Türkiye’de kızamık vakaları artıyor

UNICEF ve DSÖ, Avrupa ve Orta Asya’da kızamık vakalarının 2025’te yüzde 75 azalmasına rağmen salgın riskinin sürdüğünü belirtirken, Türkiye’de son yıllarda vaka sayılarındaki artış dikkat çekiyor

30 Ağustos 2026 - 09:42

Kızamık, aşılama sayesinde büyük ölçüde kontrol altına alınabilen hastalıklar arasında yer alıyor. Ancak son yıllarda yeniden dünya genelinde sağlık gündeminin önemli başlıklarından biri haline geldi. UNICEF ve Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Avrupa ve Orta Asya’ya ilişkin son verileri, 2025 yılında vaka sayılarında belirgin bir düşüş yaşandığını gösteriyor. Buna rağmen hastalık tamamen ortadan kalkmış değil ve salgın riski devam ediyor. Türkiye’de ise Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2023’te 5 bin 88, 2024’te 1.582 kızamık vakası bildirildi. Memorial Göztepe Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Haluk Çokuğraş, Türkiye’de son yıllarda kızamık vakalarında artış görüldüğünü belirterek, bunun yalnızca Türkiye’ye özgü bir durum olmadığını vurguladı. UNICEF ve DSÖ, her toplulukta aşılama oranının yüzde 95’e ulaşmasının, bağışıklık açıklarının kapatılmasının, hastalık takibinin güçlendirilmesinin ve salgınlara zamanında müdahale edilmesinin önemine dikkat çekti. Kuruluşlar ayrıca yanlış bilgilerin beslediği aşı tereddüdünün çocukları kızamık ve diğer aşıyla önlenebilir hastalıklar karşısında risk altında bıraktığı uyarısında bulundu.

“KIZAMIK OLGULARINDA ARTIŞ 

Türkiye’de kızamık vakalarının son yıllarda arttığını belirten ve kızamığın bildirimi zorunlu bir enfeksiyon hastalığı olduğunu hatırlatan Çokuğraş, “Son yıllarda ülkemizde kızamık olgularında bir artış gözlenmiştir. Kızamık bildirimi zorunlu olan bir enfeksiyon hastalığıdır. Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2023’te 5 bin 88, 2024’te ise 1.582 kızamık olgusu bildirilmiştir. Bu sayılar 2022’de 617, 2021’de ise 50 idi.” ifadelerini kullandı. 

Vakalardaki artışın dönemsel olarak küçük salgınlara da yol açtığını belirten Çokuğraş, “Dolayısıyla kızamık olgularının arttığını ve yer yer küçük salgınlar yaptığını söyleyebiliriz. Bu sadece bizim ülkemize özgü bir durum değildir, dünya genelinde kızamık olgularında belirgin bir artış saptanmaktadır.” dedi.

PANDEMİ SONRASI AŞI GÜVENİNDE GERİLEME

Türkiye’nin çocukluk çağı aşılamalarında uzun yıllardır başarılı bir ülke olduğunu belirten Çokuğraş, buna rağmen pandemi sonrasında aşıya yönelik güven konusunda değişim yaşandığını söyledi. Çokuğraş, “Türkiye aslında çocukların aşılanması konusunda başarılı bir ülke. Bununla birlikte bütün dünyada pandemi sonrasında aşılara karşı bir güvensizlik durumu oluştu ve aşılanma oranlarında bir düşüş yaşandı.” ifadelerini kullandı.

Aşılamadaki açıkların yanı sıra göç hareketlerinin de kızamık açısından risk oluşturabildiğini belirten Çokuğraş, “Yaşanan göç hareketleri, yeterince aşılanamamış çocukların sınırlarımızdan girmesi kızamık başta olmak üzere bazı enfeksiyon hastalıkları için risk oluşturdu.” dedi.

“AŞI KARŞITLIĞI VE KARARSIZLIĞI AYNI DEĞİL”

