Sınırları aşan ezgiler:Komşiler

Bir şarkı iki dilde söylendiğinde ne değişir? Ud ve buzuki aynı sahnede nasıl bir hikâye anlatır? Türk, Yunan ve Balkan ezgilerini bir araya getiren Komşiler’le, müziklerinin sınır tanımayan yolculuğunu konuştuk

20 Şubat 2026 - 09:24
Aynı sahnede Türkçe ve Yunanca şarkıların birlikte söylendiği, dansın müziğe eşlik ettiği bir atmosfer kuruyor Komşiler. İstanbul’da kurulan grup; Türk, Yunan, Akdeniz ve Balkan müziğinin ortak hafızasını Rebetiko ve Café Aman geleneği üzerinden bugüne taşıyor. Geleneksel ezgileri modern düzenlemelerle yorumlayan Komşiler, farklı coğrafyaların melodilerini tek bir repertuvarda buluşturarak dinleyiciye hem tanıdık hem de canlı bir deneyim sunuyor. Konserlerinde yalnızca bir müzik dinletisi değil, kolektif bir sahne dili kuran grup; dans formlarını, iki dilli repertuvarı ve güçlü enstrümantal yapıyı bilinçli bir sahne kurgusuyla bir araya getiriyor. Vokalde Katerina Batalogianni, buzukide Ali Baran Özcan, udda G. Gizem Sucu, gitarda Ozan Demir ve perküsyonda Gamze Yılmazel’den oluşan grup; Türkiye’nin farklı şehirlerinde ve Yunanistan’da sahne alıyor.İstanbul’un ve Kadıköy’ün kültürel çeşitliliğinden beslenen grup, müziği sınırların ötesinde bir buluşma alanı olarak görüyor. 27 Şubat’ta Barış Manço Kültür Merkezi’nde gerçekleştirecekleri konserle Kadıköylülerle buluşmayı bekleyen Komşiler ile kuruluş amaçlarını, müzikal çizgilerini, repertuvar tercihlerini ve gelecek planlarını konuştuk. 
 
- Komşiler hangi fikirle ve ne zaman kuruldu? Bu grubu bir araya getiren temel motivasyon neydi? 
Katerina Batalogianni: Komşiler, Şubat 2023’te sanat yolculuğuna başladı. Grubun temel fikri hem Yunan hem de Türk şarkılarını birlikte yorumlamaktı. Aynı melodinin, farklı dillerde söylenen sözlerle bazen aynı, bazen de farklı anlamlar taşıması ve bu anlamların dinleyicilerle paylaşılması bu yolculuğun merkezinde yer aldı. Komşiler, benim için araştırmayla sahneyi birleştiren; İstanbul’daki yaşamım ve eğitimim boyunca edindiğim deneyim ve etkileri sanatsal bir ifadeye dönüştürmenin doğal bir yolu oldu.  Hepimiz bu müziğe karşı ortak bir heyecan paylaşıyoruz. Asıl motive edici olan, bu karşılıklı ilginin birlikte nasıl bir etkileşime dönüşeceğini görmekti. Grup üyelerimizin her biri farklı müzikal altyapılardan geliyor; farklı arka planlara, müzikal referanslara ve dinleme alışkanlıklarına sahip. Bu çeşitlilik, birlikte çalışırken ortak bir üretim alanı yaratmamıza ve yaratıcı sürecin sürekli beslenmesine olanak sağladı. 
 
Başlangıçta, özellikle Türkçe ve Yunanca sözlerle icra edilen, ortak melodilere sahip şarkılara odaklandık. Bu şarkıları yalnızca yeniden seslendirmekle kalmadık; kendi yorumumuzu ve düzenlemelerimizi ekleyerek bugünün estetiğine yaklaştırdık. Zamanla, İstanbul’da zaten sevilen bu ortak repertuvarın yanı sıra daha az bilinen parçalara da yer vermeye başladık. Ancak Komşiler’i kurmamızdaki asıl motivasyon, bu müziği birlikte geliştirdiğimiz özgün bir yaklaşımla, kendi tarzımızla yorumlama isteğiydi. 
 
