Sınav sonrası başarısızlık korkusu

Klinik Psikolog Gamze Gülsoy Ragıpoğlu, sınav kaygısıyla baş etmede en önemli desteğin aile tutumu olduğunu belirterek, çocuklara "Sonuç ne olursa olsun değerlisin" mesajının verilmesi gerektiğini söyledi

25 Haziran 2026 - 14:57

​Aylar süren hazırlığın ardından binlerce çocuk ve genç için sınav sonucu bekleyişi başladı. Kimi sınavının iyi geçtiğini düşünürken, kimi aynı soruyla eve döndü: “Ya başaramadıysam?” Uzmanlara göre sınavlar önemli bir değerlendirme aşaması olsa da bir çocuğun tüm geleceğini belirlemiyor. Asıl belirleyici olan ise bu belirsizlik anında aileden gelen tutum ve destek. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Klinik Psikolog Gamze Gülsoy Ragıpoğlu, LGS ve YKS sonrası aile yaklaşımının çocukların ruhsal durumunu doğrudan etkilediğini belirterek, gençlerin sınavı çoğu zaman hayatlarını tanımlayan bir sonuç gibi algıladığını söyledi.

“GENÇLER DEĞERLERİNİ KAYBETMEKTEN KORKUYOR”

Ergenlik döneminin kimlik arayışı açısından en kırılgan dönemlerden biri olduğuna dikkat çeken Ragıpoğlu, sınavların bu süreçte çok daha büyük anlamlar yüklendiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Ergenlik döneminde gençler ‘Ben kimim?’, ‘Ne istiyorum?’, ‘Nasıl bir hayat yaşayacağım?’ gibi temel sorularla kimliklerini oluşturmaya çalışıyor. Bu dönemde başarıyı çoğu zaman dış ölçütlere göre tanımlama eğilimi artıyor. Ailede, okulda ve sosyal çevrede başarının sürekli puanlar ve kazanılan okullar üzerinden konuşulması, sınavı sadece akademik bir değerlendirme olmaktan çıkarıp, kişinin değerini belirleyen bir ölçüte dönüştürebiliyor. Bu nedenle genç, aldığı puanı sadece bir sonuç olarak değil, kendi yeterliliğinin ve değerinin bir kanıtı olarak görmeye başlıyor.” 

Bu algının kaygıyı büyüttüğünü belirten Ragıpoğlu, öğrencilerin çoğu zaman gerçek kayıptan ziyade o kaybın anlamıyla mücadele ettiğini ifade etti. Ragıpoğlu, “Gençlerin yaşadığı kaygının temelinde aslında sınavın kendisi değil, sınavın temsil ettiğini düşündükleri anlam var. ‘İyi bir okul kazanamazsam hayatım kötü olacak’, ‘Ailemi hayal kırıklığına uğratacağım’, ‘Yetersiz biri olduğum ortaya çıkacak’ gibi düşünceler zihinde büyüyor. Bu da sınavı bir performans değerlendirmesinden çıkarıp, kişisel değer yargısına dönüştürüyor.” ifadelerini kullandı.

AİLE TUTUMU BELİRLEYİCİ

Sınav sonucunun açıklandığı ilk saatlerin çocuğun duygusal dengesi açısından en hassas dönem olduğunu vurgulayan Ragıpoğlu, ebeveynlerin yaklaşımının süreci doğrudan şekillendirdiğini söyledi. “Bu süreçte çocuk için belirleyici olan, aldığı puandan çok o puana verilen tepkidir. Ailenin verdiği mesaj, çocuğun kendilik algısını doğrudan etkiler. En güçlü ve en koruyucu mesaj ise ‘Sonuç ne olursa olsun sen bizim için değerlisin’ ifadesidir. Çünkü çocukların büyük bir kısmı en çok ailelerini hayal kırıklığına uğratmaktan korkar ve bu korku, sınav kaygısını da derinleştirir.” diye konuştu. 

Ragıpoğlu, ilk tepkilerde çözüm üretme çabasının geri planda kalması gerektiğini belirterek şunları ekledi: “İlk anda önemli olan çözüm bulmak değil, duyguyu karşılamaktır. Çocuğun yaşadığı hayal kırıklığını küçümsemeden, yargılamadan dinlemek gerekir. ‘Boş ver’, ‘Dünyanın sonu değil’ gibi cümleler iyi niyetli olsa da çocuğun yaşadığı duyguyu görünmez kılabilir. Bunun yerine ‘Bunun senin için ne kadar zor olduğunu görüyorum’ gibi ifadeler, duygunun kabul edildiğini hissettirir ve bu da rahatlatıcı bir etki yaratır.”

“YARGILAYICI CÜMLELER SUÇLULUK YARATIYOR”

Bazı ebeveyn söylemlerinin çocuk üzerinde uzun süreli duygusal etkiler bırakabileceğini de belirten Ragıpoğlu, özellikle kıyaslama ve suçlayıcı dilin risklerine şu sözlerle dikkat çekti: “‘Ben sana söylemiştim’, ‘Emeğimiz boşa gitti’, ‘Seni dershaneye gönderdik’ gibi ifadeler çocukta yalnızca başarısızlık duygusu değil, yoğun bir suçluluk ve yetersizlik algısı da oluşturur. Bu noktada önemli olan çocuğun etiketlenmesi değil, yaşadığı sonucun konuşulmasıdır. Gençlerin duyması gereken şey ‘Sen başarısızsın’ değil, ‘Bu sınavda istediğin sonucu alamadın’ ifadesidir. Bu dil, çocuğun kendilik değerini korur.” dedi.

Başarısızlık korkusunun çoğu zaman gerçeklerden değil felaketleştirilmiş düşüncelerden beslendiğini söyleyen Ragıpoğlu, gençlerin zihinsel yüküne dikkat çekti. Ragıpoğlu “Birçok genç ‘Başaramazsam her şey biter’ düşüncesine kapılıyor. Oysa bu, gerçekçi bir değerlendirme değil, kaygının ürettiği bir felaket senaryosudur. Hayat tek bir sınavdan ibaret değildir. Bu süreçte kazanılan çalışma disiplini, sorumluluk alma, problem çözme ve dayanıklılık becerileri en az sınav sonucu kadar değerlidir. Gençlerin kendilerine ‘En kötü ihtimal gerçekleşirse ben ne yapabilirim?’ sorusunu sormaları, kontrol hissini yeniden kazanmalarına yardımcı olur.” ifadelerini kullandı.

“UZUN SÜREN ÇÖKÜNTÜDE DESTEK ALINMALI”

Sınav sonrası duygusal dalgalanmanın normal olduğunu ancak sürecin uzamasının dikkatle izlenmesi gerektiğini belirten Ragıpoğlu, şu uyarıda bulundu: “Sınavdan sonra bir süre üzgün hissetmek, hayal kırıklığı yaşamak beklenen bir durumdur. Ancak bu durum uzun süre devam ediyor, kişi kendini değersiz hissetmeye başlıyor, sosyal yaşamdan çekiliyor ve geleceğe dair umutsuzluk artıyorsa uzun süren çöküntüde profesyonel destek alınmalıdır. Burada amaç, çocuğun hiç zorlanmaması değil yaşadığı duyguyu sağlıklı biçimde işleyebilmesidir.”

 


ARŞİV