Omurga eğriliği olarak bilinen ve genellikle ergenlik döneminde ortaya çıkan skolyoz, erken tanı konulmadığında yaşam kalitesini etkileyebilen önemli bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor. Uzmanlar, skolyoz tedavisinde başarılı sonuçlar alınabilmesi için erken teşhisin önemine vurgu yapıyor. Haziran ayının “Skolyoz Farkındalık Ayı” olması dolayısıyla Memorial Şişli Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Doç. Dr. İlknur Saral ile skolyozun nedenlerini ve tedavi yöntemlerini konuştuk.
Skolyozun omurganın sağa ya da sola doğru eğrilmesinin yanı sıra kendi ekseni etrafında dönmesiyle ortaya çıkan üç boyutlu bir omurga deformitesi olarak tanımlayan Saral, genellikle hızlı büyüme döneminde ortaya çıktığını ve özellikle ergenlik çağındaki çocuklarda daha sık görüldüğünü söyledi. Hastalığın çoğu zaman ağrıya neden olmaması nedeniyle uzun süre fark edilmeyebildiğini ifade eden Saral, ailelerin çocuklarının duruş gelişimini dikkatle takip etmesi gerektiğini vurguladı.

“KÜÇÜK DEĞİŞİKLİKLERLE ORTAYA ÇIKABİLİR”
Skolyozun ilk belirtilerinin çoğu zaman günlük yaşam içinde fark edilmesi zor olan küçük değişikliklerle ortaya çıktığını belirten Doç. Dr. İlknur Saral şunları söyledi: “Bir omzun diğerine göre daha yüksek görünmesi, kürek kemiklerinden birinin belirginleşmesi, kalça seviyelerinde eşitsizlik, kıyafetlerin vücutta asimetrik durması ya da öne eğilince sırtın bir tarafında kabarıklık oluşması en sık karşılaşılan bulgular arasında yer alır. Çocuk ağrı hissetmediği için aileleri durumu fark edilmeyebilir. Aileler evde çocuklarına uygulayacağı basit ayna kontrolüyle bu rahatsızlığı erken tespit edebilir. Şöyle ki çocuk ayakta öne doğru eğildiğinde sırtın bir tarafında diğerine göre belirgin bir yükseklik veya çıkıntı görülüyorsa skolyoz açısından değerlendirme yapılması ve en kısa zamanda alanında uzman bir hekime kontrole götürülmelidir.”
ERKEN TANI İLE BAŞARILI SONUÇLAR
Erken tanı, doğru takip ve gelişen teknolojilerin sunduğu güvenli yöntemlerle skolyozun kontrol altına alınabilmesinin çocukların geleceğinin hem omurga sağlığı hem de yaşam kalitesi açısından önemli olduğuna vurgu yapan Saral, “Bazen bir çocuğun duruşundaki küçük bir ayrıntı, tüm yaşamını değiştirecek kadar önemli sonuçlar doğurabiliyor. Erken tanı sayesinde birçok hastada korse ve egzersiz gibi yöntemlerle başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir.” diyerek erken teşhisin önemine dikkat çekti.
Skolyozun tanısının öncelikle fizik muayene ile konulduğunu dile getiren İlknur Saral, bilgilendirmeyi şöyle sürdürdü: “Muayene sırasında omuz seviyelerinde eşitsizlik, kürek kemiklerinde belirginlik, bel asimetrisi veya gövdenin bir tarafa doğru kayması gibi bulgular değerlendirilir. Özellikle öne eğilme testi (Adam’s Forward Bend Testi) sırasında sırtta oluşan çıkıntı (görünür rotasyonel kavis) skolyoz açısından önemli bir ipucudur. Bu test sırasında "skolyometre" adı verilen küçük bir cihazla dönme açısı (ATR) ölçülerek klinik gidişat hakkında ilk somut veri elde edilir.Kesin tanı ve eğriliğin derecesinin belirlenmesi için omurga röntgeni çekilir. Röntgen görüntülerinde omurgadaki eğrilik “Cobb” açısı adı verilen yöntemle ölçülür. Bu ölçüm hem tanının doğrulanmasını hem de tedavi ve takip planının oluşturulmasını sağlar. Gerektiğinde omurilik ve çevre dokuların ayrıntılı değerlendirilmesi için MR gibi ileri görüntüleme yöntemlerinden de yararlanılabilir.”