- “Türk, Yunan, Akdeniz ve Balkan ezgilerini bir araya getirmek” sizin için estetik bir tercih mi, yoksa bilinçli bir kültürel yaklaşım mı? 
Katerina Batalogianni: Türk, Yunan, Akdeniz ve Balkan repertuvarı bizim için hem estetik bir tercih hem de kültürel bir oluşum. Bir yandan sanatsal ilgimizi ve müzikal dinleme deneyimlerimizi yansıtıyor. Bir yandan estetik olarak bizi cezbediyor, yorumlamaktan ve farklı melodiler üzerinden yeniden üretmekten keyif aldığımız bir repertuvar. Belirli coğrafi repertuvarlarla sınırlı kalmak yerine, çok kültürlü bir repertuvardan gelen hem geleneksel hem de zaman zaman günümüz şarkılarını yapısal açıdan ele almayı tercih ediyoruz; formlar, motifler, varyasyonlar ve süslemeler üzerinden. Tüm bu unsurlar i sanatsal ve müzikal olarak gelişmemizi sağlıyor, repertuvarımızı besliyor. 
“GELENEKTEN BESLENEN MODERN BİR ÜSLUP”
- Repertuvarınızı oluştururken çalgılar arası diyalog ve ritmik yapı seçimlerinizi nasıl etkiliyor? Bir parçayı Komşiler’e ait kılan şey melodik karakteri mi, düzenlemedeki yaklaşımınız mı yoksa sahnedeki enerjisi mi? 
Ozan Demir: Melodi karakteri çoğu zaman bizi çeken ilk şey oluyor çünkü farklı coğrafyalardan gelen ezgilerin ortak bir duyguda buluştuğu yerle ilgileniyoruz. Ama o yorumu gerçekten “bizim” yapan şey düzenleme sürecinde ortaya çıkıyor. Udun, buzukinin, gitarın ve perküsyonun birbirine nasıl alan açacağını düşünerek ilerliyoruz. Çalgıların birbiriyle diyalog halinde olduğu, doğaçlamaya alan açtığımız ve dinamik ilişkileri sürekli canlı tuttuğumuz yaklaşımlarla parça Komşiler rengine bürünüyor diyebilirim. Sahnede ise bu yapı bambaşka bir enerjiye dönüşüyor. Canlı performanslarımızda çalarken parçalar sabit bir formda kalmıyor; anlık değişebilen, uzayabilen pasajlar, ritimle kurulan ilişki her seferinde yeniden şekilleniyor. Bu yüzden bir parçayı Komşiler’e ait kılan şey, melodinin kendisinden çok o melodiyi birlikte nasıl işlediğimiz ve her performansta yeniden birbirimizle kurduğumuz ilişki diyebilirim.
 
- Geleneksel çizgiye mi daha yakınsınız yoksa modern düzenlemelere mi? 
Ozan Demir: Farklı gelenek ve stillerden beslenerek repertuarımızı oluşturuyoruz, ancak düzenleme yaklaşımlarımızın da çizdiği çerçeveyle modern üsluba daha yakın bir çizgide olduğumuz kanısındayım. Geleneği doğru anlamaya çalışmak elbette çok önemli, ancak Komşiler 20. yüzyılın başında yakılmış bir ağıtı da 90’larda hit olmuş bir besteyi de kendi dokusuyla, günümüz atmosferi ve mekanlarında yankılandıran bir grup. 
 
