Medea yeniden sahnede!

Antik Yunan tragedyalarının en gururlu ve güçlü kadın karakteri Medea, Tiyatro Biteatral’in güncel yorumuyla sahnede. 27 Aralık’ta Oyun Atölyesi’nde Kadıköylülerle buluşacak oyunda, Medea’yla sahnede devleşen Ayşe Lebriz Berkem ile söyleştik.

23 Aralık 2010 - 13:28

 Euripides’in M.Ö. 431 yılında yazdığı ve hala çözülememiş bir karakter Medea. Belki de yüzyıllardır en çok tartışılan tragedyalardan biri. Kahraman mı, anti-kahraman mı? Kocası tarafından terk edilmesini hazmedemeyen gururlu bir kadın mı? Gururu ve kibri uğruna oğullarını öldüren bir katil mi?
Medea’nın hüzünlü öyküsü sevdiği adam uğruna ailesini, yerini yurdunu bırakmasıyla başlar.
Tutkulu aşkları meyve verir, iki çocukları olur. Yıllar sonra, kocası İason, kralın kızıyla evlenmek ister. Medea çılgına döner, öyle ki kral bile çekinir onun öfkesinden ve sürgüne gönderir Medea’yı. Medea krala yalvarır, bir gece daha müsaade ister ve intikam planı işlemeye başlar...
Uzun yıllar Devlet Tiyatrosu’na emek verdikten sonra ilk kez kendi kurduğu özel bir tiyatro topluluğuyla ve Medea rolünde sahneye çıkıyor Ayşe Lebriz Berkem. O küçük kadın sahnede adeta devleşiyor, Medea’yla özdeşleşiyor. Bu özdeşleşme seyirciye de geçiyor, izleyenler 80 dakikalık oyun sonunda kafasında onlarca soru ve damakta tat bırakan oyunculuğun etkisiyle dönüyor evine.
Zurab Siharulidze’nin yönettiği oyunda Ayşe Lebriz Berkem ile birlikte Berk Yaygın, Gizem Erdem ve Damla Ekin Tokel oynuyor. Erdem ve Tokel’in danslarına yan flütüyle İlkay Zeynep Aknam eşlik ediyor. Medea, çok yeni bir topluluk olan Tiyatro Biteatral’in ilk oyunu. Euripides’in aynı adlı tragedyasının modern bir adaptasyonu. Tarihin en tutkulu ve gururlu kadın karakteri Medea’yla henüz tanışmadıysanız bu oyun, hem Medea’yla hem de Ayşe Lebriz Berkem ve Biteatral ile tanışmak için çok iyi bir fırsat. Medea 27 Aralık ve 31 Ocak Pazartesi günleri Oyun Atölyesi’nde Kadıköylülerle buluşacak. Biz de bunu fırsat bildik ve Ayşe Lebriz Berkem ile Kadıköy’de bir kafede çaylarımızı yudumlarken söyleştik.

‘MEDEA: HEM KAHRAMAN HEM ANTİ KAHRAMAN’

-Biteatral nasıl kuruldu?
Oyunumuzun yönetmeni Zurab ile daha önce Mutlu Günler diye bir projede çalışmıştık. Ben Devlet Tiyatrosu’nda Genç Kuşak Birim sorumlusuyken Fareler ve İnsanlar oyununda yine birlikteydik. Dolayısıyla aynı dili tutturmuşluğumuz, aynı yerden bakmışlığımız var. Oyuncu olarak Zurab ile çalışmanın keyfini de tatmıştım. Bir yıl öncesine kadar ikimizde de bir proje üretme isteği vardı. Aslında Biteatral böyle bir süreçte doğdu. Bir Edebiyat Sempozyumu’nda benden bir sunum istenmişti ve başlık da “Edebiyatta Kahraman” idi. Ben de Medea’yı düşündüm. Kahraman veya anti-kahraman olarak görülebilir ama en nihayetinde oyunun kahramanı Medea. Zurab da bana bu sunumumda çok önemli anahtar cümleler söyledi. Çok kısa bir zamanda 20 dakikalık bir Medea sunumu hazırladık ve sempozyumda çok büyük ilgi gördü. O zaman dedim ki Zurab’a “Neden Medea’yı sahneye koymuyoruz?”. Ve böylece oyun için ekip oluşturmaya başladık. Geçen nisan ayından beri bu oyun için çalışıyoruz. Biteatral adıyla yolumuza devam ediyoruz.

