"Parkinson'la yaşamak" için öneriler

Sosyal Yaşam Evi'ndeki “Parkinson’la yaşamak” seminerinde nüfusun yaşlanması ile hasta sayısı artışına, tedavi yöntemlerine ve egzersizin yaşam kalitesini korumada oynadığı role değinildi

09 Nisan 2026 - 10:22

Kadıköy Belediyesi 19 Mayıs Mahallesi Sosyal Yaşam Evi’nde “11 Nisan Dünya Parkinson Günü” kapsamında “Parkinson’la yaşamak” semineri düzenlendi. Katılımın yoğun olduğu seminerde, alanında uzman hekimler Parkinson’un nedenleri, tedavi yöntemleri, hastalık sürecinde yutma sorunları ve egzersizin önemi konu başlıkları altında önemli bilgiler paylaştı. 

Seminerde ilk sözü alan Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Gülay Kenangil, Parkinson’un nedeni ve tedavi yöntemi hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Kenangil, “Parkinson temel olarak hareketlerimizi etkileyen ve dopamin hücrelerinin kaybıyla ortaya çıkan bir beyin hastalığı. Genellikle hastalık 60 yaş ve üzeri kişilerde görülmekte. Peki Parkinson hastalığında beynimizde neden oluyor? Bir şekilde beynimizde hareketin kontrolünü sağlayan dopamin hormonu üreten hücreler ölüyor. Ama bunun neden öldüğünü şu anda bilmiyoruz.” dedi.

Nüfusun yaşlanması ile hasta sayısının da arttığını belirten Prof. Dr. Kenangil, hastalığın belirtilerini şöyle anlattı: “En sık görülen belirtiler ellerde titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertlik ve denge sorunları. Yavaşlığı aslında yüz kaslarında, çiğnemede, yutmada, konuşmada neredeyse tüm fonksiyonlarda görebiliyoruz. Hastaların mimikleri azaldığı için bir maske yüz ifadesine bürünebiliyor. Bunlar motor belirtilerdir. Depresyon, kaygı bozukluğu, hezeyanlar, halüsinasyonlar, unutkanlık, hafıza bozuklukları, yorgunluk, uyku ile  koku bozuklukları, mesane ve bağırsak problemleri, kabızlık,  aşırı terleme ve kan basıncı düşüklükleri de motor olmayan belirtiler. Burada kabızlık, koku ile uyku bozuklukları özellikle psikiyatrik olarak depresyon ile anksiyete hastalığının öncül bulgusu olabilir.”

Tanı koymak için nöroloji muayenesinin olmazsa olmaz olduğunu ifade eden Gülay Kenangil, “Klinik tanı koyuyoruz. Bazen MR istiyoruz. Farklı tanıları dışlama amaçlı yaptırıyoruz. Yoksa Parkinson’u MR’dan tanımıyoruz. Tedavide ise ilk etapta ilaç tedavimiz var. İlaç tedavilerinden sonra cihaz destekli tedavilerimiz var. Tedavileri egzersiz, fizik tedavi ve diyetle kombine edersek hastalar uzun süre günlük yaşamını normal bir birey olarak sürdürür. Ülkemizde cihaz destekli tedaviler de var. İlaç pompaları ve beyin pili gibi.” dedi. 

“TİTREMELERİ DURDURABİLİYORUZ”

Tedavi yöntemlerinden beyin pili hakkinda bilgi veren Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr Ali Zırh, “Tıbbi tedaviyle yeterli randıman alamadığımız hastalarda uygulayabileceğimiz tedavi yöntemi. Beyindeki nöral aktiviteyi uyarıyla ya da yakarak değiştirmek veya modüle etmek anlamına geliyor. Bu pillerin en büyük avantajları kontrol edilebilir, ayarlanabilir ve geri dönüşümlü tedavi yöntemleri olmasıdır. Beynin içine yerleştirilen iki ince elektrot, göğüste cilt altına yerleştirilen pil cihazı ve bunları birbirine bağlayan iki adet kablodan oluşur. Beyindeki belli bölgelere bu elektrotlar yerleştirilip elektrik akımı verildiğinde, sadece Parkinson değil titremeler ve diğer beyin rahatsızlıklarında da önemli ölçüde iyilik sağlanabilmektedir. Parkinson hastaları genellikle istirahat halindeyken titrerken, daha genç yaştaki hastalarda  kaşığı ağza götürürken veya yazı yazarken ortaya çıkan titremelere esansiyel ya da pozisyonel titreme diyoruz. Bu tür titremeleri hem beyin pili hem de ameliyatsız tedavi yöntemleriyle durdurabiliyoruz.” diye konuştu.

“EGZERSİZ SÜRDÜREBİLİR OLMALI”

Parkinson ile mücadelede egzersiz ve rehabilitasyonun önemini vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Gökhan Özkoçak, hastalığın teşhisi konulur konulmaz fiziksel aktiviteye başlanmasının, semptomlar ağırlaşmadan önce yaşam kalitesini korumada belirleyici bir rol oynadığını ifade ederek şu bilgileri verdi: “Fiziksel aktivitenin sürdürülebilir olması çok önemli. Egzersizi hayatımızın önemli bir parçası yapacağız ve bunu hiç bırakmayacağız. Kişilerin omurgası ne kadar dikse, ne kadar sağlıklıysa yaşam kalitesi de o kadar iyi oluyor. Omurgamızın sürdürülebilir olması ve yaş aldıkça dik kalması kesinlikle yapacağımız egzersizlerle mümkündür. Kalp ve dolaşım sistemimizin kapasitesini yüksek tutmamız da çok önemli. Denge, Parkinson'un olmazsa olmaz bir bileşenidir. Denge için dönmeler ve denge tahtaları gibi kullanılan özel aparatlar var. Kas kuvvetimizin kaybolmaması da çok önemli. Bisiklet, yüzme ve hafif tempolu yürüyüşler gibi egzersizler çok kıymetlidir. Kuvvetlendirme için merdiven inip çıkmak çok değerli. ”

“YEMEK SIRASINDA DİK DURULMALI”

Dil ve Konuşma Terapisti Dilara Bingöl de konuşma ve yutma bozukluğu ile ilgili şunları söyledi: “Hastaların ses seviyelerini çevredekilerin duyabileceği düzeye çıkarmaları, kelimelerin de anlaşılır olması için tane tane konuşmaları önemli. Yutma sorunu yaşamamak için yemek saatlerinin ilaç zamanlamasına göre ayarlanması ve öğün esnasında dik bir duruşun korunması hayati önem taşıyor.  Özellikle sıvı tüketimi sırasında çeneyi göğse yaklaştırarak hava yolunu korumak ve yemekten sonra kalıntıları temizlemek için bilinçli şekilde öksürmek gerekiyor. Ayrıca, besinlerin akciğere kaçma riskine karşı ağız hijyenine dikkat edilmeli. “ 



 

 


 


ARŞİV