Sevda, gurbet, mücadele… Sadık Gürbüz, yarım asırdır sazının teknesine sadece notaları değil; bu toprakların yoksulluğunu, adaletsizliğini ve hiç bitmeyen umudunu sığdırdı. Türküleri yalnızca seslendiren bir yorumcu olmanın ötesine geçerek, onları toplumsal hafızanın en dirençli taşıyıcılarından birine dönüştürdü. Şimdilerde 50. sanat yılını özel bir konser serisiyle kutlamaya hazırlanan Gürbüz, yarım asırlık bu devasa birikimi yeniden sahneye taşıyor. Halk müziğini, direnişin, hafızanın ve toplumsal tanıklığın bir parçası olarak gören usta sanatçıyla müziğin geçirdiği dönüşümü, sanatçının omuzlarındaki toplumsal sorumluluğu ve bugünün Türkiye’sindeki kültür iklimini konuştuk.
Toplumlar diyalektik bir süreç içinde gelişiyor ve bu gelişmeyle birlikte kendi değişimlerini de yaratıyorlar. Ancak bu değişim her zaman ileriye doğru olmuyor; bazen geriye doğru bir dönüşüm de yaşanabiliyor.
“TÜRKÜLER BİRER BELGESELDİR”
Halk müziği, halkın yaşantısıyla doğrudan ilintilidir; halk ne yaşıyorsa onu müziğe döküyor. Bu anlamda türküler birer belgeseldir. Dadaloğlu, Köroğlu, Pir Sultan, Bedrettin; bunlar o dönemlerde halkın yaşadıklarının müziğe yansımasıdır.
Ben de yaşadığım dönemi, yani yoksulluğu, hukuksuzluğu, adaletsizliği ve baskıları belgeleyerek geleceğe aktarıyorum.
Eğer kendinizi üreten ve emekçi sınıfına ait hissediyorsanız, toplumsal sorumluluk kaçınılmaz bir görevdir. Bir hukukçu nasıl kendi alanında kavga veriyorsa, sanatçı da kendi dalında mesajını iletir ve yaşadıklarını anlatır. Sanatçı, halkına karşı kendini borçlu hissettiği için bu yükümlülüğü üstlenir. Ancak toplumdan yana tavır koyup iktidarlara boyun eğmediğinizde “sakıncalı” görülürsünüz ve üzerinizde yoğun baskı hissedersiniz. Sanatla uğraşan kişi ile gerçek sanatçı arasındaki ayrım da burada ortaya çıkar.

1976'da Pir Sultan Abdal deyişlerini çok sesli düzenlediğimde devrimci kesimden “burjuva özentisi” olduğuma dair ağır eleştiriler almıştım. Aslında bu fikir, 1977'de Yunanistan'da Mikis Theodorakis'in halk türkülerini büyük orkestralarla söylediğini görmemle pekişti. Azeri müzisyenlerin de benzer çalışmalarını görünce “Bizim türkülerimiz neden böyle yapılmasın?” dedim. Senfonik türküler yapmak büyük bir riskti ama birinin yolu açması gerekiyordu. Bu çalışmalar için bir ev parası harcadım; 1986’da o parayla bir ev almak mümkündü. İyi ki yapmışım.
Sanatı ne için yapıyorsunuz? Para kazanmak için yapıyorsanız sorunsuz bir kişisinizdir, lüks içinde yaşayabilirsiniz. Ama sanatçı eğiliminiz varsa, toplumdan yana tavır koyarsınız. İktidarlar kendi geleceklerini sürdürmek için eleştirel düşünceye tahammül gösteremiyorlar. Mesela bugün taşlamalar yapılamıyor, bir korku iklimi var. Halbuki müziğin en güzel örneklerinden biridir taşlamalar.
Nasıl geçtiğinin hiç farkında değilim, seneleri de saymadım (gülüyor). İkide bir yaşımı söylüyorlar. Bunda bir şey var dedim. 50. yıl projesi de aslında böyle çıktı. Ama sesimizi kullanabildiğimiz, yeni türküler üretebildiğimiz ve bunu paylaşabildiğimiz sürece senelerin önemi yok.
“ABDAL BİR CESARETE SAHİP KİŞİLERE İHTİYAÇ VAR”
Hiç tereddüt etmeden “Deliliğe devam!” derdim. Usludan akıllıdır bizim delimiz. Biz o “delilik” gömleğini keyifle giydik. Toplumda statükoyu bozacak “abdal” bir cesarete sahip kişilere ihtiyaç var.
Senfonik türküleri sahneye taşıyamadım. 1998'de TRT'den bir destek sözü almıştım ama o dönem deprem olunca her şey bitti. İçimde kalan tek şey odur.
Sizce bir türküyü zamansız yapan şey nedir?Gençler kendi dünyalarından bir parça bulabildikleri, estetik arayışlarına yanıt aldıkları takdirde türküleri seviyor ve dinliyorlar. Türküleri zamansız yapan şey budur; 18 yaşındaki genç de 80 yaşındaki insan da kendinden bir parça görebiliyorsa o türkü yaşar. Sevgi, aşk, gurbet, adaletsizlik; bunlar her dönem yaşanan ortak duygulardır.
Sahneye her zaman olduğu gibi Pir Sultan ile başlayacağım. Geleneksel türküler, deyişler, semahlar ve çağdaş şairlerden bestelediğim eserler olacak. Ayrıca albümlere, CD'lere o dönem yayıncılar tarafından konulamayan, sansürlenen türkülerden de örnekler vereceğim. Kadıköy seyircisiyle uzun bir aradan sonra buluşmak benim için bilinmez sularda yüzmek gibi, ama umarım salonu doldururlar.
Sadık Gürbüz’ün “sözün, müziğin ve direnişin” izlerini taşıyan 50. yıl özel konseri, Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi (CKM) ev sahipliğinde gerçekleşecek. Saat 20.30’da başlayacak konserin biletleri www.biletix.com adresinden edinilebilir.