Tarih Edebiyat Sanat Kütüphanesi (TESAK), 28 Eylül Pazartesi akşamı Troya Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Rüstem Aslan’ın katılımıyla “Odysseus: Hoş Geldin Yabancı” söyleşisine ev sahipliği yaptı. Aslan, aynı adlı kitabı kapsamında düzenlenen etkinlikte okurlarla bir araya geldi.
TROYA HİKAYESİNİN BİR PARÇASI OLMAK
Yaklaşık 40 yıldır Troya Ören Yeri’nde kazı çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Aslan, öğrencilik yıllarında Diyarbakır, Şanlıurfa ve Trakya’da çeşitli arkeolojik projelerde görev aldığını söyledi. Aslan, 2006 yılından itibaren kazı başkan yardımcılığı, 2014 yılından sonra ise kazı başkanlığı görevini yürüttüğünü belirterek, “Zor bir iş, sorumluluğu çok yüksek bir yer, özellikle Troya gibi bir yerde.” dedi. Troya’nın çok karmaşık bir yer olduğunu belirten Aslan, ören yerinin ziyaretçiler için anlaşılmasının zor olabildiğini kaydetti. Özellikle son 20 yılda bir Troya Müzesi fikrinin olduğunu vurgulayan Aslan, “Bir Troya Müzesi fikri vardı ve 2018 yılında açıldı. 19. yüzyılda yasa dışı yollarla yurt dışına kaçırılan eserlerin geri dönüşü ve yerinde sergilenmesi fikrini destekleyen modern bir müze. Pek çok ödül aldı. Troya Ören Yeri 1996’da milli park, 1998’de Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girdi.” diye konuştu. Aslan, “Ben de bu hikâyenin bir parçası olmaya çalıştım. Aslında büyük bir okyanusun içindeki küçücük bir damlayız.” şeklinde konuştu.
Troya’yı sadece ören yeri olarak değil, tarihsel açıdan da anlamanın çok zor olduğunu ve birçok soru barındırdığını vurgulayan Aslan, “Soruların ana çıkış noktası, öncelikle bizim Hisarlık Tepe dediğimiz yerin gerçekten Troya olup olmadığı. Bunu ispat edebilir miyiz? Burası Troya ise Homeros’un İlyada Destanı’nda anlatılan savaş oldu mu, olduysa Troya’nın hangi kentleri arasında gerçekleşmiş olabilir? Bununla ilgili arkeolojik veriler var mı, yok mu? Bu destanı anlatan Homeros diye birisi gerçekten yaşadı mı? İlyada Destanı uydurma mı, hikâyelerden mi oluşuyor? Buradaki gerçeklik payı ne? Gibi birçok soru var.” ifadelerini kullandı.

BÜYÜK HOMEROS SORUSU
İlyada Destanı’nın bazı arkeolojik verilere göre, MÖ 730’larda yazıya geçirildiğinin bilindiğini söyleyen Prof. Dr. Aslan konuşmasına şöyle devam etti: “Yani 2 bin 800 yıl önce yazıya geçirildiğini biliyoruz. Daha sonra kopyalanma süreci var. Fakat Troya MÖ 1200’lerde yıkılıyor, Hitit İmparatorluğu’nun başkenti Hattuşa da yıkılıyor, Yunanistan Yarımadası ve Mısır’daki yerleşmeler de yıkılıyor. Arkeolojik terminolojide ‘Karanlık Çağlar’ dediğimiz bir dönem var; 1200’lerden sonra yazı kullanılmıyor, mimari gecekondu mimarisine dönüşüyor, nüfus azalıyor. Acayip bir geri gidiş söz konusu. Bunun hakkında pek çok teori var; deprem, salgın hastalık, iklim değişikliği ve göç gibi. Karanlık Çağ yaklaşık 400 yıl sürüyor. 8. yüzyılda Yunan kolonileri Akdeniz’de ticarete başlıyor ve yazıyı tekrar kullanmaya başlıyorlar. Yazıyı Fenike’den aldıkları eklemelerle birlikte bizim bildiğimiz Arkaik Grek alfabesini yeniden kullanıyorlar ve İlyada yazıya geçiriliyor. Büyük Homeros sorusu ise yazının olmadığı 400 yıllık sürede Troya Savaşı’nın hikâyesi nasıl ona kadar geliyor? Homeros filologları, Troya Savaşı’nın sözlü gelenekle anlatılarak Homeros’a kadar geldiğini ve onun da yazıya geçirdiğini öne sürüyorlar.”
En eski İlyada yazılı parçacının MÖ 3. yüzyıl İskenderiye’sinden olduğunu söyleyen Aslan, Büyük İskender’in İskenderiye Kütüphanesi’nde kopyalarını yaptırdığını ekledi. Aslan, “En iyi ve en eski tam kopya MS 10. yüzyıldan, İstanbul’dan Venedik’e gitme. Fatih Sultan Mehmet Kütüphanesi’nde Fatih’in üç İlyada kopyası var. Fatih Sultan Mehmet’in Grekçeyi konuştuğunu biliyoruz.” dedi.
“HİÇ KİMSEYİM”
Homeros filologlarının artık onun Smyrna, yani İzmirli olduğunu kabul ettiğini söyleyen Aslan, büyük bir ihtimalle Sakız Adası’nda ölmüş olabileceğini öne sürdüklerini belirtti. Homeros’u ölümsüz yapan noktanın İlyada’yı başından anlatmaması olduğunu dile getiren Aslan, “10 yıllık savaşın 3 ila 4 gününü anlatıyor. Yani herkesin hikâyeyi bildiğini kabul ediyor. 24 bölüm, yaklaşık 15 bin dize.” şeklinde konuştu.
Aslan, Odysseus’un da hikâyeyi başından anlatmayıp son üç ila dört haftayı anlattığını ekleyerek, “Kurgusu, anlatım şekli ve geri dönüşüyle tam bir sinema filmi ya da bir roman kurgusu gibi. Odysseus geri dönecek ama kararı tanrılar veriyor. Fakat yedi yıl Kalipso’yla kalıyor. Odysseus depresyonda ve her gün intihar etmeyi düşünüyor. Yurdundan uzakta, gurbette. Sonunda tanrılar ‘Bırakın gitsin’ diyor ve geri dönüş macerası başlıyor.” diye konuştu. Tepegöz Mağarası’nda Odysseus’un çok kritik bir an yaşadığını söyleyen Aslan, “Yanındaki askerlerin hepsini Tepegöz her gün birer tane yutuyor. Filmde kullanılmayan bir sahne var. Sıra Odysseus’a geldiğinde ‘Sen kimsin?’ diyor. O da ‘Hiç kimseyim’ deyince ‘O zaman seni yemeyeceğim’ diyor. Hiç kimse, yani kimsesizlik, Odysseus’un hayatını kurtarıyor.” ifadelerini kullandı. Aslan, “Çanakkale bölgesinden Midilli Adası’na geçmeye çalışanlar, gittikten sonra hemen kimliklerini yırtıp atıyorlar. Kimliksizlik hâlâ günümüzde bir sığınmacı statüsü veriyor.” dedi.