Mide yanması veya ekşime olmadan da ortaya çıkabilen boğaz reflüsü; ses kısıklığı, geçmeyen kuru öksürük, sürekli boğaz temizleme ihtiyacı ve boğazda takılma hissi gibi belirtilerle kendini gösterebiliyor. Toplumda yaklaşık her 10 kişiden birini etkilediği düşünülen hastalık hakkında bilgi veren Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Onur Ergün, erken tanı ile yaşam tarzı değişikliklerinin kronik ses ve boğaz sorunlarının önlenmesinde önemli rol oynadığını belirtti.
“REFLÜ GECE MEYDANA GELİYOR”
Boğaz reflüsü hakkında bilgi veren Ergün, “Boğaz reflüsü (laringofaringeal reflü), midenin asitli içeriğinin yemek borusunun üst kapakçığını aşarak gırtlak, yutak ve ses tellerine kadar ulaşmasıyla ortaya çıkan bir hastalıktır. Yaygın yemek borusu reflüsünden farklı olarak bazı hastalarda yanma ve ekşime şikâyetleri görülmeyebilir. Bunun nedeni, reflünün çoğunlukla gece saatlerinde ve yatarken meydana gelmesidir. Boğaz ve ses telleri, mide asidine karşı yemek borusundan çok daha hassastır. Bu nedenle kişi sabah uyandığında yemek borusunda herhangi bir rahatsızlık hissetmese bile gece boyunca oluşan tahrişe bağlı olarak ses kısıklığı, boğaz kuruluğu ve boğazda takılma hissi gibi belirtiler yaşayabilir.” dedi.
“10 KİŞİDEN 1’İNDE GÖRÜLÜYOR”
Boğaz reflüsünün oldukça yaygın bir hastalık olduğunu dile getiren Ergün, “Boğaz reflüsü, kulak burun boğaz polikliniklerine başvuran hastaların önemli bir kısmında altta yatan nedenlerden biri olarak görülür. Kesin görülme sıklığı, kullanılan tanı yöntemine göre değişmekle birlikte toplumda yaklaşık her 10 kişiden 1’ini etkilediği düşünülmektedir. Çocukluk döneminden ileri yaşlara kadar her yaş grubunda ortaya çıkabilen boğaz reflüsü; yanlış beslenme alışkanlıkları, fazla kilo, alkol tüketimi ve yoğun stres gibi faktörlerin etkisiyle daha sık görülebilir. Hastalığın belirtileri çoğu zaman mide şikâyetlerinden çok boğaz ve sesle ilişkilidir. Sabahları daha belirgin olan ses kısıklığı, boğazda takılma hissi, sürekli boğaz temizleme ihtiyacı, geçmeyen kuru öksürük, geniz akıntısı varmış hissi, yutkunma sırasında rahatsızlık ve boğazda yanma en sık görülen yakınmalar arasındadır. Bu belirtiler; soğuk algınlığı, sinüzit veya başka ses teli hastalıklarının varlığında ya da mesleği gereği sesini yoğun ve zorlayıcı biçimde kullanan kişilerde daha kolay ortaya çıkabilir.” şeklinde konuştu.

TANI VE TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Tanı ve tedavi yöntemleri üzerine de konuşan Ergün, “Tanıda hastanın öyküsü ve kulak burun boğaz muayenesi önemlidir. Endoskopik muayenede ses telleri ve gırtlakta kızarıklık, ödem veya tahriş görülebilir. Ancak bu bulgular enfeksiyon, sigara kullanımı veya sesin yanlış kullanımı nedeniyle de oluşabilir. Bu nedenle tanı, şikâyetler ve muayene bulguları birlikte değerlendirilerek konur. Gerekli durumlarda 24 saatlik pH empedans ölçümü, gastroenteroloji değerlendirmesi veya endoskopi yapılabilir.” dedi ve şöyle devam etti: “Tedavide ilaçların yanı sıra yaşam tarzı değişiklikleri de önemlidir. Akşam yemeği yatmadan en az dört saat önce yenmelidir. Yağlı, baharatlı, çikolatalı ve naneli gıdalardan kaçınılmalıdır. Sıvı tüketimi yatmadan iki saat önce bırakılmalı, çay ve kahve öğleden sonra tüketilmemelidir. Yatağın başı yaklaşık 10 santimetre yükseltilmeli; alkol ve sigaradan uzak durulmalıdır. Fazla kiloların verilmesi de tedaviye katkı sağlar. Gerekli durumlarda mide asidini azaltan ilaçlar ve koruyucu preparatlar kullanılabilir. Ayrıca enfeksiyonların tedavisi, sesin zorlanmaması, yeterli su tüketimi ve gerektiğinde ses terapisi önerilir.”
Ergün, “Uzun süre devam eden boğaz reflüsü; kronik ses kısıklığına, ses tellerinde nodül veya polip oluşumuna, kronik larenjit ve öksürüğe, ayrıca yaşam kalitesinde belirgin bir düşüşe neden olabilir. Sürekli öksürük, boğaz temizleme ihtiyacı ve yutma güçlüğü zamanla daha belirgin hâle gelebilir. Çocuklarda tekrarlayan belirtiler krup ile karıştırılabilir. Bazı hastalarda ise geçici nefes alamama atakları (laringospazm) ve astım şikâyetleri tetiklenebilir. Bu nedenle özellikle haftalarca süren, sabahları belirginleşen ses kısıklığı, geçmeyen boğaz şikâyetleri ve öksürük mutlaka bir kulak burun boğaz uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.” dedi.

“ERKEN TANI YAŞAM KALİTESİNİ ARTIRIYOR”
Boğaz reflüsüne karşı alınabilecek önlemleri de anlatan Ergün, “Boğaz reflüsünden korunmanın temelinde sağlıklı yaşam alışkanlıkları yer alır. Tedavide önerilen yaşam tarzı değişikliklerini uygulamak, ideal kiloyu korumak, alkol tüketimini azaltmak, sigarayı bırakmak ve düzenli egzersiz yapmak fayda sağlayabilir. Bazı tansiyon ilaçları reflüyü artırabilir veya kronik öksürüğe neden olabilir. Mide boşalmasını yavaşlatan bazı ilaçlar da reflü riskini yükseltebilir. En yaygın yanlış inanışlardan biri, “Mide yanmam yoksa reflüm de yoktur.” düşüncesidir. Oysa boğaz reflüsü olan hastaların önemli bir kısmında mide yanması görülmez. Bu nedenle uzun süren ses kısıklığı, geçmeyen öksürük veya boğazda sürekli takılma hissi yaşayan kişiler tanı almakta gecikebilir. İki haftadan uzun süren ses kısıklığı, kronik öksürük veya sürekli boğaz temizleme ihtiyacının altında boğaz reflüsü gibi tedavi edilebilir hastalıklar bulunabilir. Erken tanı, yaşam kalitesini artırırken gereksiz antibiyotik kullanımının ve kronik ses sorunlarının önüne geçebilir. Boğaz reflüsü; doğru tanı, uygun yaşam tarzı değişiklikleri ve kişiye özel planlanan tedaviyle büyük ölçüde kontrol altına alınabilir.” ifadelerini kullandı.