Ağız ve diş sağlığında bilinmesi gerekenler

Ağız ve diş sağlığında fark edilmeyen hatalar, ilerleyen süreçte ciddi tedaviler gerektirebiliyor. Ağız ve Diş Sağlığı Haftası’nda Dr. Dt. Ender İlker, doğru bakım alışkanlıklarının önemini vurguladı

27 Mart 2026 - 10:44

​Ağız ve Diş Sağlığı Haftası kapsamında ağız sağlığının önemi bir kez daha gündeme gelirken, günlük alışkanlıkların uzun vadeli etkilerine de ayrıca dikkat çekiliyor. Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi mezunu, İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Ana Bilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamlayan Dr. Dt. Ender İlker, ağız ve diş sağlığında en sık yapılan hatalara değindi. İlker, ağız ve diş sağlığında doğru alışkanlıkların önemine dikkat çekerek, “Dişleri doğru teknikle ve yeterli süreyle fırçalamak, diş ipi kullanmak ve düzenli bakım alışkanlığı edinmek ağız sağlığının korunmasında temel unsurlardır.” dedi.

Günlük diş bakımında yapılan hatalara değinen İlker, yanlış alışkanlıkların ağız sağlığını doğrudan etkilediğini ifade etti: “Günlük diş bakımında en sık gördüğüm hataların başında yanlış fırçalama tekniği ve yetersiz süre geliyor. Hastaların büyük bir kısmı dişlerini ya çok sert fırçalıyor ya da fırçalamaya yeterince süre ayırmıyor. Kliniğe gelen hastalarımda gördüğüm şey sert fırçalamaya bağlı diş eti çekilmeleri, mine abrazyonları. Bunun dışında diş ipinin ihmal edilmesi, sadece görünen yüzeylerin temizlenmesi ve düzenli bakım alışkanlığının olmaması da önemli problemler. Bir diğer sık hata da günde iki kere fırçalamanın ağız bakımı açısından her zaman yeterli olduğunun düşünülmesi. Eğer ara öğün sıklığınız fazla ise sadece iki kere fırçalamak uzun dönemde ağız sağlığınızı olumsuz etkileyecektir.”

“SERT FIRÇALAMAK TEMİZLİK SAĞLAMAZ”

Doğru diş fırçalama tekniklerine ilişkin toplumda bilgi eksikliği olduğuna dikkat çeken ve en yaygın yanlışlardan birinin sert fırçalama olduğunu söyleyen İlker, “Şu an pratikte kullanılan 5 teknik vardır ve bunlardan en kabul göreni Modifiye Bass tekniğidir. Bu teknikte diş fırçası, diş eti–diş birleşim hattına yaklaşık 45 derece açıyla yerleştirilir. Bastırmadan, küçük titreşim veya mikro dairesel hareketlerle o bölgede temizlik yapılır. Her bölgede birkaç saniye kalınarak sistematik ilerlenir ve ardından dişin yüzeyine doğru süpürme hareketi yapılarak fırçalama bitirilir. Şunu da tekrar özellikle vurgulamak isterim. Sert fırçalamak temizlik sağlamaz, aksine diş eti çekilmesine ve mine aşınmasına yol açar.” ifadelerini kullandı.

“DİŞ İPİ KULLANIMI BİR OPSİYON DEĞİL”

Ağız bakımının sadece diş fırçalamaktan ibaret olmadığını belirten İlker, diş ipi kullanımının önemine dikkat çekti ve “Diş fırçası, diş yüzeylerinin yaklaşık yüzde 60’ını temizler. Geri kalan yüzde 40’lık alan, yani diş araları ancak diş ipi veya ara yüz fırçası ile temizlenebilir. Bu nedenle diş ipi kullanımı bir ‘opsiyon’ değil, günlük bakımın vazgeçilmez bir parçasıdır. Günde en az bir kez, ideal olarak akşam kullanılması gerekir. Hastalarımdan aldığım geri bildirim kullanımının zorluğu. Bu gibi durumlarda da hastalarıma ağız duşu öneriyorum ara yüz temizliğini doğru sağlayabilmeleri için.” ifadelerini kullandı.

