Boyun ağrısını hafife almayın

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya, özellikle COVID-19 ve üst solunum yolu enfeksiyonları sonrası artış gösteren subakut tiroiditin, boyun ağrısı ve geçici hormon değişiklikleriyle seyrettiğini belirterek erken tanının önemine dikkat çekti

06 Şubat 2026 - 13:06

Vücudun önemli hormon merkezlerinden biri olan tiroid bezinin geçici iltihaplanmasıyla ortaya çıkan subakut tiroidit, çoğunlukla viral enfeksiyonları takiben gelişen ve kendini sınırlayan bir tiroid hastalığı olarak tanımlanıyor. Boynun ön kısmında ağrı ve hassasiyetle seyreden hastalıkta, erken dönemde geçici hipertiroidi, ilerleyen süreçte ise kısa süreli hipotiroidi tablosu görülebiliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya, üst solunum yolu enfeksiyonları ve COVID-19 sonrası görülme sıklığı artan subakut tiroiditin erken tanı ve uygun tedaviyle kalıcı hasar bırakmadan iyileşebildiğini belirtti. 

SUBAKUT TİROİDİT NEDİR?

Subakut tiroidit hakkında bilgi veren Kaya, “Subakut tiroidit, tiroid bezinin geçici iltihaplanmasıyla seyreden, genellikle kendini sınırlayan bir tiroid hastalığıdır. En önemli özelliği tiroid bezinde ağrı ve hassasiyetle birlikte seyretmesidir. Hastalık çoğunlukla viral enfeksiyonları takiben ortaya çıkar ve klinik seyri genellikle birkaç ay içinde kendiliğinden düzelme eğilimindedir. Subakut tiroiditte, hastalığın erken döneminde geçici hipertiroidi, ilerleyen dönemde ise kısa süreli hipotiroidi tablosu görülebilir. Subakut tiroidit sıklıkla üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben gelişir. İnfluenza, grip, adenovirüsler, enterovirüsler ve son yıllarda COVID-19 enfeksiyonu sonrası subakut tiroidit vakalarının arttığı bilinmektedir. Viral enfeksiyonun doğrudan etkisinden çok, bağışıklık sisteminin verdiği inflamatuvar yanıtın tiroid dokusunda hasara yol açtığı düşünülmektedir. Bu nedenle özellikle viral enfeksiyon sonrası boyun ağrısı ve tiroidle ilişkili belirtiler gelişen hastalarda subakut tiroidit akla gelmelidir.” dedi.

Subakut tiroiditte görülen boğaz ağrısı ile sıradan boğaz ağrısının karıştırılabildiğine dikkat çeken Kaya, “Subakut tiroiditte görülen ağrı genellikle boynun ön kısmında, tiroid bezinin bulunduğu bölgede hissedilir ve kulağa veya çeneye yayılabilir. Yutkunmakla artabilen bu ağrı, çoğu zaman ateş, halsizlik ve çarpıntı gibi sistemik belirtilerle birlikte seyreder. Oysa basit bir boğaz ağrısında tiroid bezinde hassasiyet ve hormon düzeylerinde değişiklik beklenmez. Fizik muayenede tiroid bezinin ağrılı olması ve kan testlerinde inflamasyon belirteçlerinin yüksekliği ayırıcı tanıda yol göstericidir. Hipertiroidi döneminde terleme, kilo kaybı, sinirlilik ve titreme görülebilir. Ağrının şiddetli olması, kalp ritim bozuklukları, uzun süren ateş veya şikâyetlerin haftalar içinde gerilememesi durumunda mutlaka bir endokrinoloji veya iç hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.” şeklinde konuştu.

“KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR”

Risk grupları hakkında konuşan Kaya, “Subakut tiroidit her yaşta görülebilmekle birlikte, en sık 30–50 yaş arası bireylerde ve kadınlarda daha fazla izlenmektedir. Yakın zamanda viral enfeksiyon geçiren kişiler risk altındadır. Ayrıca bazı genetik yatkınlıkların, özellikle belirli HLA tiplerinin hastalığın gelişiminde rol oynadığı düşünülmektedir. Bağışıklık sistemi yanıtı güçlü olan bireylerde hastalığın daha belirgin seyredebildiği gözlenmektedir” dedi ve şöyle devam etti: “Tanı, hastanın klinik bulguları, fizik muayene ve laboratuvar testleri ile konur. Kan testlerinde tiroid hormonlarında geçici yükselme, TSH baskılanması ve inflamasyon belirteçlerinde artış saptanır. Tiroid ultrasonografisi tanıyı destekler. Tedavide amaç ağrı ve inflamasyonu kontrol altına almaktır. Hafif olgularda nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar yeterli olurken, şiddetli ağrı ve inflamasyon varlığında kortikosteroid tedavisi gerekebilir. Antitiroid ilaçlar genellikle kullanılmaz.”

Erken tanı ve uygun tedavi ile hastalığın kalıcı hasar bırakmadan iyileşebildiğine dikkat çeken Kaya, “Subakut tiroidit çoğunlukla viral enfeksiyonlar sonrası bağışıklık sisteminin aşırı yanıtı sonucu ortaya çıkar. Genetik yatkınlığın hastalığın gelişiminde rol oynadığı düşünülse de tek başına belirleyici değildir. Hastalıktan tamamen korunmak mümkün olmasa da viral enfeksiyonlardan korunmaya yönelik önlemler, bağışıklık sistemini destekleyen sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve enfeksiyon sonrası ortaya çıkan boyun ağrısı gibi belirtilerin ciddiye alınması önemlidir. Erken tanı ve uygun tedavi ile hastalık genellikle kalıcı bir hasar bırakmadan iyileşmektedir.” dedi. 


ARŞİV