Ömer Seyfettin’in Kadıköy’e vedası (23 Ağustos 1939)

Ömer Seyfettin okuru/amatör araştırmacı Celal Yılmaz, usta yazar Ömer Seyfettin’in Kadıköy ile ilişkisine dair bir yazı kaleme aldı. Siz okurlarımızın ilgisine sunuyoruz…

23 Ağustos 2019 - 11:23

Öykü, makale, şiir, çeviri, anı vb. olmak üzere 513 kalem tecrübesini kısacık bir yaşama sığdıran, evrensel ile ulusalı buluşturan bir dünya yazarı “Ömer Seyfettin”. Genellikle öykücülüğü ile tanınıyorsa da, külliyatını güncelleyerek bir araya getiren Prof. Dr. Nazım Hikmet Polat “Ömer Seyfettin’in diğer önemli bir cephesi de dilciliğidir. Denilebilir ki Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kalan en büyük miras, Arapça-Farsça karşısında istiklâl mücadelesini kazanmış Türkçedir ve bu mücadeleyi kazanmada en büyük pay sahibi ise Ömer Seyfettin’dir” der.

Üsteğmen olarak katıldığı Balkan Savaşı sonrasındaki Yunan esaretinden kurtulduğunda (Aralık 1913) ilk durağı, bugünkü Kadıköy Belediyesi’nin yanı başındaki Süleymanbey Sok. No.1’deki ana-baba ocağı olmuştu. Yaşamının son döneminde, yazarlığın yanı sıra Kabataş Lisesi ve Kadıköy’deki İstanbul Erkek Muallim Mektebinde öğretmenlik yapmaktayken evlendiği Calibe Hanımla ‘Kadıköy Boğa’nın hemen altındaki Vişne Sokak’ta oturmuş; üç yıl sonra, kızı Güner’e rağmen eşinden ayrılınca, arkadaşlarının “Münferit Yalı” adı verdikleri, Balkanlar’dan komutanı Cavit Paşa’nın Kalamış sahilindeki kira evinde yaşamış, eserlerinin büyük çoğunluğunu burada yazmıştı.

Gencecik, otuz beş yaşında talihsiz ölümüyle (6 Mart 1920) defin edildiği Kuşdili, Mahmut Baba Mezarlığındaki kabri, mezarlığın kamulaştırılacağı gerekçesiyle, 23 Ağustos 1939’da zorunlu göçe tabi tutuldu. Biyografik romanını yazan Tahir Alangu (“Ülkücü Bir Yazarın Romanı”, YKY, 2017) “Mezarını Nisan 1938’de ziyaret etmiştim. Kadıköy’de Kuşdili’ne giden yol üzerindeki Mahmut Baba Mezarlığı’nda hemen yola yakın, duvara bitişikti. Taşları yosun tutmuş, yazılarının boyası silinmişti. Kendisi gibi basit ve yalın bir üstüvani taştan ibaret olan yol kenarındaki mezarı, yerine tramvay garajı yapılacağından, 23 Ağustos 1939 tarihinde açıldığı zaman, tabutu yer yer çürüyüp dağıldığı halde, kemiklerinin dişlerine varıncaya kadar olduğu gibi durduğu görülmüştü. On ikiye çeyrek kala, kemiklerinin konduğu tabutu yüklenen cenaze otomobili, Üsküdar İskelesi’ne varmış, peşinden de eski aşinalarından kalan birkaç kişi, yakın dostu Ali Canip Yöntem, ta Selanik günlerinden kalma arkadaşı Hakkı Süha Gezgin, çocukluk arkadaşı Aka Gündüz, eserlerini basan kitapçı Ahmet Halit Yaşaroğlu, Basın Birliği başkanı ve İzmir günlerinden tanışı Hakkı Tarık Us, Ömer Seyfettin’in ta Harbiye Mektebi sıralarından kalma bazı arkadaşları, ikinci son yolculuğuna katılmağa gelmişlerdi. Aynı gün saat biri kırk beş geçe Ömer Seyfettin, ikinci defa olarak Ayazağa’daki yeni Asri Mezarlık’a gömülüyordu. Cenaze dönüşü kitapçı Ahmet Halit’in Başkanı bulunduğu Şişli Halkevi’nde toplananlar Ömer Seyfettin’in üzerinde düzenlenen kısa anma gününe de katıldılar. Bu toplantıda Hakkı Süha, Aka Gündüz, Ali Canip konuşmuşlardı. (Vakit gazetesi 23 Ağustos 1939)” diye yazar.

