Müzik herkes için...

İstanbul Müzik Festivali’nin bu yıl ilk kez hayata geçirdiği “Rahat Konser” uygulaması, Kadıköy'de ezber bozdu. Katı kurallardan arınmış, her türlü farklılığı şefkatle kucaklayan bu çok özel konsere katıldım, Süreyya Operası’nın büyüleyici atmosferinde müziğin kapsayıcı gücüyle kurulan o sıcak bağa şahitlik ettim...

24 Haziran 2026 - 13:21

Geçen hafta sonu, klasik müzik konserleriyle ünlü Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası yine önemli bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Ancak, 20 Haziran Cumartesi ve 21 Haziran Pazar günleri gerçekleştirilen bu konserler, alışılagelmişlerden oldukça farklıydı. Farkı yaratan ise ne mekânın büyüleyici atmosferi ne de çalınan eserlerin kalitesiydi; 'farklı' olan bizzat seyircinin kendisiydi. Bu, İKSV’nin 54’üncüsünü düzenlediği İstanbul Müzik Festivali kapsamında, bu yıl ilk kez hayata geçirilen ve başlangıç noktası olarak Kadıköy'ün seçildiği “Rahat Konser” uygulamasıydı. 

Peki, nedir bu rahat konser? Özetele rutin konser algısının dışına çıkmak demek. Klasik müzik konserlerin belirli kuralları vardır; salonun tamamen sessiz olması, herkesin aynı anda oturup aynı şekilde dinlemesi, aynı anda alkışlaması vb. beklenir. Oysa rahat konser anlayışı, herkesin aynı deneyime aynı şekilde ihtiyaç duymadığını kabul ediyor. Rahat konser, o katı  ve mesafeli kurallarından arındırılmış; daha sakin, doğal ve kapsayıcı bir atmosfer yaratıyor;  salon kurallarının esnetilmesi, daha düşük ses seviyesi, yumuşak ışıklandırma, azaltılmış seyirci kapasitesi, numarasız oturma düzeni, konser esnasında salona girip çıkma serbestisi, sessiz durma zorunluluğunun olmaması, istenilen tepkinin anlık olarak verilebilmesi... Bu özel deneyimin dinleyicileri de bir o kadar özeldi; nöroçeşitliliği olan bireyler, otizm spektrumunda veya duyusal hassasiyetleri olan kişiler, çocuklar, bebekler, ileri yaştaki müzikseverler...

GÖNÜLLÜLER GÖREVDE

İKSV Erişilebilir Sanat Partneri DenizBank’ın katkılarıyla hayata geçirilen bu ilk rahat konseri deneyimlemek için 20 Haziran Cumartesi günü, öğle vakti Süreyya Operası'nın yolunu tuttum. Girişte dinleyicileri, -dezavantajlı gruplara yönelik alternatif çözümler öneren, yenilikçi ve sürdürülebilir projeler üreten-  Alternatif Yaşam Derneği gönüllüleri karşıladı. Gönüllüler yalnızca karşılama yapmakla kalmadı; konser boyunca kolaylaştırıcı olarak da salonda yer aldı. İhtiyaç duyabilecek kişiler için destekleyici bir ortam oluşturulmuştu. Hatta dernek Başkanı Ercan Tutal’dan öğrendiğime göre, opera binasının bir köşesinde, konser esnasında herhangi bir sebeple rahatsızlık yaşayabilecek misafirler için 'huzurlu bir kriz merkezi'  (sakinleşme alanı) bile oluşturulmuştu. Yazının sonunda bahsetmeyi planladığım o huzuru şimdiden ele vermiş olacağım ama ne mutlu ki o alana bir an bile ihtiyaç duyulmadı. Herkes, müziğin kollarına kendini güvenle bırakmıştı...

SESSİZLİK BASKISINDAN AZADE...