“AĞIZ KOKUSU AĞIZ İÇİ KAYNAKLI”

Ağız kokusunun nedenlerine ilişkin önemli bilgiler paylaşan İlker, toplumda yaygın olan yanlış bilgilere de şu sözlerle dikkat çekti: “Ağız kokusunun yaklaşık yüzde 85–90’ı ağız içi kaynaklıdır. Yani en sık nedenler diş eti hastalıkları, dil yüzeyinde bakteri birikimi ve çürüklerdir. Ancak daha nadir de olsa bazı sistemik hastalıklar da ağız kokusuna yol açabilir. Örneğin diyabet yani şeker hastalığında aseton benzeri bir ağız kokusu gelir. Karaciğer hastalıklarında tıp dilinde fetör hepaticus dediğimiz karakteristik bir ağız kokusu olur. Toplumda ağız kokusu denince mide suçlanır ama klinikte gördüğüm vakaların büyük çoğunluğu aslında ağız içi kaynaklıdır. Doğru teşhis için önce ağız içi değerlendirme yapılmalıdır.”

“ASİTLİ GIDALARDA ÖNEMLİ OLAN SIKLIK”

Beslenme alışkanlıklarının diş sağlığı üzerindeki etkisine dikkat çeken ve özellikle tüketim sıklığının önemli olduğunu vurgulayan İlker, “Şekerli gıdalar ağızdaki bakteriler tarafından aside dönüştürülür ve bu asit diş minesinde çözünmeye yol açar. Asitli içecekler ise doğrudan mineyi zayıflatır. Bu süreç tekrarladıkça mine aşınması ve çürük oluşumu kaçınılmaz hale gelir. Burada önemli olan sadece miktar değil, tüketim sıklığıdır.” dedi.

Diş taşı oluşumuna ilişkin bilgi veren İlker, düzenli bakımın önemine şu sözlerle değindi: “Diş taşı, temizlenmeyen plakların zamanla mineralize olmasıyla oluşur. Tükürük yapısı, ağız hijyeni ve beslenme alışkanlıkları bu süreci etkiler. Düzenli ve doğru ağız bakımı diş taşı oluşumunu yavaşlatır ancak tamamen engelleyemez. Bu nedenle belirli aralıklarla profesyonel temizlik yapılması gerekir.”

“ÇOCUKLARDA DİŞ BAKIMI İLK DİŞLE BAŞLAR”

Çocuklarda ağız ve diş sağlığının erken yaşta kazanılan alışkanlıklarla şekillendiğini belirten ve ailelere önemli görevler düştüğünü söyleyen İlker, “Çocuklarda diş sağlığı aslında alışkanlık yönetimidir. Fırçalama alışkanlığı erken yaşta kazandırılmalı ve ebeveyn kontrolünde yapılmalıdır. Şeker tüketimi sınırlandırılmalı ve özellikle gece beslenmesi sonrası ağız temizliği ihmal edilmemelidir. Ayrıca düzenli diş hekimi kontrolleri, ileride oluşabilecek sorunların önüne geçer. Çocuklarda diş bakımı, ilk dişin çıkmasıyla yani yaklaşık 6. aydan itibaren başlamalıdır. Bu dönemde temizlik gazlı bezle yapılabilir, ardından yumuşak kıllı fırçaya geçilmelidir.” dedi.

“KONTROLLER 6 AYDA BİR YAPILMALI”

Diş hekimi kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan İlker, erken teşhisin önemli olduğunu şu sözlerle vurguladı: “Genel olarak diş hekimi kontrollerini 6 ayda bir öneriyoruz. Çünkü ağız içindeki birçok problem, hasta tarafından fark edilmeden ilerler. Özellikle çürükler ve diş eti hastalıkları erken dönemde ağrı yapmadığı için çoğu zaman geç fark edilir. Düzenli kontroller sayesinde bu problemler henüz başlangıç aşamasındayken tespit edilir.”

Son olarak teknolojinin diş hekimliğine etkisini değerlendiren İlker, dijital sistemlerin tedavileri dönüştürdüğünü ise, “Teknolojinin gelişmesi diş hekimliğinde gerçek anlamda bir paradigma değişimi yarattı. Özellikle son yıllarda dijital sistemlerin klinik pratiğe entegrasyonu sayesinde tedaviler artık çok daha planlı, öngörülebilir ve hasta konforu açısından çok daha ileri bir noktaya taşındı.” sözleriyle ifade etti.


ARŞİV