UD VE BUZUKİNİN DİYALOĞU
- Sahnede ud ve buzukinin bir arada olması müziğinizin karakterini nasıl belirliyor? Bu birliktelik sizce bir tezat mı, yoksa birbirini tamamlayan bir ses dünyası mı yaratıyor? 
G.Gizem Sucu: Kesinlikle bir tezatlıktan söz edebiliriz. Ancak bu farklılıklar, aynı zamanda birbirini tamamlayan özellikler de barındırıyor. Buzukinin hem gitar gibi akorlarla çalınabilmesi hem de ud gibi melodik bir çizgide ilerleyebilmesi, müziğimizi önemli ölçüde genişletiyor. Ud ise kendine özgü tınısıyla, özellikle serbest taksimlerde, çok sesli yapıyı bir anda sakinleştirerek bambaşka bir atmosfer yaratabiliyor.
 
Zaman zaman buzukinin tiz ve yüksek kahkahalarını andıran sesi karşısında ud, insanın içindeki hüzne dokunuyormuş gibi geliyor. Teknik açıdan bakıldığında, özellikle komalı müziklerde bazen ud buzukiye yaklaşırken, bazen de buzuki, udun perdesiz klavyesinde komaları nakış gibi işlemesine alan açıyor. Aynı melodiyi çalsalar bile ses renkleri sayesinde karakterlerini hemen belli edebilen bu iki enstrümanın birlikteliği, aslında ortak bir yolculuk olarak da görülebilir.
 
- Konserlerinizde dans formlarına da yer veriyorsunuz. Bu, sahne kurgunuzun bilinçli bir parçası mı? 
Ali Baran Özcan: Sahnede dinamik ve çeşitli bir repertuvar olmasını istediğimiz için sirtaki, zeibekiko, aptaliko, karşılama, kasap havası gibi farklı dans formlarını repertuvarımıza katıyoruz. Ayrıca Yunan dans ekipleriyle beraber özel dans geceleri gerçekleştiriyoruz. Bu sahnelerimize gelen Yunan dans topluluklarının da eşlik etmesiyle sahnelerimiz daha da güzelleşiyor. 
 
- Türkçe ve Yunanca repertuvar dengesini nasıl kuruyorsunuz? 
Ali Baran Özcan: Hem Türkçe hem Yunanca sözleri olan, iki kültürde de karşılığı bulunan şarkıları seçmeye çalışıyoruz. Bunun dışında repertuvarı kurgularken müzikal dengeyi gözetiyoruz. Ortak repertuvarın ötesinde, kendi müzikal arka planlarımızı da sahneye taşımaya çalışıyoruz. Grupta ud olduğu için, Gizem’in müzikal geçmişini öne çıkaran bir Türk Sanat Müziği saz eserine yer veriyoruz; ancak bunu klasik icra biçiminden biraz uzaklaşıp kendi düzenlememizle çalıyoruz. Buna karşılık olarak ise geçtiğimiz yıl tekli olarak yayınladığımız “Tatavla Kasabı”nı repertuvara dahil ediyoruz. İstanbul’daki Rum müziğine ait olan ama sınırlı sayıda kaydı bulunan bu eserin düzenlemesi bana ait. Böylece hem çalgısal hem kültürel olarak iki tarafı da temsil eden ama bize ait bir bütünlük kurmaya çalışıyoruz.
İKİ ÜLKEDE İKİ SAHNE DENEYİMİ
- Türkiye ve Yunanistan’daki konser deneyimleriniz müzikal çizginizde bir değişim yarattı mı ve sizi ilk kez dinleyecek biri konserinizde nasıl bir atmosferle karşılaşıyor?  
Gamze Yılmazel: Türkiye’de sık sahne alıyoruz ama daha çok mekânlarda, restoran tarzı yerlerde çalıyoruz. Buna “Taverna Gecesi” diyoruz ve bir konsept olarak sunmaya çalışıyoruz. Bu müziklerin böyle yerlerde yaşaması zaten çok doğal; o atmosferin bir parçası. Bu sahneler hem öğretici hem de dinleyiciyle doğrudan temas kurduğumuz alanlar.Konser formatı ise farklı. İnsanların özellikle bizi dinlemek için geldiği, baştan sona kurguladığımız akşamlar… Şehir dışında çaldığımızda bu fark daha net hissediliyor. 27 Şubat’ta Barış Manço Kültür Merkezi’ndeki konserde de repertuvar akışından sahnedeki duygu iniş-çıkışlarına kadar daha bütünlüklü bir yapı kurmaya çalışıyoruz; gecenin nerede yoğunlaşıp nerede sakinleşeceğini birlikte tasarlıyoruz.
 
