Cildin yaşını doğum tarihi değil, güneş belirliyor

Kronolojik yaşlanmanın doğal, fotoyaşlanmanın ise güneş kaynaklı olduğunu belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Çağdaş Akaslan, çocukluk döneminden itibaren biriken UV maruziyetinin ciltte leke, kırışıklık ve elastikiyet kaybına yol açtığını söyledi

23 Temmuz 2026 - 16:45

Güneşin ultraviyole ışınlarına uzun süre ve korunmasız şekilde maruz kalınması sonucu ortaya çıkan fotoyaşlanma; ciltte leke, renk eşitsizliği, elastikiyet kaybı, kırışıklık ve doku bozulmalarıyla kendini gösteriyor. Kronolojik yaşlanmadan farklı olarak büyük ölçüde önlenebilir olan bu süreç, yalnızca estetik değişikliklere değil, bazı kanser öncüsü lezyonların ve cilt kanserlerinin gelişme riskine de zemin hazırlayabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Çağdaş Akaslan, fotoyaşlanmanın nedenleri, belirtileri, riskleri, korunma yöntemleri ve güncel tedavi seçeneklerine ilişkin gazetemize açıklamalarda bulundu.

FOTOYAŞLANMA NEDİR?

Fotoyaşlanma hakkında bilgi veren Akaslan, “Yaş aldıkça cildimizde meydana gelen değişikliklerin bir kısmı tamamen doğaldır. Buna kronolojik yaşlanma diyoruz. Zamanla cilt incelir, elastikiyetini yavaş yavaş kaybeder ve ince kırışıklıklar oluşur. Fotoyaşlanma ise güneşten, özellikle ultraviyole (UV) ışınlarından kaynaklanan cilt yaşlanmasıdır. Aslında çoğu kişinin ‘yaşlı görünme’ olarak tarif ettiği değişikliklerin önemli bir kısmı yalnızca yaşın değil, yıllar boyunca biriken güneş hasarının sonucudur. Güneş ışınları cildin kolajen ve elastin liflerini bozarak daha derin kırışıklıklara, lekelere, cilt dokusunda kabalaşmaya ve renk düzensizliklerine neden olur. Kısacası kronolojik yaşlanmayı tamamen durduramayız ancak fotoyaşlanma büyük ölçüde önlenebilir bir süreçtir.” dedi.

“BRONZLAŞMA, HASARIN GÖSTERGESİ”

Fotoyaşlanmanın başladığı belirli bir yaş olmadığını söyleyen Akaslan şöyle devam etti: “Süreç aslında çocukluk ve gençlik döneminden itibaren alınan toplam güneş maruziyetiyle başlar. Ancak gözle görülür belirtiler genellikle 30’lu yaşlardan sonra ortaya çıkmaya başlar. Burada önemli olan doğum tarihiniz değil, cildinizin bugüne kadar ne kadar güneş gördüğüdür. Açık tenli bireylerde, açık havada çalışanlarda veya güneş koruyucu kullanmayan kişilerde bu belirtiler daha erken yaşlarda karşımıza çıkabilir. Cildin erken yaşlanmasındaki en önemli sebep uzun yıllar boyunca korunmasız güneşe maruz kalmaktır. Bunun dışında sigara kullanımı, hava kirliliği, düzensiz uyku, kronik stres, sağlıksız beslenme ve kontrolsüz solaryum kullanımı da cilt yaşlanmasını hızlandırır. Son yıllarda özellikle bronz tenin sağlıklı görünümle özdeşleştirilmesi nedeniyle bilinçsiz güneşlenme alışkanlığı hâlâ önemli bir sorun olmaya devam ediyor. Oysa bronzlaşma, cildin kendini güneş hasarına karşı savunma mekanizmasıdır; yani sağlıklı olduğunun değil, hasar gördüğünün göstergesidir.”

Fotoyaşlanmanın belirtilerinden de bahseden Akaslan, “Fotoyaşlanmanın ilk belirtileri genellikle ciltte matlaşma, renk eşitsizliği, güneş lekeleri, ince çizgiler, gözeneklerin belirginleşmesi ve cilt dokusunun pürüzlü hale gelmesidir. Zamanla elastikiyet kaybı ve daha derin kırışıklıklar eklenir. Muayene sırasında bize en çok ipucu veren noktalardan biri yüz ile güneş görmeyen bölgelerin karşılaştırılmasıdır. Örneğin kolun iç kısmındaki cilt çoğu zaman gerçek kronolojik yaşlanmayı yansıtırken; yüz, boyun ve el sırtı güneş hasarını çok daha belirgin gösterir. Bu fark bize güneşin yıllar içinde bıraktığı etki hakkında önemli bilgiler verir.” ifadelerini kullandı.

“YALNIZCA ESTETİK BİR SORUN DEĞİL”

Akaslan, “Fotoyaşlanma yalnızca estetik bir sorun değil, cildin yıllar içinde biriken güneş hasarının göstergesidir ve aktinik keratoz ile bazı cilt kanserlerinin gelişme riskini artırabilir. Bu nedenle güneş hasarı bulunan ciltlerde yalnızca kırışıklıklar değil; yeni oluşan, hızla büyüyen, şekli veya rengi değişen lekeler, asimetrik ve düzensiz benler, kanayan ya da kaşınan oluşumlar, iyileşmeyen yaralar ve uzun süre geçmeyen kızarıklıklar da dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Her leke tehlikeli olmasa da erken tanı, cilt kanserlerinde tedavi başarısını önemli ölçüde artırır.” dedi.

Akaslan son olarak şunları dile getirdi: “Güneş ve cilt yaşlanması konusunda en sık yapılan hata, güneş koruyucuyu yalnızca tatilde kullanmak ve sabah tek uygulamanın tüm gün yeterli olduğunu düşünmektir. Oysa günlük yaşamda da UV ışınlarına maruz kalındığı için yaz-kış en az SPF 30, tercihen SPF 50 koruyucu kullanılmalı ve gerektiğinde gün içinde yenilenmelidir. Şapka, güneş gözlüğü, gölgede kalmak, sigaradan uzak durmak, dengeli beslenmek, yeterli uyumak ve cilt tipine uygun bakım uygulamak da koruyuculuğu destekler. Fotoyaşlanma tamamen geri döndürülemese de dermatolog kontrolünde uygulanan lazer, mezoterapi, biyostimülan tedaviler, retinoidler ve antioksidan içeriklerle belirtiler azaltılabilir ancak en etkili ve ekonomik yaklaşım, cildi hasar oluşmadan korumaya başlamaktır.”


ARŞİV