlandırılmış olsun istemedim. Tam tersine politik olarak farklı türden bir sinema yapma arayışına girdik.” şeklinde konuştu.
SONBAHAR
Sinema eleştirmeni Olkan Özyurt, “Sonbahar’ın pek çok kişi için özel bir film olmasını anlayabiliyorum. Sinema tarihimizde istisnai bir yerde duruyor; bir yönetmen ilk filmiyle hem ulusal hem de uluslararası alanda dikkat çekiyor.” dedi. 2008 koşullarında bağımsız bir filmin potansiyel izleyici sayısının 100 bini aşmasının zor olduğunu hatırlatan Özyurt, “Sonbahar 150 bin kişi tarafından izlendi. Şehir şehir dolaşarak, sivil toplum örgütleri, dernekler ve sendikalarla ilişki kurarak alternatif bir dağıtım modeli oluşturdu. Yönetmen, filmini potansiyel seyircisine doğrudan ulaştırmayı başardı. Bugün bağımsız sinemada yaygın olarak kullanılan bu yöntem o dönemde önemli bir örnekti.” ifadelerini kullandı.