"Lösemi tanısı artık umutsuzluk demek değil"

2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası vesilesiyle konuştuğumuz Prof. Dr. Betül Tavil, erken tanı ve tedaviyle hastalıkta büyük başarı elde edildiğini söyledi. Uzun süren ateş, sebepsiz morluk ve diş eti kanamalarına karşı aileleri uyaran Tavil, “Lösemi tanısı almak artık umutsuzluk anlamına gelmiyor” dedi

05 Kasım 2026 - 09:30

Halk arasında “kan kanseri” olarak adlandırılan lösemi, çocukluk çağında en yaygın görülen kanser türlerinden. Ülkemizde çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık yüzde 30-33’ü lösemiden oluşuyor. 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’nda lösemiye dikkat çekmek ve toplumsal bilinç oluşturmak için çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Hafta vesilesiyle lösemiyi konuştuğumuz Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Betül Tavil sorularımızı yanıtladı.

  • Lösemi (kan kanseri) nedir?

Lösemi, kemik iliğinde kan hücrelerinin üretiminden sorumlu olan hücrelerin kontrolsüz ve anormal şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan bir kanser türüdür. Normal şartlarda kemik iliğimiz; vücudun oksijen ihtiyacını karşılayan alyuvarları, enfeksiyonlarla mücadele eden akyuvarları ve kanamanın durmasını sağlayan trombositleri üretir. Lösemi geliştiğinde ise anormal hücreler çoğalarak sağlıklı kan hücrelerinin üretimini baskılar. Bunun sonucunda çocuklarda kansızlık, enfeksiyonlara yatkınlık ve kanama gibi önemli sağlık sorunları ortaya çıkabilir.

Lösemiler, hastalığın geliştiği hücre türüne ve ilerleme hızına göre farklı alt gruplara ayrılır. Çocukluk çağında en sık karşılaştığımız tür akut lenfoblastik lösemi (ALL), ikinci sıklıkta ise akut miyeloid lösemidir (AML). Bu iki hastalığın tedavi yaklaşımları ve süreleri birbirinden farklıdır. Dolayısıyla lösemi tanısı konulan her çocuğun hastalığının alt tipine göre değerlendirilmesi ve tedavisinin kişiye özel planlanması gerekir.

  • Çocukluk çağı kanserleri içindeki yeri nedir? Ülkemizde çocuklarda görülme oranı nasıl?

Lösemi, çocukluk çağında en sık görülen kanser türüdür ve tüm çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık üçte birini oluşturur. Ülkemizde de bu oran dünya verileriyle benzerlik göstermektedir. Sağlık Bakanlığı kaynaklarında yer alan verilere göre çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık yüzde 30-33’ü lösemilerden oluşmaktadır.

Özellikle 2-5 yaş aralığı akut lenfoblastik löseminin daha sık görüldüğü dönemdir. Ancak lösemi yalnızca küçük çocuklarda ortaya çıkan bir hastalık değildir; bebeklik döneminden ergenliğe kadar her yaşta görülebilir. Burada altını çizmek istediğim önemli bir nokta var: Lösemi çocukluk çağında en sık görülen kanserlerden biri olsa da günümüzde tedavi başarısı oldukça yüksek olan hastalıklar arasındadır. Tanı ve tedavi yöntemlerindeki gelişmeler sayesinde pek çok çocuk sağlığına kavuşarak normal yaşamına dönebilmektedir.

“ENERJİ DÜŞEBİLİR, CİLDİ SOLUK GÖRÜNEBİLİR”

- Löseminin belirtileri nelerdir?

Löseminin belirtileri, kemik iliğinde sağlıklı kan hücrelerinin üretiminin azalmasına ve hastalığın vücuttaki etkilerine bağlı olarak gelişir. En sık karşılaştığımız belirtiler şunlardır:

  • Halsizlik, yorgunluk ve solukluk: Alyuvar üretiminin azalmasına bağlı kansızlık gelişebilir. Çocuk normalden daha çabuk yorulabilir, enerjisi düşebilir ve cildi soluk görünebilir.

  • Sık enfeksiyon geçirme ve uzun süren ateş: Sağlıklı akyuvarların işlevinin bozulması nedeniyle çocuk enfeksiyonlara daha yatkın hale gelebilir.

  • Kolay morarma ve kanama: Trombosit sayısının azalmasıyla vücutta kendiliğinden morluklar, ciltte küçük kırmızı noktalar, burun ve diş eti kanamaları görülebilir.

