Taşın üzerinde bir Türkmen hikâyesi

Mozaik sanatçısı Mehmet Kına, “Heey Keçiler, Hooy Keçiler” başlıklı kişisel sergisinde, taşın kadim dili aracılığıyla hem Türkmen hafızasını hem de günümüzün toplumsal kırılmalarını anlatıyor

04 Mart 2026 - 14:54

Mozaik sanatının çağdaş temsilcileri arasında gösterilen Mehmet Kına, üretimlerinde geleneksel malzemeyi güncel meselelerle buluşturan bir sanatçı olarak öne çıkıyor. Bin yılı aşkın süredir keçi yetiştiriciliğiyle yaşamını sürdüren bir Türkmen grubunun üyesi olan Kına, kültürel hafızayı, göçebelik deneyimini ve toplumsal belleği taşın kalıcılığı üzerinden görünür kılıyor. Kına’nın “Heey Keçiler, Hooy Keçiler” başlıklı kişisel sergisi, 21 Şubat Cumartesi günü açıldı. Sergi, 21 Mart tarihine kadar Evrim Sanat Galerisi’nde sanatseverlerin ziyaretine açık olacak. Sergide keçi figürü üzerinden hem tarihsel hem de güncel bir anlatı kuruluyor, geçmişle bugün aynı yüzeyde, aynı taşın içinde buluşuyor.

TAŞIN TANIKLIĞI

Mozaik tekniğini yalnızca bir form değil, güçlü bir anlatım dili olarak gördüğünü belirten Kına, sanat anlayışını şu sözlerle anlatıyor: “Mozaik benim için sadece bir teknik değil, anlatmak istediğim içeriği taşıyan bir dil. İçeriği bu zaman diliminde oluşturduğum için bugüne tanıklık ediyor. Oysa mozaik iki bin yıl önce bambaşka bir tanıklık yapıyordu. Malzemenin taş ve uzun ömürlü olması kalıcılık kavramını güçlendiriyor. Anlattığım şey bugün de beş yüz yıl sonra da sağlam durabilmeli. Çünkü sözünü ettiğim meseleler kadim insanlık durumları. Taşın direnciyle hafızanın direnci arasında bir benzerlik görüyorum. Zaman kırılgan olabilir, yaşadıklarımız sarsıcı olabilir ama taş kalır. Ben de kırılgan zamanlara karşı kalıcı bir yüzey oluşturmak istiyorum.”

 “HEY” VE “HOY” TOPLANMANIN SESİ

Serginin başlığındaki iki ünlem, keçilerle kurulan ilişkinin içinden doğan bir çağrı olduğunu anlatan Kına, “hey” ve “hoy”un yalnızca bir sesleniş olmadığını şu sözlerle ifade etti: “Hey ve hoy, insanların keçilerle kurduğu dilin iki temel ünlemi. Keçilerin dilinden en iyi çobanlar anlar. Bu sesler keçilere toplanma zamanının geldiğini hatırlatır. Çobanı görmeseler bile onun varlığını hissederler ve bir araya gelmeye başlarlar. Keçilerle yaşadığımız uzun zaman dilimi, günlük konuşmalarımıza ve toplumsal reflekslerimize de yansımış durumda. Ben de bunu vurgulamak istedim. Belki de şimdi yeniden toplanma ve bir menzile doğru yola çıkma zamanı.”

 “FERMAN PADİŞAHINSA DAĞLAR BİZİMDİR”

Sergide atalarının göçebelik deneyimine ve tarihsel kırılmalarına da yer verdiğini söyleyen Kına, “Bin yıldan fazladır keçi besleyerek yaşamını sürdüren bir Türkmen grubunun üyesiyim. Oba hayatı, göçebelik, sürgünler, Osmanlı’nın iskân yasaları, otlak parası… Atalarım bütün bunları yaşamış. Avşar Türkmenlerinin Aladağlar’dan sürülmesini unutmamışlar. Onun için ‘ferman padişahınsa dağlar bizimdir’ demişler. Atlarıyla, keçileriyle, oba halkıyla birlikte başka yaylalar, başka kışlaklar aramışlar. Bu sergide o hafızayı estetize etmeye çalıştım. Aynı zamanda keçiler üzerinden güncel yaşadıklarımızı da bu tarihsel arka planla harmanlama imkânı buldum.” dedi.

Geçtiğimiz yıl açtığı “Keçileri Kaçırmadan Keçiler 2024” sergisine de atıfta bulunarak, bu serginin o anlatının devamı olduğunu söyleyen Kına, “Keçileri kaçırma sebepleri ortadan kalkmış değil. Ama bu kez umudu yeşertmek, toplanmayı ve kendimizi toparlamayı vurgulamak istedim.” ifadelerini kullandı.

KATMAN KATMAN BİR ANLATI

Sergideki eserlerin çok katmanlı bir yapıya sahip olduğunu vurgulayan Kına, her çalışmanın görünür yada görünmez bir hikâye taşıdığını belirtiyor: “Eserlerin katmanları var. İzleyici o katmanları fark etsin ya da etmesin, her birinin kendi hikâyesi mevcut. O dili çözebilen izleyici için anlam daha da zenginleşiyor. Bazen anlatım kapalı oluyor; doğrudan söylenmiyor ama izleyici bir anda kendini o hikâyenin içinde buluyor.r. Keçilerle birlikte anlattığım meselelerde son dönemde yaşadığımız toplumsal olaylara da göndermeler var. Çünkü bu kadim bir sorun. Bir izleyici buradan çıktıktan sonra bir dağ gördüğünde keçileri hatırlasın istiyorum. Bir keçi gördüğünde celeb aklına gelsin. Sigara içerken tütün zamanını, dertleri arttığında dağlamayı hatırlasın. Yani imgeler zihinde başka bir yere otursun.”

SIRADAKİ ESER: “KURT KORKUSU”

Serginin ikinci kez açıldığını ancak meselenin henüz tamamlanmadığını dile getiren Kına, üzerinde çalışmak istediği yeni projesini de paylaşıyor: “Uzun zamandır yapmak istediğim bir çalışma var: ‘kurt korkusu’. Keçilerde de insanlarda da olan o duygu… Ortada gerçek bir kurt olmasa bile sürekli bir tehdit hissiyle yaşamak. İçinde bulunduğumuz çağı anlatabilecek bir dil kurabildiğimde bunu yapmak istiyorum. Savaşlara, yaşadıklarımıza bakınca insanların ‘acaba bize de sıra gelir mi?’ korkusu var. Belki de bu, kurt korkusu Onu anlatmak istiyorum.”


ARŞİV