Hayatında ve ölümünden sonra Ömer Seyfettin’e olan bağlılığını sürdüren Ali Canip, onun yeniden yaptırdığı mezarının düzenlenmesi ile de uğraştı. Baş taşı da yerine yerleştirildikten sonra, üzerindeki kısa ve yalın dört kelimelik cümle, hayatının ve sanatının en özlü bir ifadesi olarak yeni kuşaklar okusun, eseri ve hayatı üzerinde durup düşünsünler diye dimdik yükseldi: “Ömer Seyfettin Burada Yatıyor.”

Ölümüyle ilgili olarak son zamanlarda türetilen “yapayalnız ve mutsuz öldü, hastanede tanınmadı, sahipsizlikten günlerce morgda kaldı, kadavra oldu, kafası...” diyen bazı yayınlara karşın, Ömer Seyfettin ile ilgili en ciddi kaynaklardan Alangu’nun şu satırlarına bakalım “Ömer Seyfettin 06 Mart 1920’de öğle vakti ölmüş (...), 07 Mart 1920 pazar günü, öğleden sonra, saat birde, çoğu aydınlar, arkadaşları ve gençlerden ibaret bir cemaat toplanmıştı. Galatasaray, Kabataş, İstanbul, Kadıköy Sultanileri, Darülmuallimin, Askeri Tıbbiye Mektebi öğrencilerinin omuzları üstünde taşınarak bir zamanlar ‘Şairler Beldesi’ndeki arkadaşları ile şakalaşıp gülüştükleri yollardan geçirilerek son yolculuğuna çıktı.” Günün gazetelerinde de yer aldığı üzere, öldüğünün ertesi günü gömüldü; bekletilmesi, kadavra olması vb. söz konusu değil.

Ülkenin yaşadığı büyük sıkıntıları, kişisel olarak yaşadığı üzüntülerin acıtıcı hüznünü, rahat yazabilmek için kendi tercih ettiği bir yalnızlığının olduğunu, en yakın dava arkadaşı Ali Canip Yöntem’in ve arkadaşlarının yazdıklarında okuyoruz. Tıbbın çaresizliği, hastalığına teşhis konamamış olması dolayısıyla yapılan otopsisi, onun öldükten sonra da bilime hizmetinin bir parçası gibi. Ülküdaşı Ziya Gökalp “Ömer Seyfettin bugünkü edebi Türkçemizin Kristof Kolomb’udur. (…) Edebiyat lisanında istediği inkilabın tamamıyla husule geldiğini gördükten sonra hayata veda etti. Bu saadet, ilmin zirvesindekilerin çoğuna nasip olmamıştır”.

“ÖMER SEYFETTİN YILI”

Kısacık yaşamını “Ben Gönen’de doğdum” diye başlatır ve Kadıköy’de noktalar Ömer Seyfettin. İnebolu, Ayancık, İstanbul/Kocamustafapaşa, Eyüp, Şişli, Ayaspaşa, Sarıyer; Edirne, İzmir, Selanik ve Balkanlar onun okul, askerlik, yazarlık, öğretmenlik yaşamında dolaştığı yerlerden.

“Kaşağı”, “Ant”, “İlk Namaz” hikâyeleri ve “Doğduğum Yer” şiirinde Gönen’deki çocukluk günlerinden aklında kalanları anlatır. Kadıköy’den ilk anımsadıkları ise, dört yaşındayken (1888) annesiyle birlikte Şirket-i Hayriye vapuru yolculuğu; yedi yaşında Kuşdili Çayırında, Fenerbahçe’nin ilk lokali önündeki alanda yaptığı cambazlıklardır.

2019 yılı, yazım yaşamındaki en verimli yılının,

2020 ise ölümünün 100. Yıldönümü.

Bu dönemler, büyük değerlerin layıkıyla anılmasına yönelik, tekrarı bir daha gelmeyecek en önemli vesileleridir. Ömer Seyfettin ile ilgili çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Hülya Argunşah “Yarının doğru şekillenebilmesi için bugün, dünün üzerinde düşünmeyi gerektirmektedir” demekte.

100. Yıldönümü dolayısıyla görevli, ilgili, gönüllü kuruluşlar ve sevenlerince “Ömer Seyfettin Yılı” ilan edileceği, anısına yaraşır çalışmalarla anılacağı ve gelecek kuşaklara taşınacağı inancındayız. Külliyatı tamamlandığına göre, bütünsel bilimsel çalışmaların yoğunlaşmasının da tam zamanı.

Böylesine okuyanı, seveni ve sahip çıkanları oldukça, değerli insanımız, 7’den 77’ye en çok okunanlar arasındaki yerini sürdürmeye devam edecektir. Bu vesileyle, çok sayıda muhteremin yer aldığı Kadıköy, Kuşdili, Mahmut Baba Haziresindeki bakımsız mezarların da devletimizin himmetiyle gecikmeksizin restore edilmesini diliyoruz.


ARŞİV