35 yıldır Türkiye’nin politik ve toplumsal hafızasını çizgileriyle kayda geçiren karikatürist ve yazar İzel Rozental, yeni kitabı Çifte Kavrulmuş’ta 2012-2026 arasındaki çalkantılı dönemi mizahın keskin diliyle yeniden yorumluyor. Kırmızı Kedi Yayınları etiketiyle yayımlanan kitap, Gezi Parkı protestolarından pandemiye, savaşlardan otosansüre uzanan süreçte hem Türkiye’nin hem de dünyanın geçirdiği dönüşümü karikatürler aracılığıyla gözler önüne seriyor. Rozental ile yeni kitabını, mizahın rahatsız etme ve düşündürme gücünü, sansür ve otosansürün çizer üzerindeki etkilerini, görsel hafızanın önemini ve çizginin politik anlamını konuştuk.
Çizgim sanatsal anlamda gelişti, o kesin. Dünyaya bakışımda çok büyük bir değişiklik olduğunu sanmıyorum, evrimden söz edemeyiz herhalde. Biraz olgunlaştım mı? Yaşla, zamanla oluyor, evet. Fakat en tuhafı, yıllar önce çizmiş olduklarımı bugün artık çizmeye cesaret edememem! Yani bu durumda bir evrimden ziyade bir gerileme söz konusu ki buna günümüzde otosansür deniyor ve ben bundan nefret ediyorum!

“NEDEN TARİHTEN İBRET ALINMAZ?”
Zamansız karikatür çizen ustalarıma hep hayranlık duymuşumdur. 9-10 yıl önce çizdiklerime baktığımda zaman zaman benim de zamansız karikatürlere imza atmış olduğumu fark ettim ve şaşırdım. Bu tarz karikatürler -yalnız kendi çizdiklerimi kastetmiyorum- keşke uyarıcı olabilselerdi… Bazı şeyler yıllar içinde neden hiç değişmez? Neden tarihten ibret alınmaz? Bu söylediğim yalnız Türkiye için değil, dünya için geçerli.
Çifte Kavrulmuş, 2012 ile 2026 yılları arasındaki yakın tarihimizi ve küresel krizleri mercek altına alıyor. Bu dönem Gezi Parkı’ndan pandemiye, ekonomik sarsıntılardan dijital dönüşüme kadar çok yoğun geçti. Kitabın seçkisini yaparken dönüm noktalarını nasıl belirlediniz?
Giriş yazısında da belirttiğim gibi, bu kitap bir almanak değil. Her ne kadar birinci bölümdeki karikatürler kronolojik olarak sıralanıyorlarsa da, on yıllık süreçteki bütün dönüm noktalarını kapsamıyorlar. Ülkemizi ve dünyamızı sarsan çok önemli olayların dışında, görsel ve fikir olarak güçlü bulduklarımı seçkiye dahil ettim. Bir de, kitabın adıyla da vurguladığım gibi, bunları zihnimde “çifte kavurdum!”
Gazete okurunun refleksi manşetleri okuduktan hemen sonra karikatüre bakıp geçmek oluyor. Bazı klasikler dışında ben yazıların daha kalıcı olduğuna inanıyorum. Karikatürler uzun vadede önemli bir referans olarak özellikle tarihçiler ve araştırmacılar tarafından incelenip tez konusu yapılabiliyor.
Körfez Savaşı’ndan bugünün küresel krizlerine kadar uzanan süreçte dünyanın mizahı mı değişti, yoksa trajedileri mi büyüdü?
Tarih boyunca büyük trajediler hep yaşandı. Kanımca bu son süreçte ne dünyanın mizahı değişti, ne de trajedileri büyüdü; bilişim çağında iletişim öylesine bir hızla gelişti ki dünyanın ayarlarını bozdu!