Ana akım bir tür icra etmiyoruz, hatta kendi yaş grubumuzun en çok tükettiği müzikleri de yapmıyoruz. Buna rağmen her kuşaktan insana ulaşabildiğimizi görmek çok kıymetli.Yunanistan’da sahne almak da bizim için ayrı bir deneyimdi. O kültürün içinde yetişmemiş müzisyenler olarak oraya ait şarkıları icra etmek heyecan vericiydi. Katerina dışında hiçbirimiz o kültürün içinde büyümedik ama yaşadığımız coğrafyada bu müzikler zaten iç içe. Yunanistan’da sokakta repertuvarımızdan bir parçayı duymak, yaptığımız işle oradaki hayat arasında güçlü bir bağ kurmamı sağlıyor.
 
Bu müziği daha iyi anlayabilmek ve hakkıyla icra edebilmek için emek veriyoruz. Bunun Yunan dinleyici tarafından da karşılık bulması cesaret verici. Kliplerimizin farklı ülkelerden izlenmesi de bize şunu hatırlatıyor: Müzik gerçekten sınırları aşabiliyor.Sahnede en çok hissedilen şey ise şu: Biz yaptığımız işten keyif alıyoruz. Bazen beklentileri dengelemek kolay olmuyor ama o dengeyi aramak da canlı müziğin bir parçası. Komşiler konserinin atmosferi biraz da bu arayıştan doğuyor.
 
- İstanbul’da kurulmuş bir grup olarak Kadıköy’ün kültürel atmosferi müziğinizi etkiliyor mu?  
Katerina Batalogianni: Kadıköy’ün kültürel atmosferinin müziğimizi etkilediğini düşünüyoruz. Grubun çalışmalarına başlamadan önce, “Kadıköy Sessions” projesine katıldık. Etnik müzikler başta olmak üzere, farklı kültürlerden gelen tüm müzisyenleri bir araya getiren, herkese açık bir projeydi. İlk konserimizi orada yaptık. Yeni başlayan grupların sahneye çıkabildiği, kendilerini güvende hissederek cesaret bulduğu; insanlarla tanıştığımız ve müzik aracılığıyla bağ kurduğumuz bir ortamdı. Konserlerden sonra yapılan jam session’lar bu projenin ruhunu en iyi anlatan kısım oldu. Kim olursan ol, hangi müzikten gelirsen gel, orada birlikte çalabiliyorduk. Bu atmosfer bizi sadece müzikal olarak değil, daha açık, daha paylaşımcı olmamızı sağladı. 
 
- Önümüzdeki dönemde albüm, dijital kayıt ya da yeni projeler var mı; uzun vadede Komşiler’i nasıl bir müzikal noktaya taşımak istiyorsunuz? 
G. Gizem Sucu: 27 Şubat’ta Barış Manço Kültür Merkezi’nde konserimiz olacak. Bu konser için tam da her şeyin başladığı yerde, Kadıköy’de olacağımız için çok heyecanlıyız. Canlı performanslara odaklanan bir video serisi hazırlamayı planlıyoruz, aynı zamanda dijital platformlarda da paylaşacağımız bir format olacak. Bu sayede “Taverna Gecesi” konseptinizin dışında konserlerdeki düzenlemelerimizi de dinleyiciye aktarmayı hedefliyoruz. Komşiler’in müzikteki bu birleştiriciliğini daha çok şehir ve ülkede, başka kültürdeki insanlarla da paylaşabilmeyi hayal ediyoruz. 
 
Komşiler'i buradan takip edebilirsiniz, ayrıca son klipleri de yakın zamanda Youtube'da yayınlandı. Klibe buradan ulaşabilirsiniz. 
 

ARŞİV