  • Kemik ve eklem ağrıları: Kemik iliğindeki anormal hücre birikimi nedeniyle özellikle bacaklarda ve eklemlerde ağrı ortaya çıkabilir. Çocuk yürümekte isteksiz davranabilir.

  • Lenf bezlerinde büyüme: Boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerinde şişlikler fark edilebilir.

  • Karın bölgesinde şişlik: Karaciğer ve dalakta büyüme gelişebilir.

  • İştahsızlık ve kilo kaybı: Çocuğun beslenme düzeninde bozulma ve açıklanamayan kilo kaybı görülebilir.

Bu belirtilerin tamamının her çocukta görülmesi gerekmez. Bazen hastalık birkaç belirtiyle başlayabilir, bazen de belirtiler farklı hastalıklarla karıştırılabilir.

  • Hangi belirtiler daha çok dikkate alınmalı?

Özellikle açıklanamayan ve tekrarlayan belirtiler üzerinde durmak gerekir. Çocuğun vücudunda herhangi bir çarpma veya düşme olmadan morluklar oluşuyorsa, burun ve diş eti kanamaları tekrarlıyorsa, uzun süren veya nedeni açıklanamayan ateş varsa mutlaka değerlendirilmelidir. Bunun yanında geçmeyen halsizlik, belirgin solukluk, kemik ve eklem ağrıları, özellikle gece ortaya çıkan ve çocuğun hareketlerini kısıtlayan ağrılar da dikkate alınmalıdır. Burada önemli olan tek bir belirtiden hareketle lösemi tanısı koymak değildir. Çünkü bu şikâyetlerin çok daha sık görülen farklı nedenleri de olabilir. Ancak belirtilerin bir arada bulunması, uzun sürmesi, tekrarlaması veya giderek şiddetlenmesi durumunda hekime başvurulmalıdır. Ailelere özellikle şunu söylemek isterim: Çocuğunuzda alışılmışın dışında bir değişiklik fark ediyorsanız bunu yalnızca büyüme dönemine, yorgunluğa veya mevsimsel enfeksiyonlara bağlamayın. Gerekli hekim değerlendirmesini geciktirmeyin.

“LÖSEMİ BULAŞICI DEĞİLDİR”

  • Löseminin nedenleri nelerdir?

Löseminin ortaya çıkışında temel mekanizma, kemik iliğindeki kan yapıcı hücrelerde meydana gelen genetik değişikliklerdir. Bu değişiklikler hücrelerin normal gelişim ve çoğalma kontrolünü kaybetmesine neden olur. Ancak bu genetik değişikliklerin neden ortaya çıktığı her çocukta açıklanabilmiş değildir. Bazı kalıtsal genetik hastalıklar ve belirli kromozom bozuklukları lösemi riskini artırabilir. Bunun dışında yüksek doz iyonlaştırıcı radyasyona maruz kalma ve bazı özel çevresel etkenler de risk faktörleri arasında sayılabilir. Ancak çocukluk çağı lösemilerinin büyük bölümünde hastalığa yol açan tek ve kesin bir neden saptanamaz. Önemle belirtmek gerekir ki lösemi bulaşıcı bir hastalık değildir. Çocuğun beslenme şekli, anne babanın yaptığı bir hata veya günlük yaşamda karşılaşılan sıradan durumlar doğrudan lösemi nedeni olarak gösterilemez. Bu nedenle ailelerin kendilerini suçlamalarını gerektirecek bir durum söz konusu değildir.

  • Lösemi tanısı nasıl konur?

Lösemi tanısında ilk aşama, çocuğun şikâyetlerinin ve fizik muayene bulgularının değerlendirilmesidir. Ardından tam kan sayımı ve periferik yayma adı verilen kan incelemesi yapılır. Bu tetkiklerde alyuvar, akyuvar ve trombosit değerlerindeki değişiklikler ile anormal hücrelerin varlığı araştırılır. Ancak kesin tanı ve hastalığın alt tipinin belirlenmesi için çoğunlukla kemik iliği aspirasyonu ve biyopsisi gerekir. Kemik iliğinden alınan örnekler mikroskop altında incelenir; akım sitometrisi, sitogenetik ve moleküler genetik testlerle hastalığın hangi hücre grubundan kaynaklandığı ve hangi genetik özellikleri taşıdığı belirlenir. Bu incelemeler yalnızca tanı koymak için değil, tedavinin nasıl planlanacağını belirlemek açısından da büyük önem taşır. Çünkü lösemide her hastaya aynı tedaviyi uygulamıyoruz. Hastalığın alt tipi, genetik özellikleri, başlangıçtaki risk durumu ve tedaviye verdiği yanıt birlikte değerlendirilerek kişiye özel bir tedavi programı oluşturuyoruz.