-Bu adı nasıl buldunuz? Ne anlama geliyor?
Birçok isim gündeme geldi. İsim, sizin kimliğinizi, duruşunuzu, dünya görüşünüzü, sanata yaklaşımınızı belirleyen bir gösterge. Bu nedenle de çok önemli. Bir arkadaşımız “teatral” kelimesini önerdi sonra beyin fırtınasıyla “biteatral”e vardık. Buradaki “bi” bir anlamına gelmiyor. Hem teatral hem de teatral olmayan anlamında kullanıyoruz. Sizin nereden baktığınızla alakalı. Yani hem dramatik hem de komik öğeyi barındıran bir durumu içeriyor. Bu isim insanları düşündürtüyor ve bu çok güzel.

-Ekip kimlerden oluşuyor?
Biz aslında sadece bu proje için, Medea için bir araya geldik. Bundan sonrasında neler yaparız bilmiyorum. Ama kuşkusuz ki Zurab ile başka projelerde de çalışmayı çok isterim. Ekipte benim dışımda Gizem Erdem, Damla Tokel ve Berk Yaygın var. Gizem ve Damla aynı zamanda modern dansla da ilgilenen oyuncular. Bir de müzisyen arkadaşımız var; İlkay Zeynep Aknam. Bu arkadaşlarımız sadece sahnede olanlar tabi. Bir de sahne arkasındakiler var. Gönüllü olarak bizi destekleyen çok fazla arkadaşımız var. Umarım Medea’dan sonraki projelerde de birlikte bu yolda yürümeye devam ederiz.

‘KENDİ DURUŞUMUZLA BİR OYUN SAHNELEMEK İSTEDİK’

-Uzun zamandır Devlet Tiyatroları kadrosunda bulunuyorsunuz. Neden bir özel tiyatro kurma gereği duydunuz? Zor bir iş değil mi özel tiyatro?
Çok zor bir işe kalkıştık, bunun farkındayız. Ama başı dik tutmak diye bir şey var. Bu zorluğu ancak evde başımı yastığa koyduğum zaman yaşıyorum. Tabi ki bunun bir takım bedelleri olacak bana. Bunu neşeyle karşılamam gerektiğini biliyorum ve böyle yapmaya çalışıyorum. Her şeyi bilerek ve hesap ederek bu işe girdim, bu yüzden şikâyet etmenin bir anlamı yok.
Devlet Tiyatrosu, sizin dışınızda bir oluşum. Buradaki sanatsal yaklaşımı belirleyen başka şeyler var. Siz aslında o anlayışa riayet etmek durumundasınız. Ona rağmen kendi duruşunuzla, kendi bakış açınızla, kendi dünya görüşünüzle, derdinizle bir oyun sahnelemek istiyorsanız bunun tek yolu var; bağımsız olmak. Teklif beklemek yerine, tırnaklarınızla kazıyarak, mücadele ederek bir şeyleri elde etmek gerekiyor. Ama tabii ki ne zaman Devlet Tiyatrolarında bana ihtiyaç duyulursa koşarak gitmeye de hazırım.

