10. Kadıköy Kitap Günleri’nde tiyatro sanatçısı Onur Ünsal, “Kitaptan Sahneye: Edebiyatı Oynamak” başlıklı söyleşisiyle tiyatro ve kitapseverlerle buluştu. 16 Haziran Salı günü Fethi Naci Söyleşi Alanı’nda gerçekleştirilen etkinliğin moderatörlüğünü gazeteci-yazar Anıl Mert Özsoy üstlendi.
Söyleşide, Fransız yazar Édouard Louis’nin eserlerinden tiyatroya uyarlanan ve Ünsal’ın tek kişilik performansıyla sahnelediği “Babamı Kim Öldürdü” ile “Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri” oyunları ele alındı. Edebiyatın sahneye taşınma sürecinden oyunculuk yöntemlerine, sınıf meselesinden otobiyografi anlayışına kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulunan Ünsal, Louis’nin eserlerinin günümüz dünyasında karşılık bulmasının nedenlerini anlattı.
Pandemi döneminde çok sayıda metin okuduğunu belirten Ünsal, Édouard Louis ile bu süreçte tanıştığını söyledi. Tiyatroların bir açılıp bir kapandığı dönemde yeni metinler üzerine yoğunlaştıklarını anlatan Ünsal, “Acısıyla tatlısıyla kültür ve sanata çok yatırım yaptığımız bir dönemdi. Édouard Louis’nin Babamı Kim Öldürdü kitabını okudum ve o külliyat arasında aklımda en çok kalan eserlerden biri oldu. Hemen yönetmenim Kemal Aydoğan’a ‘Burada müthiş bir şey var’ dedim ve çalışmalara başladık.” ifadelerini kullandı.
DEVLETİN PROBLEMLERİ VE OTOBİYOGRAFİ
Louis’nin eserlerinde otobiyografiyi alışılmışın dışında kullandığını söyleyen Ünsal, yazarın kişisel hikâyesini toplumsal ve siyasal koşullardan bağımsız düşünmediğini belirtti.
“Édouard Louis otobiyografi yazıyor ama otobiyografinin yalnızca kişinin kendisinden oluşmadığını söylüyor” diyen Ünsal, Babamı Kim Öldürdü kitabının devletin yarattığı yapısal sorunları ve bunların bireyler üzerindeki etkisini görünür kıldığını ifade etti.
Louis’nin, “Ben başımızdaki siyasetçilerin bir ürünüyüm, babam onun ürünü, ben de onun ürünüyüm” yaklaşımına dikkat çeken Ünsal, yazarın yaşamındaki travmaları, mücadeleleri ve yaşadığı yoksulluğu içinde bulunduğu siyasi atmosferin bir sonucu olarak değerlendirdiğini söyledi. Ünsal, Louis’nin “Benim otobiyografim Sarkozy ile başlıyor” sözünün de bu bakış açısını özetlediğini belirtti.

“TAKLİT DEĞİL, ANLAMAK ÖNEMLİ”
Söyleşide oyunculuk pratiğine de değinen Ünsal, sahnede farklı karakterleri canlandırırken taklitten özellikle uzak durduğunu anlattı. Yönetmen Kemal Aydoğan ile çalışırken karakterleri dış görünüşleri ya da davranışları üzerinden yeniden üretmek yerine onların dünyalarını anlamaya odaklandıklarını söyleyen Ünsal, “Bir kadını, bir işçiyi ya da bir eşcinseli taklit etmek istemedik. Önemli olan o insanların neden öyle düşündüğünü, neden o cümleleri kurduğunu anlayabilmek. Oyunculukta bazen taklit ve gösteri büyük alkış alabilir ama biz başka bir yol tercih ettik.” dedi.
Karakterlerin yaşadığı ekonomik ve toplumsal koşulları anlamanın oyunculuğun temel parçalarından biri olduğunu belirten Ünsal, yoksulluk, dışlanma ve sınıfsal eşitsizlik gibi deneyimlerin karakterlerin hayatlarını belirlediğini vurguladı.

“SINIF KAÇKINI” OLMAK
Söyleşinin önemli başlıklarından biri de Louis’nin eserlerinde sıkça yer verdiği “sınıf kaçkını” kavramı oldu. Ünsal, Louis’nin işçi sınıfından gelmesine rağmen farklı sosyal çevrelere girerek sınıfsal eşitsizlikleri daha net görebildiğini anlattı.
Louis’nin, köyden ve işçi sınıfından ayrılmadan onların problemlerini, burjuva hayatını deneyimlemeden de onun çelişkilerini anlayamayacağını söylediğini aktaran Ünsal, yazarın bu nedenle “sınıf kaçkını” olmayı olumsuz değil, dönüştürücü bir deneyim olarak değerlendirdiğini belirtti.
Ünsal, Louis’nin yoksulluğu romantize eden bir yaklaşım benimsemediğini de vurgulayarak, “Louis bulunduğu yerde durup yalnızca acı çekmeyi ya da yakınmayı savunmuyor. Hareket etmeyi, değişmeyi ve eşitsizliklerin kaynağını sorgulamayı öneriyor. Onun eserleri bugün dünyanın birçok yerinde karşılık buluyor çünkü yoksulluk, dışlanma ve baskı nerede varsa bu hikâyeler de orada anlam kazanıyor.” diye konuştu.
Kadıköy Kitap Günleri kapsamında gerçekleştirilen söyleşi, katılımcıların sorularıyla devam etti.