Osmanlı’da yoksulluk ve kadın mücadeleleri

Kadıköy Belediyesi TESAK ile Tarih Vakfı iş birliğiyle düzenlenen etkinlikte tarihçi Gülhan Balsoy, 19. yüzyıl Osmanlı’sında kadınların yoksulluk ve mücadele tarihini anlattı

11 Mart 2026 - 13:39

Tarihçi Gülhan Balsoy, 5 Mart Perşembe günü Kadıköy Belediyesi TESAK’ta ‘Geç Osmanlı’da Yoksulluk, Kadınlar ve Mücadeleleri’ başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi. Tarih Vakfı işbirliğiyle yapılan etkinlikte Balsoy, 19. yüzyılda savaşlar, göçler, ekonomik dalgalanmalar ve ekolojik krizlerin Osmanlı toplumunda yoksulluğu derinleştirdiğini, bu durumun özellikle kadınların toplumsal ve ekonomik kırılganlıkları nedeniyle erkeklere kıyasla çok daha ağır sonuçlar doğurduğunu vurguladı. Balsoy, kadınların hane yapısındaki değişikliklerden kayıt dışı emeğe, dul ve kimsesiz kadınların yaşadığı güçlüklerden hayatta kalma ve dayanışma stratejilerine kadar  dönemi geniş bir bakış açısıyla anlattı. Ayrıca ev içi üretim, mahalle yardımlaşmaları ve vakıf ağlarının kadınların yaşamını destekleyen temel mekanizmalar olduğunu belirtti. Balsoy,“Kadınlar bu kriz ve yoksulluk ortamında sadece hayatta kalmakla kalmadı, aynı zamanda haklarını savunmak ve yaşam koşullarını iyileştirmek için çeşitli yollar geliştirdi. Bu durum, hem bireysel hemde toplumsal açıdan büyük önem taşıyor.” dedi. 

KADINLAR VE YOKSULLUK

Balsoy, “Kadın tarihi çalışması yalnızca olayları değil, soruları da nasıl sormamız gerektiğini gösterir. 1870’lerde Osmanlı tarihinin belki de en büyük açlık ve kıtlık dalgalarından biri yaşandı. Toplumun bütün kesimleri etkilendi ve özellikle kadınlar krizlerden orantısızca etkilendi. Kentlerde kadınlar için ücretli iş olanakları neredeyse yoktu. Ev hizmetçiliği sınırlı bir seçenekti. Fabrikalar ve öğretmenlik gibi meslekler ise kadınlara çok kısıtlı alan sağlıyordu. Kentlerde yoksulluk derinleşirken, geleneksel mahalle ve cemaat dayanışma ağları çözülmeye başladı, modern yardım kurumları ise henüz tam olarak kurulmamıştı.” dedi.

Kadınların Haseki Nisa Hastanesi ve benzeri kurumlarda geliştirdikleri mücadele yöntemlerini anlatan Balsoy, “Başlangıçta Hürrem Sultan tarafından kurulan külliye, zamanla kadın hapishanesi, ‘deli’ kadınların bimarhanesi ve kimsesizlerin yurdu olarak kullanıldı. Ancak kadınlar burada sadece pasif değildi; içerideki koşulları iyileştirmek için sürekli arzuhaller yazmış, çocuklarını okula gönderebilmek için çabalamışlardı. Benzer şekilde 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası muhacir kadınlar için kurulan Kırmızı Kışla da kadınların hayatta kalabilmesi ve hak arayışları için önemli bir kurum olarak işlev gördü.” ifadelerini kullandı.

HUKUK VE TOPLUMSAL BASKI

Kadınların hukuki engeller ve toplumsal baskılarla mücadelelerinden de söz eden Balsoy, “Bu dönemde yalnız kadınların varlığı, hem devlet hem de orta sınıf tarafından kamusal ahlaka ve hijyene tehdit olarak görülüyordu. Ancak kadınlar, boşanma, nafaka ve yaşam koşullarını iyileştirme çabalarından vazgeçmedi. Kadınlar, Şafii naiplerine başvurarak hukuki engelleri aşmayı denediler. Bu yoğun talepler 1917’de çıkarılan Hukuk-ı Aile Kararnamesi gibi düzenlemelere zemin hazırladı. Kadınların hak arayışları sadece kendi hayatlarını değil, toplumsal düzeni de dönüştürme potansiyeli taşıyordu.” dedi.

EDEBİYAT VE DAYANIŞMA

Balsoy, kadınların edebiyat yoluyla gösterdikleri dayanışma ve direncin tarihsel bağlamını şu sözlerle yorumladı: “Fatma Aliye’nin Refet romanında, eşi öldükten sonra yoksulluğa düşen bir anne ve kızının mücadelesi sadece bireysel bir yaşam hikâyesi değil; aynı zamanda kadınların dayanışma ve kendi ayakları üzerinde durma çabalarının tarihsel bir belgesidir. Anne, kızını okutabilmek için tüm gücünü seferber eder; Refet ise kendi ayakları üzerinde durmayı başarır. Emine Semiye’nin romanlarında ise, evlilik dışı hayatı ve farklı yaşam biçimlerini tercih eden kadınlar öne çıkar. Bu eserler, kadınların sadece mağdur olmadığını, hak arayan ve direnç gösteren bireyler olduğunu gösteriyor.”

Söyleşi, katılımcıların soruları ile sona erdi. 

 

Etiketler; TESAK

ARŞİV