“KIZ ÇOCUKLARINDA DAHA YÜKSEK”
Skolyozun ilerleme riskinin kız çocuklarında erkek çocuklarına göre daha yüksek olduğuna değinen Saral, nedenlerini şöyle açıkladı: “Aslında hafif dereceli eğrilikler her iki cinsiyette de benzer oranlarda görülse de eğriliğin korse tedavisi veya cerrahi gerektirecek düzeyde (20-30 derece ve üzeri) ilerleme riski kız çocuklarında yaklaşık 8-10 kat daha fazladır. Bunun en önemli nedenlerinden biri kız çocuklarında büyüme atağının omurga eğriliğinin ilerlemesini tetikleyebilecek şekilde daha belirgin olmasıdır. Ayrıca hormonal faktörlerin, bağ dokusu yapısının ve omurganın biyomekanik özelliklerinin de bu süreçte rol oynadığı düşünülmektedir. Özellikle ergenlik döneminde hızlı boy uzaması yaşayan kız çocuklarında eğrilik derecesi daha hızlı artabilir. Buradaki en kritik eşik ilk adet kanamasıdır (menarş). Menarş öncesindeki 6-12 aylık süreç, büyüme hızının en yüksek olduğu ve eğriliğin en agresif ilerlediği dönemdir. Menarş sonrası ise kemik olgunlaşması (Risser bulgusu) hızlandığı için ilerleme riski kademeli olarak azalır. Bu nedenle kız çocuklarında erken tanı, düzenli takip ve gerektiğinde tedavi planlaması büyük önem taşır.”
“SESSİZ BİR ŞEKİLDE İLERLEYEBİLİR”
“Toplumda skolyozun yalnızca sırt ağrısıyla ilişkilendirilmesi nedeniyle pek çok aile çocuklarında sorun olmadığını düşünebilir. Oysa skolyoz çoğu zaman sessiz ilerleyen bir tablo oluşturur.” diyen Doç. Dr. Saral, “İlerleyici omurga eğrilikleri duruş bozukluklarının yanı sıra ileri dönemlerde solunum kapasitesinde azalma, hareket kısıtlılığı, kas dengesizlikleri ve psikososyal sorunlara kadar uzanan geniş bir alanı etkiler. Özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarda beden algısı büyük önem taşır. Bunun için omurga deformiteleri özgüven üzerinde de olumsuz etkiler oluşturabilir. Bu nedenle skolyozun yalnızca fiziksel değil aynı zamanda psikolojik yönüyle de değerlendirilmesi gerekir.” dedi.
Skolyozun tanı ve takip sürecinde en sık kullanılan yöntemlerden birinin röntgen görüntüleme sistemleri olduğunu söyleyen İlknur Saral, büyüme çağındaki çocukların düzenli aralıklarla tekrar eden X-ışınına maruz kalmasının ailelerde haklı bir endişeye yol açtığını söyledi ve şöyle devam etti: “Özellikle takip gerektiren hastalarda radyasyon maruziyetinin azaltılması, günümüz tıbbının önemli gündem başlıklarından biri haline gelmektedir. Teknolojide yaşanan gelişmeler sayesinde artık skolyoz değerlendirmelerinde radyasyonsuz takip yöntemleri daha yaygın biçimde kullanılabilir. Üç boyutlu yüzey tarama sistemleri ve gelişmiş postüranaliz teknolojileri, omurgadaki eğriliklerin ve vücut asimetrilerinin detaylı şekilde incelenmesine olanak sağlıyor. Bu sistemler, kişinin anatomik yapısını dijital ortamda analiz ederek omurga üzerindeki değişimleri radyasyon kullanmadan değerlendirebilmektedir. Bu teknolojiler özellikle çocuk ve ergen hastalarda büyük avantaj sağlayabiliyor. Radyasyon içermeyen sistemler sayesinde hem güvenli hem de tekrarlanabilir takip yapılabiliyor. Böylece tedavi sürecindeki ilerleme daha hassas şekilde gözlemlenirken gereksiz görüntüleme ihtiyacının da önüne geçiliyor.”
Skolyoz tedavisinde erken teşhisin önemine tekrar dikkat çeken Saral, şunları söyledi:“Eğrilik henüz düşük derecelerdeyken başlanan takip ve rehabilitasyon süreci omurganın ilerleyici deformasyonunu durdurmada kritik rol oynar. Günümüzde gelişen fizik tedavi uygulamaları, omurgaya özel egzersiz yaklaşımları ve ergonomik korse teknolojileri sayesinde pek çok çocuk ameliyata ihtiyaç duymadan sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlar. En önemli nokta, skolyozu mümkün olduğunca erken dönemde fark etmektir. Çünkü omurga eğriliği ilerledikçe tedavi seçenekleri sınırlandırarak cerrahi müdahale gereksinimini artırabilir. Bu nedenle okul çağındaki çocukların düzenli duruş kontrollerinden geçirilmesi ve ailelerin gözlemci olması büyük önem taşır.”