90’lı yıllarda Mavi Sakal grubu ile Türk rock müziğinin yönünü değiştiren isimlerden biri olan Tibet Ağırtan, müzik yolculuğunu solo kariyeriyle sürdürüyor. Rock müziğin geçmişten bugüne dönüşümünü, Mavi Sakal’ın neden hala “efsane” olarak anıldığını ve yeni albümünün ardındaki müzikal gelişmeleri samimi bir dille anlatan Ağırtan; 1960’lar 1960’lar Rock’n’Roll ruhunu Türkçe sözlerle buluşturduğu dördüncü solo albümünün lansmanını 28 Ocak’ta Kadıköy’de yapacak.

- Mavi Sakal, 90’larda Türkiye’de rock müziğin yönünü değiştiren gruplardan biri oldu. O döneme bugün baktığınızda sizce Mavi Sakal’ı “efsane” yapan asıl şey neydi?
Mavi Sakal; çizgisinden ödün vermeden, cesurca kendi yolunda yürümüş ve bu konuda başarı hikâyesi yaratmış bir gruptur. Müzikalitesinin yanında duruşu ile de örnek bir grup olmuştur. Bu da Mavi Sakal'ı önemli bir öncü yapmıştır. Sonraki nesillere ilham, cesaret kaynağı olduğu için rock müzik tarihindeki bu efsanevi yerini almıştır.
90’LARIN ROCK SAHNESİ
- 90’ların rock sahnesi ile bugünkü alternatif sahneyi karşılaştırdığınızda ne gibi farklar görüyorsunuz?
Öncelikle 90'lardaki grupların seyirciye sunabileceği müzik yelpazesi daha dardı. Türkiye'deki rock müzik emekleme evresindeydi. Bu emekleme, müzisyenlerin yetersizliğinden dolayı değil, henüz Türk rock müziğinin normlarının belirlenmemiş olmasından dolayıydı. Yani müzisyenler henüz hangi yöne doğru hareket edebilecekleri konusunda emin değillerdi. Şimdi ise artık Türk rock müziğinde yavaş yavaş oturmuş, kendine özgü dallar oluşmuş durumda. Bunun yanında teknik olarak tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de sahne sunumu bugünkü kadar kuvvetli değildi. Seyirci konusuna değinecek olursak da konserlere gelen kitlelerin hala önemli bir kısmı meraktan ya da ne bulacağından emin olmayıp sürprizlere açık bir şekilde, daha çok ortamı yaşamak için gelen kişilerdi. Artık seyirci bir konsere gelmeden önce internet başta olmak üzere çeşitli kaynaklardan bilgi toplayıp, sunulan gösteriyi önceden öğrenerek geliyor. Bu bir taraftan 90'lardaki grupları ister istemez daha yaratıcı olmaya itmişti. Umuyorum, örneklerini çok görebildiğimiz tüketicilik yaklaşımı yerine yaratıcılık merkezli yaklaşım yaşamaya devam eder. Yani müziği tüketmek yerine üretmek zorunda olduğumuz gerçeğinden uzaklaşılmaması lazım.
- Mavi Sakal sonrası solo üretime başlamaya nasıl karar verdiniz? Solo kariyerinizde müzikal olarak daha mı cesur hissediyorsunuz, yoksa daha mı sade?
Yurt dışına göç ettiğim için grubu bırakmıştım. Gerçi ikinci albümü ve turnesini yapmak için bir süreliğine tekrar gelmiştim ama sonrasında kalıcı olarak yer değiştirdim. Bu da fiziksel olarak beni gruptan ayırdı. Benim de bu durumu fırsata çevirme şansım oldu. Maalesef birçok müzisyen arkadaşımızın müzikal olarak kafasını kuma gömüp enstrümanlarını çalışmak yerine hayal kurması tuzağına düşmeyip caz orkestrasyonu ve vokal dersleri aldım. Batı kültürünü, sefil barlarında yapılan müziklerinden stadyum konserlerine kadar daha yakından anlama ve içselleştirme şansım da oldu. Bu da benim hem üretim hem de icra tarafında daha donanımlı olmamı sağladı. Dolayısıyla da daha cesur…

