Underground rock kültürüne “Tantana” katkısı

Şule Camadan ve Reha Öztunalı 2013’te bir araya gelerek bir plak şirketi kurdu. The Ringo Jets, Palmiyeler, Eskiz gibi grupların yanı sıra Taner Öngür gibi ustalarla da çalışıyorlar. Temel amaçları underground rock sahnelerinden müzisyenlerin sesi olabilmek…

08 Haziran 2018 - 11:41

Tantana, ismini bir kahvehaneden alıyor ve aynı zamanda da bir kayıt stüdyosu. Şule Camadan plağa olan ilginin ülkemizde gittikçe arttığını ve önemli bir yol kat ettiklerini söylüyor. İşte Tantana'dan Şule Camadan ile yaptığımız söyleşi:

Tantana için ne zaman, nasıl bir araya geldiniz?

2013 başlarında. Daha çok bir ihtiyaçtan kurduk diyebiliriz. Yakın çevremizde çok yetenekli ve ilginç işler çıkaran müzisyenler, gruplar vardı. Bir kısmının menajerliğini, bir kısmının sadece konser organizasyonunu yapıyorduk. Özellikle rock estetiğindeki grupların adil anlaşmalarla kayıtlarını yayımlayacakları bir adres bulamadıklarını görünce “o zaman biz yapalım” dedik.

Tantana ismi nasıl ortaya çıktı?

Reha’nın babası İstanbullu, Ramili. Orada 70’lerin başında efsane bir kahvehane var: Tantana Mustafa’nın kahvesi. Burası Siyah Gölgeler (ki sonradan Erkin Koray’ın Yeraltı Dörtlüsü’ne dönüşen grup sanıyorum), Hardal gibi döneminin progresif gruplarının takıldığı, duvarları plaklarla dolu bir kahve. Bildiğiniz kahvehane aslında ama içinde öyle kâğıt, okey vs. oynatmıyor Tantana Mustafa. Babamın yakın arkadaşıymış. Hikâyelerini dinleyerek büyüdük. O dönemin yeraltı gruplarını anmak, bugünün yeraltı gruplarına o ruhu taşımak hülyasıyla isim konusu tereddütsüz Tantana Records olarak belirlendi yani.

Underground rock sahnelerinden genç ve yeni isimlere kucak açmak neden önemli?

Sadece rock değil bütün popüler müzik türleri için underground / yeraltı önemli, çünkü ana akımda iki adım sonra ne olacaksa izlerini önce orada görürsünüz aslında. Açıkta söylenemeyen orada söylenebiliyor, açıkta denenemeyen önce orada denenebiliyor. Aslında biraz da bu yüzden bazı sanatçılar, tarzlar hep yeraltında kalıyor, kalmayı tercih ediyor. Underground rock dediğimiz de henüz radyolarda televizyonlarda görmediğiniz, taksilerde duymadığınız, belki de hiç duymayacağınız ama kendi kimliğini hiç kaybetmeyen ve aralıksız üreten bir tür.

“GENİŞ BİR EKİP OLMAK İSTİYORUZ”


Müzisyenleri nasıl keşfediyorsunuz?

O kısmı tamamen şans işte. The Ringo Jets’i New York’ta yaşayan yakın bir dostumuz Ertaç Uygun’un önermesi üzerine keşfettik. Peşinden Eskiz, Cosmic Wings, Help! The Captain Threw Up hep doğal yollarla geldi. Palmiyeler ile yolumuz onlardan gelen bir email ile kesişti. Keşif diyecek halimiz yok ama Taner Öngür’ün sonradan yayımladığımız kayıtlarından, bizi telefon ile arayıp birlikte neler yapabileceğimizi sormasıyla haberdar olduk. Tempo oldukça yoğun. Haliyle bu aralar bize ulaşan her yeni isime, albüme, link’e yeterli vakit ve dikkati ayıramayabiliyoruz. Hepi topu iki kişiyiz. Ama niyetimiz daha geniş bir ekip olmak, çünkü hala plak şirketlerinin bir fonksiyonu olduğuna inanıyoruz.

Temel hedeflerinizi gerçekleştirdiğinizi düşünüyor musunuz?

Sanıyorum evet. Gerek ekonomik, gerek siyasi bu kadar dalgalı bir memlekette böylesi bir iş ancak bu kadar yapılabilirdi diye düşünüyoruz. İmkânlar dâhilinde elimizden geleni yapıyoruz. Şu an olduğumuz yer, evet, başka bir batı ülkesinde olsaydık belki çok daha yukarıda olurduk elimizdeki içerik ile ama bugün etraftan kendi ismimizi olumlu şekilde duydukça kataloğun doğru yerlere doğru genişlediğini gözlemleyebiliyoruz.

