“Disleksi zekâ sorunu değil, farklı bir öğrenme biçimi”

Türkiye Disleksi Vakfı Genel Koordinatörü Psikolog Su Yavuz, disleksinin tembellik ya da isteksizlikle karıştırılmaması gerektiğini vurgulayarak, erken fark edilip doğru eğitim desteği sağlandığında çocukların akademik ve sosyal gelişiminin güçlenebileceğini söyledi

02 Nisan 2026 - 13:21

Okuma, yazma ve harf-ses ilişkisini kurmada yaşanan güçlüklerle kendini gösteren disleksi, çoğu zaman yanlış biçimde “isteksizlik” ya da “başarısızlık” olarak değerlendiriliyor. Oysa uzmanlara göre disleksi, zekâyla ilgili bir sorun değil; çocukların öğrenme biçimini etkileyen nörogelişimsel bir farklılık. Erken fark edilip doğru yöntemlerle desteklendiğinde ise çocukların hem akademik başarıları hem de özgüvenleri önemli ölçüde güçlenebiliyor. Türkiye Disleksi Vakfı Genel Koordinatörü Psikolog Su Yavuz, disleksinin belirtilerini, ailelerin dikkat etmesi gereken noktaları ve doğru destek yöntemlerini gazetemize anlattı.

“NÖROGELİŞİMSEL ÖĞRENME FARKLILIĞI”

Disleksi hakkında bilgi veren Yavuz, “Disleksi, özgül öğrenme güçlüğü başlığı altında yer alan nörogelişimsel bir öğrenme farklılığıdır; bu geniş alan içinde okuma güçlüğü disleksi, yazma güçlüğü disgrafi, matematik güçlüğü diskalkuli ve bazı durumlarda motor planlama ile koordinasyon güçlüğü dispraksi olarak değerlendirilir. Bu nedenle çocuklar yalnızca okumada değil, yazmada, harf-ses eşleştirmede, sayı kavramını anlamada, işlem sırasını sürdürmede, yön kavramlarında ve bazı ince motor becerilerde de zorlanabilir. Disleksi ise özellikle okuma, yazma, heceleme, kelime çözümleme ve okuma akıcılığında belirginleşir; zekâ ile ilgili bir sorun değildir. Toplumda yaklaşık her 10 kişiden 1’inde görüldüğü, bazı değerlendirmelerde ise belirtilerin kapsamına göre bu oranın yüzde 15–20’ye kadar çıkabildiği belirtilmektedir. Dislekside çocuk harfleri görebilir, sesleri duyabilir ve anlatılanı anlayabilir; ancak konuşma sesleri ile yazı arasındaki ilişkiyi hızlı ve otomatik biçimde kurmakta güçlük yaşayabilir.” dedi.

Dislekside erken tanının önemine dikkat çeken Yavuz, “Disleksi çoğu zaman ilkokulun ilk yıllarında, okuma-yazma öğretimi başladıktan sonra daha belirgin hale gelir; ancak okul öncesi dönemde de bazı erken işaretler görülebilir. Gecikmiş konuşma, kafiye ve benzer sesleri ayırt etmede zorlanma, yeni sözcükleri öğrenmede güçlük, şarkı ve tekerlemeleri takip edememe, sözel bellekte zorlanma ve harf-ses farkındalığının yaşıtlarına göre zayıf olması dikkat çekebilir. Ailelerin tek bir belirtiye değil, bu güçlüklerin sürekliliğine ve çocuğun günlük yaşamını nasıl etkilediğine odaklanması önemlidir. Erken fark edilmesi, çocuğun hem öğrenme sürecini hem de özgüvenini desteklemek açısından değerlidir.” ifadelerini kullandı.

“DİSLEKSİ KARAKTER SORUNU DEĞİL”

Ebeveynler için tavsiyelerde de bulunan Yavuz, “Ailelere ilk önerim, çocuklarını isteksiz, dalgın ya da tembel gibi etiketlerle tanımlamaktan kaçınmalarıdır. Disleksi bir karakter sorunu değil, farklı bir öğrenme biçimidir. Bu süreçte çocuğun yalnızca zorlandığı alanlara değil, güçlü yanlarına da odaklanmak gerekir. Evde destekleyici bir dil kullanmak ve gerektiğinde uzman desteği almak önemlidir. Çünkü çocuk çoğu zaman akademik güçlükten çok, yanlış anlaşılmanın yükünü taşır.” dedi ve şöyle devam etti: “Dislektik çocuklar tahtayı takip etmekte, sınav süresini yetiştirmekte, yazılı anlatımda ve yoğun metinleri sürdürmekte zorlanabilir; bu nedenle sınıf içindeki performansları gerçek potansiyellerini her zaman yansıtmayabilir. Bu durum zamanla özgüven kaybına, kaygıya, okuldan uzaklaşmaya ve başarısızlık algısına yol açabilir. Mesele yalnızca tanı koymak değil; sınıf içi uyarlama, öğretmen bilgisi, ölçme-değerlendirme esnekliği ve aile-okul-uzman iş birliğini birlikte güçlendirmektir.”

“DOĞRU EĞİTİMLE İLERLEME SAĞLANABİLİR”

“Disleksi geçmesi beklenen bir hastalık değil, farklı bir öğrenme biçimidir.” diyen Yavuz, “Disleksi tek bir ilaçla ya da kısa süreli bir müdahaleyle ortadan kalkmaz. Ancak doğru eğitim yaklaşımıyla belirgin ilerleme sağlanabilir. En etkili destekler; yapılandırılmış, sistematik ve aşamalı okuma-yazma öğretimiyle birlikte fonolojik farkındalık, ses-harf ilişkisi, kelime çözümleme, akıcı okuma ve yazım becerilerine odaklanan çalışmalardır. Gerektiğinde çok duyulu öğretim, bireyselleştirilmiş eğitim desteği ve sınıf içi uyarlamalar da süreci güçlendirir. Burada amaç çocuğu “düzeltmek” değil, ona öğrenme biçimine uygun bir destek sunmaktır.” şeklinde konuştu.

Yavuz, “Türkiye’de disleksi farkındalığı son yıllarda artsa da doğru bilgi hâlâ yeterince yaygın değildir. Disleksi; zekâ geriliği, tembellik ya da yalnızca harfleri ters görmekle açıklanabilecek bir durum değildir. Bu alanda en çok ihtiyaç duyulan şey; erken tarama ve yönlendirme sistemlerinin güçlendirilmesi, öğretmen eğitimlerinin yaygınlaştırılması, okullarda bireyselleştirilmiş desteklerin artırılması ve ailelerin doğru biçimde bilgilendirilmesidir. Çünkü disleksi bir eksiklik değil, farklı bir öğrenme biçimidir. Bu çocuklar doğru destekle yaratıcı, üretken ve güçlü bireyler olarak gelişebilir. Önemli olan onları bir kalıba sokmak değil, nasıl öğrendiklerini anlayıp uygun desteği sunabilmektir.” dedi.

ÜCRETSİZ NÖROGASTRO ZİRVESİ

13 Nisan Pazartesi günü, Türkiye Disleksi Vakfı tarafından Nörogastro Zirvesi düzenlenecek. Etkinlik, çocuk sağlığı, nörogelişim, beslenme ve iyi yaşam alanlarında uzman isimleri bir araya getirecek. Saat 10.00’da başlayacak etkinlikte psikiyatristler, doktorlar, diyetisyenler ve şefler gün boyu katılımcılarla buluşacak. Katılımın ücretsiz olduğu ve sonunda katılım sertifikası verilecek zirve, Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek.


ARŞİV