Gelelim konser anına... Alışılagelmiş akşam konserlerinin aksine etkinlik, öğleden sonra gerçekleştirildi. Ortama rahatça uyum sağlanabilinmesi için kapılar 14.30’da açıldı. Konser akışını içeren broşürümü alıp bir yere oturdum. ‘Bir yere’ diyorum çünkü bu konsere özel olarak numarasız oturma düzeni uygulanıyordu, yani herkes kendini daha rahat hissettiği koltuğa oturmakta serbestti. Konser vakti yaklaşırken salondaki hareketlilik yavaş yavaş yerini bekleyişe bıraktı. Ancak bu bekleyişte, klasik konserlerden bildiğimiz o “sessizlik baskısı” yoktu, dinleyiciler doğal ve rahat bir haldeydi. Saatler 15.00’i gösterdiğinde ise hepimizin bildiği "Cep telefonlarınızı kapatın, çekim yapmak yasaktır" minvalindeki o anons duyulmadı.  1  saati aşan performans boyunca hiç kimsenin telefonunun çalmaması ise, -işi gereği pek çok konser takip eden ve her konserin en iyi ihtimalle 1 kez cep telefonu melodisiyle bozulduğuna şahit olan- bir gazeteci olarak beni oldukça şaşırttı. Konser başlarken ışıklar tamamen kapanmadı, yumuşak bir şekilde azaltıldı. Böylelikle Süreyya Operası’nın tarihi atmosferi de müziğin bir parçası haline geldi. Salonun duvarlarındaki freskler, mimari detaylar ve sahneden yükselen müzik harmanlandı.

HERKES İÇİN İLK DENEYİM

Sahnede Lepidus Ensemble vardı: Olgu Kızılay (keman), Yusuf Yalçın (keman), Öykü Koçoğlu (viyola) ve Çağlayan Çetin (viyolonsel). Grup üyelerinden Öykü Koçoğlu, salondakilere "Bu sizin için bir ilk, bizim için de..." sözleriyle hitap ederek sıcak bir başlangıç yaptı. Klasik müzik konserlerinin belirli kurallar ve belirli bir izleyici kitlesiyle sınırlı olmadığını anlatan Koçoğlu, örneğin klasik müzik konserlerine mutlaka çok şık giyinerek gitmek gerekmediğini vurguladı. Nitekim grup üyeleri de takım elbise ya da abiye yerine rahat ama özenli bir kıyafet tercih etmişti. Dinleyiciler de aynı rahatlığı paylaşıyordu. Ardından Öykü Koçoğlu, her eserden önce dinleyeceğimiz parçaya dair kısa bilgiler paylaşarak dinleyicileri esere hazırladı. Besteciler, eserlerin hikâyeleri ve müziğin özelliklerine ilişkin bu küçük anlatımlar, klasik müziğe uzak olan dinleyiciler için rehber niteliğindeydi. 

TANIDIK MELODİLER, YUMUŞAK SESLER

Dinleyicinin kolayca bağ kurabileceği bir repertuvar hazırlanmıştı. Baroktan çağdaş döneme uzanan bir yelpazede en sevilen lirik eserler vardı programda. Mesela, klasik müziğe hiç aşina olmayan birinin bile mutlaka bir yerlerden kulağına çalınmış olan Vivaldi’nin Dört Mevsim'i, Mozart’ın Türk Marşı gibi zamansız besteler çalındı. Konserin finali ise, yerli dinleyicinin ortak müzik hafızasında olan “Üsküdar’a Gider İken” melodisiyle yapıldı. Bis (konser bittikten sonra seyircinin alkışlarla sanatçıdan bir parça daha çalmasını istemesi) dahil tam 11 eser seslendirildi 65 dakikalık konser boyunca. Broşürde yazan o vaat, yerine getirilmiş, ‘tanıdık melodiler& yumuşak sesler’ yankılanmıştı.

Konser sonrası fuayeye çıktığımda ise kulak kabarttığım sohbetlerde öne çıkan şey; -belki bir çoğu ilk kez bir klasik müzik konserine gelenlerin- hissedilen memnuniyet idi... Farklılıkları ayrıştıran değil, tam aksine müziğin evrensel diliyle kapsayan bir anlayışın ürünü olan “Rahat Konser”, klasik müzik salonlarının kapısını genişletti ve o kapıdan içeri giren herkes için müziğin başka türlü de yaşanabileceğini gösterdi. Nihayetinde, müzik hepimiz için, değil mi?

(fotoğraflar: Gökçe Uygun-Mete Kaan Özdilek)


ARŞİV