“DİJİTALLEŞMEYİ ISKALAMAMAK LAZIM”

İnternetin ve sosyal medyanın bu kadar gelişkin olduğu bir zamanda plak şirketi olmanın handikabı var mı sizce?

Plak bizim için ayakta kalan tek fiziki format, ama bütün dünyanın, her alanda dijitalleştiğini ıskalamamak lazım. Haliyle internet ve sosyal medya herkesin hayatına, işine ne katıyor ve ondan ne götürüyorsa bizim için de birebir aynısı geçerli. Müziğe ulaşmak kolaylaştı ama aynı zamanda iyisi kötüsü pek çok müzik sürekli dolaşımda. Bu da güzel ve özgün işlere ulaşmak için dinleyicinin eskiye oranla daha sıkı takibini gerektiriyor sanıyorum.

Plak, retro ve pahalı bir aktivite olarak görülüyor bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Audiophile” sayılan kesim için zaten her zaman ideal format plak idi. Bir kere koleksiyonerleri ve audiophile’ları bir kenara ayırmak lazım. Öte yandan pek çok manada bir “geçmişe özlem” yaşandığı da ortada. Mobilyada, modada, her türlü tasarımda bunu gözlemleyebiliyoruz. Çağımızın bir gerçeği artık. Müzikte de plak ile vücut buldu denebilir ki sadece burada değil, bütün dünyada durum böyle… Fiyatı konusunda da şu söylenebilir: genel alım gücü üzerinden ölçüldüğünde Avrupa için pahalı bir format değil, Türkiye için öyle. Berlin’de 20 bagel, Paris’te 15 croissant parasına plak alınabiliyorken, İstanbul’da bu en az 70-80 simit parası… Çünkü üretim burada yapılmıyor, dövizdeki her dalgalanmadan etkileniyor. Nakliyesi, gümrüğü vs. derken fiyatlar yükseliyor. Fiyat yukarıda kaldıkça plak alışverişi genele doğru yayılamıyor, dinleyici kitlesi genişlemedikçe de üretim adetleri sınırlı sayıda kalıyor ve aynı açmazın içinde akıp gidiyoruz. Zincir mağazalarda bizim plaklarımızı bulamazsınız. Benzer çok fazla durum var aslında ama anlattıkça uzar gider. Ülkeden genel, sistemli bir kültür politikasının olmayışı ironik bir şekilde “yeraltı kültürü”nü bir nevi “lüks tüketim”e dönüştürüyor. Alıştık…

“KADIKÖY PLAK GÜNLERİ ÇOK KIYMETLİ”

Yeni plak satışlarında bir artış var mı? Yönelim olduğunu düşünüyor musunuz?

Kesin. Çeşitlilik arttıkça genel olarak satışlar da artıyor. Tabii ki bütün dünyada müziğin altın çağı sayılabilecek 1970’lerde yayınlanmış plakların Türkiye’deki muadili kült albümlerin coşkulu bir ikinci el pazarı var. Hep vardı. Bu da son dönemde iyice hareketli. Ama yeni yayınlar için dünyaya kıyasla emekleme aşamasındayız henüz. Örneğin tüm dünyada 2007’den beri plak dükkanlarını yaşatmak, plak kültürünü yaygınlaştırmak üzere Nisan ayının üçüncü cumartesi günü organize edilen Record Store Day gibi etkinlikler var, ki Türkiye’de Record Store Day yavaş yavaş yayınlaşıyor popülerleşiyor. Bizde sanıyorum bu manada en çok ses getiren, hem satış hem ilgilinin büyüklüğünü görmek açısından en keyifli ve büyük etkinlik iki yıldır yapılan Kadıköy Plak Günleri. Hem şehirdeki bütün plak dükkanlarını bir arada görmek, hem de bizim gibi bağımsız şirket ile dinleyiciyi yüz yüze buluşturmak adına çok kıymetli bir proje. Umarız arkası gelir, uzun yıllar devam eder.

Tantana aynı zamanda da bir kayıt stüdyosu. Buna dair de birkaç cümle almak isterim.

Evet. Kadıköy Kadife Sokak’ta bünyemizdeki grupların provalarını yaptığı bir stüdyomuz vardı zaten. Yakın zamanda oranın akustik düzenlemesini ve ekipmanlarına biraz yatırım yaptık ve hem prova hem kayıt kalitesi yükseldi. Kapılarını haziran ayı itibariyle herkese açtı. O kadar çok yeni proje, grup, fikir var ki etrafta, özgürce üretmek çalışma adına elzemdi. Yine kendimiz yaptık ve sanıyoruz oldu. Bundan sonrasını orada çıkacak işler belirleyecek.

www.tantana.rocks


ARŞİV