Kitaplık

Bu ay seçtiğimiz kitaplar farklı coğrafyalardan ve farklı türlerden olmalarına rağmen insanın ortak hikâyesine dokunuyor. Bilinç, göç ve aile etrafında şekillenen üç eser, okuru hem güçlü karakterlerle hem de uzun süre zihinde yankılanan sorularla baş başa bırakıyor

06 Ağustos 2026 - 11:47

BENİM APTAL NİYETLERİM

Bernardo Zannoni’nin Campiello Ödüllü ilk romanı “Benim Aptal Niyetlerim”, ilk bakışta konuşan hayvanların yer aldığı masalsı bir dünya kuruyor gibi görünse de okuru çok daha derin ve sert bir anlatının içine çekiyor. Kaya sansarı Archy’nin ağzından aktarılan roman, hayatta kalma mücadelesini yalnızca fiziksel bir kavga olmaktan çıkarıp düşünsel bir sorgulamaya dönüştürüyor.

Archy, doğduğu andan itibaren yoksulluk, açlık ve ölümle çevrili vahşi bir yaşam sürer. Geçirdiği talihsiz bir kazanın ardından annesi tarafından tefeci tilki Solomon’a satılması hayatındaki en büyük kırılma noktasıdır. Solomon sadece yeni bir efendi değildir, aynı zamanda Archy’nin dünyayı algılama biçimini kökten değiştiren figürdür.

Okumayı, yazmayı, zamanı, ölümü ve Tanrı kavramını Solomon'dan öğrenen Archy,  sadece içgüdüleriyle hareket eden sıradan bir hayvan olmaktan çıkar. Bilinçlendikçe çevresine daha farklı bakmaya ve anlamaya başlayan Archy için bu farkındalık bir huzur kaynağı değil, aksine taşınması zor bir yüke dönüşür. Öğrendikçe özgürleşmek yerine varlığını, kaçınılmaz ölümü ve doğanın adaletini sorgular. Ve bu sorgulama onu  daha büyük bir yalnızlığın ve çaresizliğin içine sürükler.

Hayvanların konuştuğu , hayatta kalma mücadelesinden asla kurtulamadıkları vahşi bir dünya kuran kitap güç ve bağımlılık ilişkilerini de sorgulamasıyla modern insanın eğitim, sistem ve özgürlük arasındaki çelişkilerine ayna tutuyor.

İnsan ile hayvan arasındaki sınırları bilinç üzerinden yeniden düşünmeye açan kitap, okuru da şu soruyla baş başa bırakıyor: Bilmek gerçekten özgürleştiriyor mu, yoksa insanı geri dönülmez bir yalnızlığa mı mahkûm ediyor?

Yayınevi: Timaş Yayınları

Çevirmen: Hande Kınacı

ANNEM

Arjantinli gazeteci-yazar Jorge Fernández Díaz’ın annesiyle yaptığı uzun ve samimi söyleşilerden yola çıkarak kaleme aldığı biyografik romanı “Annem”, göçü yalnızca coğrafi bir yer değiştirme olarak değil, insanın ömrü boyunca içinde taşıdığı köklü bir sürgün duygusu olarak ele alıyor. Bireysel bir aile hikâyesinden yola çıkan eser; göçün, aidiyetin ve belleğin kuşaklar boyunca nasıl devredildiğini sarsıcı bir dille gözler önüne seriyor.

Romanın merkezinde, İspanya’nın Asturias bölgesinde yoksulluk içinde büyüyen Carmina yer alıyor. Henüz on beş yaşındayken daha iyi bir yaşam umuduyla Arjantin’e gönderilen Carmina, ailesinin kısa süre sonra yanına geleceği umuduna tutunur. Ancak bu beklenti kısa sürede yerini derin bir yalnızlığa ve hayal kırıklığına bırakır. Sığındığı halasının yanında hem aileden biri hem de ücretsiz bir hizmetçi gibi görülen Carmina, maruz kaldığı baskılar ve istismarlar karşısında hayatta kalma mücadelesi verir. Yıllar içinde evlenip kendi ailesini kursa da geride bıraktığı topraklar ve çocukluğunun hayaleti peşini hiç bırakmaz.

Kişisel bir aile anlatısını evrensel bir göç hikâyesine dönüştüren roman, savaşlar, yoksulluk ve krizler nedeniyle yurdundan kopmak zorunda kalan milyonlarca insanın ortak hafızasına sesleniyor.

Yayınevi: Bilgi Yayınları

Çeviri: İdil Dündar

SARDUNYALAR GÜNEŞE BAYILIR

Başak Arslan’ın ilk öykü kitabı “Sardunyalar Güneşe Bayılır”, aileyi yalnızca bir birliktelik alanı değil, aynı zamanda kırgınlıkların, suskunlukların ve eksik kalmış sevgilerin mekânı olarak ele alıyor. 72. Sait Faik Hikâye Armağanı’na değer görülen eser, 14 öykü boyunca okuru aile bağlarının görünmeyen çatlaklarında dolaştırıyor.

Kitaptaki öykülerde anne, baba, çocuk, kardeş ve eş gibi aile içindeki roller sürekli yeniden sorgulanıyor. Kurulamayan yakınlıklar, yarım kalmış ilişkiler ve söylenemeyen sözler karakterlerin yaşamını belirleyen temel unsurlara dönüşüyor. Yazar, yalnızca aile ilişkilerini değil; sadakat, bağlılık, özgürlük, güven ve sorumluluk gibi kavramları da bu ilişkiler üzerinden tartışmaya açıyor. Özellikle parçalanmış ailelerde büyüyen çocukların yetişkinliklerinde taşıdığı görünmez yaralar, öykülerin ortak özelliği.

Kitaba adını veren sardunyalar da bu atmosferi tamamlayan bir metafor olarak öne çıkıyor. Güneşe yönelen sardunyalar nasıl yaşamlarını sürdürebilmek için ışığa ihtiyaç duyuyorsa, Arslan’ın karakterleri de sevgiye, ilgiye ve ait hissedebilecekleri bir yere ihtiyaç duyuyor. Ancak bu arayış çoğu zaman karşılıksız kalıyor.

Sardunyalar Güneşe Bayılır, aileyi romantize etmeyen; aksine sevginin, ihmalin ve sessizliğin aynı çatı altında nasıl yan yana var olabildiğini gösteren bir kitap.

Yayınevi: Sel Yayınları

 


ARŞİV