-Medea’ya gelirsek… Euripides’in M.Ö. 431 yazdığı bu oyun hâlâ güncelliğini koruyor. Yazıldığı dönemde bile çok tartışılmış olan bu tragedyayı, Biteatral’in ilk oyunu olarak sahnelemenizin özel bir anlamı var mı?
İtiraf etmeliyim ki her kadın oyuncunun, boğuşmak ve üstesinden gelmek isteyeceği roller vardır. Bunlar yazılmıştır veya yazılmaya devam ediyor. Bunlar kendi yaratıcılığınızı kendi sınırlarınızla zorlayacağınız rollerdir. Medea da bu rollerden biri kuşkusuz. Tabii ki Medea’nın yüzyıllar öncesinden bugüne gelen tartışmalı bir yanı var. Bu tragedyanın bir kadın olarak kadını aşağıladığını düşünebilirsiniz bir yandan da Medea’nın söylediği öyle sözler var ki kadınlar olarak hala aynı şeyleri söylediğimizi düşünüp bir yakınlık da kuruyorsunuz. Farklı noktalardan bakıp tartışıyor olabilmek çok önemli. Bir oyuncu ve bir kadın olarak Medea’yı sahnelemek çok keyifli oldu bu yüzden.

“HEM ÇOK ŞEY DEĞİŞTİ HEM HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEDİ”

-Yüzyıllar öncesinde Medea’nın dillendirdiği sorunlar hâlâ devam ediyor. Kadın sorunu birçok yönüyle halen çok yakıcı. Medea, bu yüzden çok etkileyici sanırım…
Medea’nın bir tiradı vardır; “Biz kadınlar” diye başlayan… Gerçekten çok etkileyici ve söylediğiniz gibi inanılmaz ama hala çok güncel. Dolayısıyla bunu farklı bir pencereden farklı bir üslupla tartışabilmek ve en önemlisi Medea’yı karizmasıyla, büyücü yanıyla, çocuklarını öldüren bir anne olarak anlamaya çalışmak gerçekten çok zor. Bu nedenle oyunu çalışırken “çocuklarını öldüren anne” Medea’yı en sona bıraktım çünkü onu anlamak en zoruydu. Katmanları yavaş yavaş kaldırmaya başladım. Ve her katman başka bir dünyaya açıldı. En son katmana yani “çocuklarını öldürme” meselesine geldiğimde zaten bir şeyler çözülmüştü. O zaman şunu diyemedim: “Bu kadın bana çok uzak!”. Gördüm ki aslında çok yakın.
Medea aşkı uğruna ailesini reddetmiş, ülkesini terk etmiş bir kadın aynı zamanda. Kendisinden vazgeçtiği şeyler var. Diğer taraftan yersiz yurtsuzluğu, bir yere ait olamaması başka bir kavramı “öteki” kavramını düşünmemize yol açıyor. Kendi toprağından kendi yurdundan başka bir yerde ya da bizzat kendi toprağında “öteki” olmak… Bir başka katmanı da Medea’nın büyücü yönü. Bu özelliğini halasından almıştır. Medea’nın büyücülüğü otlarla şifa bulmaktır, tedavi etmektir. Ama aynı zamanda bunu zehre de dönüştürebiliyor, böyle de bir gücü var. Bu bize çok uzak görünüyor ama gelin görün ki bugün hala büyüden medet uman, kocasını eve bağlamak için bu tür çarelere başvuran hemcinslerimiz yok mu?

-Sizce hiç mi bir şey değişmedi kadınlar açısından?
Bir şeyler kuşkusuz değişiyor, değişmek zorunda. Ama birçok şey de aynı çünkü sistem devam ediyor. Erkek egemen sistem içerisinde kadının var olabilmesi için kadınlığından vazgeçtiğini de görüyorum. Erkeksileştiğini hissediyorum ki bu çok üzücü. Tam tersine dişi olarak dişiliğimizi yaşayabilecek ve bunu da ortaya koyabilecek bir cesarette olmamız gerekiyor. Dilimize de işlemiş bu erkek söylemi, zaman zaman ben de kullanıyorum, mesela “adam gibi olmak!” Ama sonuçta şunu söyleyebilirim; oyunu izleyince de görüyoruz ki meseleler özünde çok aynı.

Röportaj: Semra ÇELEBİ
 


ARŞİV