“PSİKOLOJİK DESTEK İLAÇ KADAR ÖNEMLİ”

  • Tedavisi nasıl yapılır?

Çocukluk çağı lösemilerinde tedavinin temelini kemoterapi oluşturur. Ancak tedavi protokolü löseminin türüne, hastanın yaşına, genetik özelliklerine ve tedaviye verdiği yanıta göre değişir. Örneğin akut lenfoblastik lösemide tedavi genellikle indüksiyon, pekiştirme ve idame olmak üzere farklı aşamalardan oluşur. İlk aşamada amaç hastalığı kontrol altına alarak remisyon sağlamaktır. Sonraki aşamalarda ise hastalığın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla tedavi sürdürülür. Bu süreç bazı hastalarda iki yıla veya daha uzun bir süreye yayılabilir. Akut miyeloid lösemide ise genellikle daha yoğun kemoterapi protokolleri uygulanır. Hastalığın özelliklerine ve risk grubuna bağlı olarak bazı çocuklarda kök hücre nakli de tedavi seçenekleri arasında yer alabilir.

Günümüzde tedavi seçenekleri yalnızca kemoterapiyle sınırlı değil. Hastalığın biyolojik özelliklerine göre hedefe yönelik ilaçlar ve immünoterapiler de kullanılabiliyor. Özellikle belirli hasta gruplarında bu yöntemler önemli tedavi seçenekleri haline gelmiştir. Tedavi sürecinde enfeksiyonların önlenmesi, kan ve trombosit desteği, beslenme takibi ve psikososyal destek de en az ilaç tedavisi kadar önemlidir. Amacımız yalnızca hastalığı ortadan kaldırmak değil, çocuğun tedavi sürecini mümkün olduğunca sağlıklı geçirmesini ve yaşam kalitesini korumasını sağlamaktır.

-Lösemi tekrarlayabilir mi? Tekrarlamaması için neler yapılabilir, nelere dikkat edilmelidir?

Lösemi tedavisinde remisyon sağlandıktan sonra hastalığın yeniden ortaya çıkmasına nüks, yani tekrarlama diyoruz. Ne yazık ki bazı hastalarda böyle bir durumla karşılaşabiliyoruz. Ancak bu risk her lösemi türünde ve her çocukta aynı değildir. Hastalığın alt tipi, genetik özellikleri, başlangıçtaki risk grubu ve tedaviye verdiği yanıt nüks riskini belirleyen önemli faktörlerdir. Özellikle tedavi sırasında yapılan minimal kalıntı hastalık (MRD) değerlendirmeleri, vücutta mikroskobik düzeyde lösemi hücresi kalıp kalmadığını anlamamıza yardımcı olur. Bu sonuçlar hem tedavi yoğunluğunun belirlenmesinde hem de hastalığın tekrarlama riskinin değerlendirilmesinde önemli bir yere sahiptir.

Löseminin tekrarlamasını kesin olarak önleyen özel bir beslenme programı, vitamin, takviye veya yaşam tarzı değişikliği bulunmamaktadır. Ancak tedavinin hekim tarafından belirlenen süre ve dozlarda eksiksiz uygulanması, ilaçların düzenli kullanılması ve kontrollerin aksatılmaması son derece önemlidir. Özellikle idame tedavisi sırasında ilaçların düzensiz kullanılması hastalığın yeniden ortaya çıkma riskini artırabilir. Tedavi tamamlandıktan sonra da düzenli takip sürdürülmelidir. Çocuğun genel sağlık durumu, kan değerleri ve gerektiğinde yapılacak diğer incelemeler hematoloji ekibi tarafından değerlendirilmelidir.

Son olarak ailelere vermek istediğim en önemli mesaj şu: Lösemi tanısı almak artık eskisi gibi umutsuz bir tablo anlamına gelmiyor. Tıptaki gelişmeler, kişiye özel tedavi yaklaşımları ve multidisipliner takip sayesinde çocukluk çağı lösemilerinde çok önemli başarılar elde ediyoruz. Erken değerlendirme, doğru tanı ve tedaviye uyumla çocuklarımızın sağlıklı bir geleceğe kavuşma şansı oldukça yüksektir.

 

ARŞİV