“TAMAMEN ÖZGÜN BİR ALBÜM”
- “Sadece Rock’n Roll yapılan, Türkçe sözlü bir albüm yoktu, ben yapayım dedim” diyorsunuz. Bu cümle aslında nasıl bir müzikal boşluktan doğdu?
Barış Manço'sundan MFÖ'süne kadar birçok sanatçımızın albümlerinde birer ikişer Roc'n'Roll parça bulundurduğu olmuştu. O albümler çerçevesinde değerlendirdiğimizde, Türkiye'de maalesef çok az sayıda ve sadece deneysel Rock'n'Roll şarkıları üretildi. Yabancı sözlü parçalar icra edip sonra Hint ve Arap müzikleri ile albüm yapan kişiler ise yeni yaşamlarında da "Rock'çı" olarak anılmaya devam ettiler. Ülkemizde bu "Rock'çı" sıfatı aslında bu müzisyenlere Rock'n'Roll yaptıkları için değil, Rock'n'Roll yapan grupların ruhu ile başka tür müzik yapanlar için kullanılıyordu. Hâlâ bunun örneklerine rastlıyoruz. İşte tam da bu noktada gerçekten ruhunun yanında tür ve içerik olarak da Rock'n'Roll denebilecek bir albüm bulunmamakta. Burada Rock'n'Roll derken 1960'lar stilini kastediyorum. Yeni albümüm Türkiye'de ilk olarak tamamen 1960'lar Rock'n'Roll tarzında özgün ve Türkçe olacak.
- Yeni yayınlanacak olan dördüncü solo albümünüzden bahsedebilir misiniz? Albümde bizi daha sert mi, daha blues ağırlıklı mı yoksa sürprizlerle dolu bir sound mu bekliyor?
Kesinlikle daha az sert, hatta 1960'ların o yumuşak / sert tarzında diyebilirim. Albümde bir tane de saf blues parça var.
- İlk tekli “Kuş” neden bu albümün çıkış şarkısı oldu? Bu şarkı neyin hikâyesini anlatıyor?
Hayatın boş olduğu ve tamamen hür bir ruhla yaşanması gerektiğini vurgulayan bir parça. Parçayı, albümün co-producer'ı değerli arkadaşım Çağlar Türkmen seçti. Mavi Sakal ve solo albümlerimdeki müzik ile Rock'n'Roll arasında bir köprü olduğu için seçtiğini söyledi. Ben de çok mantıklı buldum. Not etmeliyim ki altışar hafta aralıkla diğer parçalar da sıra ile gelecek. Yıl içinde albüm de plak formatında yayınlanacak.

“KADIKÖY ÖNEMLİ ROCK MÜZİK MERKEZİ”
- 28 Ocak’ta Kadıköy Sahne’de yapılacak lansman konseri sizin için ne ifade ediyor?
Kadıköy tartışmasız olarak Türkiye'nin en önemli rock müzik merkezi. Çıkışı da buradan yapmak bence çok anlamlı. Kadıköy Sahne, özellikle kendi müziğini yapanların sahne aldığı bir ortam ve bu durumu daha da anlamlaştırıyor.
- Geriye dönüp baktığınızda, Tibet Ağırtan olarak “iyi ki yapmışım” dediğiniz en önemli karar hangisi ve eğer bugün genç Tibet Ağırtan ile karşılaşsaydınız, ona neler söylemek isterdiniz?
Yurt dışına giderek müzik eğitimi almak ve o müziğin kültürünü edinmek, müzikte patinaj yapmamamı sağladığı için sanırım verdiğim en önemli karardı. Bugün genç Tibet'e karşılaşsaydım, “Başarına dışardan ortak olmalarına izin verme” derdim.