Kızamık vakalarının yeniden gündeme gelmesinde aşı konusundaki tereddütlerin de önemli bir etken olduğunu belirten Çokuğraş, Türkiye’de çocuklarını aşılatmayan ailelerin sayısının geçmiş yıllara göre arttığını söyledi. Aşı karşıtlığı ile aşı kararsızlığının birbirinden farklı olduğunu vurgulayan Çokuğraş, “Aşı karşıtlığı ve kararsızlığı sonuçları aynı olan ama farklı argümanlarla ortaya çıkan iki ayrı durum.” dedi.
Aşı karşıtlığının aşılanmayı temelden reddetmek anlamına geldiğini belirten Çokuğraş, “Aşı karşıtlığı aşılanmayı temelden reddeder. Burada bazen dinsel nedenler, aşılara karşı güvensizlik, aşıların tetikleyebileceği hastalıkların olabileceği düşüncesi, bazı komplo teorileri, aşı karşıtı hekimlerin ileri sürdüğü aslında kanıtlanmamış bazı hipotezler ve yanlış bilgi sahibi olma gibi birtakım sebepler sayılabilir. Aşı karşıtlarında kemikleşmiş ve değiştirilmesi güç bir düşünce biçimi vardır, ikna edilmeleri oldukça zordur.” ifadelerini kullandı.
Aşı tereddüdü yaşayanların ise farklı değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Çokuğraş, “Aşı kararsızlığı ya da tereddüdü ise biraz farklıdır. Bu kişilerin bir kısmında aşıya erişim sorunu da olabilir. Büyük çoğunluğu kulaktan dolma bilgilerle, yakınlarının ya da komşularının yaşadıklarını iddia ettiği bazı aşı yan etkileriyle, sosyal medya ya da görsel medyada anlatılan bazı hikâyelerle etkilenen ve çocuklarına bir zarar gelme olasılığı nedeniyle aşı yaptırmayan kişilerdir.” diye konuştu.  Ayrıca bu grubun doğru bilgilerle ikna edilebileceğine de dikkat çeken Çokuğraş, “Aşı kararsızlığı yaşayan grup aslında doğru kişilerden doğru bilgiler aldıklarında ikna edilebilecek bir gruptur. Bunlar sadece çocuklarının zarar görebileceği endişesini taşımaktadır. Dolayısıyla aşı kararsızlığı doğru bilgilerin sakince ve sabırla anlatılması ile kazanılabilir bir gruptur.” dedi.

SOSYAL MEDYA AŞI TEREDDÜDÜNÜ BÜYÜTÜYOR

Aşı konusunda ailelerin kararlarını etkileyen unsurların başında sosyal medyanın olduğunu belirten Çokuğraş, “Sosyal ve görsel medya, aşı karşıtlığının güçlenmesi için son derecede verimli bir zemin oluşturmakta ve bu konuda çok da bilgisi olmayan kişiler kolaylıkla etkilenmektedir. Asıl önemli sorun, sayıları çok fazla olmasa da, popülerliğini artırmak isteyen aşı karşıtı hekimler ve reyting uğruna bu kişileri sürekli televizyona çıkartan basındır.” ifadelerini kullandı.

“KIZAMIK HAFİFE ALINABİLECEK BİR HASTALIK DEĞİL”

Kızamıkla mücadelede yalnızca bireysel bağışıklığın değil, toplumun genel bağışıklık düzeyinin de belirleyici olduğunu vurgulayan Çokuğraş, kızamık için gerekli toplum bağışıklığı düzeyinin yüzde 95 olduğunu söyledi. 

“Aşılanmada kişisel bağışıklık kadar, toplumsal bağışıklık (sürü bağışıklığı) da son derecede önemlidir. Toplumun güvende olması için toplumun belli bir yüzdesinin aşılanmış olması gerekir.” diyen Çokuğraş, aşılama oranının belirli bir seviyenin altına düşmesi halinde salgın riskinin arttığını belirtti.

UNICEF ve DSÖ de kızamık için her toplulukta yüzde 95 aşılama oranına ulaşılmasının kritik olduğunu vurguluyor.

Aşıları eksik olan çocukların aşılarının en kısa sürede tamamlanması gerektiğini belirten Çokuğraş, “Aşısı eksik olan çocukların aşılarının en kısa sürede tamamlanması önerilir.” dedi.

Kızamığın yalnızca ateş ve döküntüyle seyreden basit bir çocukluk hastalığı olmadığını vurgulayan Çokuğraş, “Kızamık, neden olduğu zatürre, ensefalit gibi ciddi komplikasyonlarla çocuk ölümlerine yol açabilen ciddi bir hastalıktır. Son derecede kolay bulaşır.” ifadelerini kullandı.

Kızamığın bağışıklık sistemini de zayıflatabildiğini belirten Çokuğraş, hastalığın başka ciddi enfeksiyonların ortaya çıkmasını kolaylaştırabileceğini söyledi ve sözlerini, “Kızamık bu özellikleriyle asla hafife alınabilecek bir hastalık değildir.” diyerek tamamladı.

Çokuğraş, kızamık vakalarının yeniden artmasının önlenmesi için mevcut aşılama programlarının etkin biçimde sürdürülmesi, aşı tereddüdünün bilimsel ve güvenilir bilgilerle giderilmesi ve sağlık profesyonelleri aracılığıyla toplumun doğru bilgilendirilmesi gerektiğini vurguladı.


ARŞİV