MİZAHIN İŞLEVİ
Rahatsız etmek! Çoğu zaman güldürerek, fakat illa ki kahkaha attırarak değil, acı acı gülümseterek ve düşündürerek…
Türkiye’de mizah yapmak ve çizmek her dönem zordu lazkin son yıllarda baskı ve kutuplaşma daha da arttı. 35 yıllık tecrübenizle; mizahın bu daralan alanlarda nasıl bir “özgürlük sığınağı” sunduğunu düşünüyorsunuz?
Güzel soru! Kitapta bir karikatür var. Adam soruyor: “Ne çiziyorsun?” Cevap: “Üç yıl sonra çizemeyeceklerimi!” Ancak karikatür ve mizah her zorluğa karşın kendine bir çıkış yolu bulmayı beceriyor. Zaten mizahı güçlü -ve kimileri için tehlikeli- kılan da bu özelliğidir. Su kendine hep bir yol buluyor. En güçlü karikatürler hep baskı dönemlerinde ortaya çıkmıştır. Günümüzde İran ve Çin karikatürü, 20. yüzyılda Demir Perde ülkelerinin karikatürleri. Bizde Gırgır dergisinin çıkışı (1971) ve yükseliş süreci (1980’ler) en iyi örneklerdendir.
Maalesef bugün artık otosansür sansürün önüne geçmiş durumda! Karikatürünün yayımlanmasını isteyen çizer otosansür uygulamak zorunda kalıyor ve ne acıdır ki çoğu zaman bunun farkına varamıyor, çünkü toplumun zihnindeki tabular arttı ve bu da normal algılanıyor.

Kitapta yer alan, çizerken sizi hem siyasi hem de insani açıdan en çok zorlayan ya da “Bunu mutlaka geleceğe miras bırakmalıyım” dediğiniz karikatür hangisiydi?
Zor soru! Galiba 94. sayfadaki duvar karikatürü… Duvarın bir yanında insanlar bombaların altında çaresizlik içinde ölümü beklerken, diğer yanındaki insanlar nefret ve öfkeyle duvardaki 7 Ekim yazısına bakmaktalar. 7 Ekim katliamının travmasını üzerinden atamayan ve Gazze’de olan bitene duyarsız kalan İsraillilere göndermede bulunduğum karikatür bu. Geleceğe gitsin…
Türkiye’de yaşanan politik ve toplumsal kırılmalar, karikatüristin görme biçimini nasıl etkiliyor?
Karikatürist bir gazetecidir ve tarafsız olamaz. Mutlaka bir siyasi görüşü vardır. Bu bakışını da karikatüründe bir şekilde işleyecektir. Ancak saflar arasındaki uçurum derinleştikçe o da etkilenip eleştirilerinde sertleşebiliyor. Önemli olan sükunetini koruyarak fanatik taraftar havalarına girmemesi. Karikatür bir propaganda aracı olmamalı. Sakin bir şekilde çizmeyi başarabilenler tarihe adlarını yazdırıp ölümsüzleşiyor, diğerleri unutulup gidiyor.
“YAZMAK ZOR GELİNCE İŞİ ÇİZGİYE VURDUĞUM OLUYOR”
Siz sadece çizen değil, aynı zamanda yazan da bir sanatçısınız. Bugüne kadar yayımlanan kitaplarınız, yazılarınız ve romanlarınız düşünüldüğünde, kelimelerle anlatamadığınız şeyi mi çiziyorsunuz, yoksa çizgiyle eksik kalan şeyi mi yazıyorsunuz? İki disiplin birbirini nasıl besliyor?
Yazmayı da çizmeyi de seviyorum. Haklısınız, yazmak zor gelince işi çizgiye vurduğum oluyor. Bazen de tam tersi... Hatta ikisini bir araya getirdiğim bile oldu. Talihsiz Anjel Hala grafik romanı böyle doğdu. İki disiplin birbirini besliyor mu? Emin değilim, ya da besliyorsa bile ben farkında değilim.
Mizahın tadına varmasını, keyif ve ibretle okumasını isterim tabii. Okurken de, “Vay be! Eskiden ne berbat şeyler oluyormuş…” demesini ve böyle şeyler yaşamadığı için kendisini şanslı hissetmesini isterim. Umarım “eskiden hayat daha iyiymiş” demez!
foto altı: İzel Rozental - portre - çizen: Philippe Moine
kedili foto: Gökçe Uygun