Yaza fit girmek isterken sağlığınızdan olmayın

Yaz ayları yaklaşırken artan diyet telaşıyla birlikte detoks, aralıklı oruç ve zayıflama iğneleri yeniden gündemde. Uzman Diyetisyen Selin İmran Özdemir, sağlıklı kilo verme yönetiminde yasaklardan değil dengeli ve sürdürülebilir bir sistemden yana olunması gerektiğini söyledi

14 Mayıs 2026 - 10:42

Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte birçok kişi hızlı kilo verme yöntemlerine yöneldi ancak uzmanlar kısa sürede sonuç vaat eden şok diyetler ve bilinçsiz uygulamaların sağlığı olumsuz etkileyebileceği konusunda uyarıyor. Özellikle sosyal medyada yayılan diyet trendleri, detoks önerileri ve zayıflama iğneleri gibi yöntemler sıkça gündeme gelirken, sağlıklı kilo yönetiminde asıl önemli olanın sürdürülebilir bir yaşam tarzı oluşturmak olduğu vurgulanıyor. Uzman Diyetisyen Selin İmran Özdemir de yaz öncesi artan kilo verme telaşına dikkat çekerek, sağlıklı beslenme, doğru alışkanlıklar ve bilinçli yaklaşımın önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“BEDENİ DİNLEMEYİ ÖĞRENİN”

Uzman Diyetisyen Selin İmran Özdemir, “Yaz öncesi en sık yapılan hatalardan biri, hızlı sonuç almak için şok diyetlere yönelmektir. Oysa kilo almak çoğu zaman tek bir nedenden değil; yanlış besin seçimleri, yetersiz su tüketimi ve geç saatlerde yemek yeme gibi alışkanlıkların toplamından kaynaklanır. Bu temel sorunları fark etmeden yalnızca kaloriyi kısmak, kısa vadede kilo verilse bile uzun vadede yeniden kilo alımına neden olur ve bedeni sürekli bir ‘kilo al-ver’ döngüsüne sokar. Bu yüzden önemli olan, kalori hesaplamaktan önce bedeni dinlemeyi öğrenmektir. Yavaş yemek, iyi çiğnemek ve ekran karşısında yememek; tokluk sinyallerini fark etmek ve porsiyon kontrolü sağlamak açısından büyük önem taşır. Protein ve lif ağırlıklı beslenmek ise hem kan şekerini dengeleyerek daha uzun süre tok kalmayı sağlar hem de bağırsak sağlığını destekler. Ayrıca “Nasıl olsa tatilde düzen bozulacak” düşüncesi yerine sürdürülebilir bir beslenme düzeni oluşturmak gerekir. Besinleri “iyi” ya da “kötü” diye etiketlemek yerine, neyi neden ve nasıl tükettiğimizi fark ederek seçim yapmak; hem sağlıklı kilo yönetimi hem de yeme davranışı açısından çok daha doğru bir yaklaşımdır.” dedi.

“NE YEDİĞİMİZ KADAR NASIL YEDİĞİMİZ DE ÖNEMLİ”

Zayıflama sürecinde en sık yapılan hatanın yasaklar listesi oluşturmak olduğunu söyleyen Özdemir, “Sürdürülebilir beslenmede önemli olan yasaklar değil, denge kurabilmektir. Protein, lif, sağlıklı yağ ve kompleks karbonhidrat içeren dengeli öğünler; kan şekerini düzenler ve uzun süre tok kalmayı sağlar. Yalnızca ne yediğimiz değil, nasıl yediğimiz de önemlidir. Öğünlerde önce sebze, sonra protein ve en son karbonhidrat tüketmek tokluk hissini destekler. Glikoz şurubu, fruktoz bazlı şekerler ve monosodyum glutamat içeren ürünlerin sık tüketimi ise kilo kontrolü ve metabolik dengeyi olumsuz etkileyebilir. Ayrıca sürekli atıştırmak, farkında olmadan yemek yemek ve şekerli içecekler gibi sıvı kaloriler de süreci zorlaştırır. Öğünler arasında 4–5 saat bırakmak, gece geç saatlerde yememek ve sağlıklı besinlerde bile porsiyon kontrolünü korumak önemlidir. En doğru yaklaşım ise besinleri tamamen yasaklamak yerine ne sıklıkla ve ne miktarda tükettiğimizi dengeleyebilmektir.” şeklinde konuştu.

Özdemir, “Zayıflama sürecinde en büyük yanlışlardan biri, sorunun irade eksikliği olduğunu düşünmektir. Oysa çoğu zaman problem irade değil, sürdürülemez sistemlerdir. Çok düşük kalorili diyetler kısa sürede kilo verdirse de vücut bunu bir kıtlık olarak algıladığı için verilen kilolar hızla geri alınabilir. Benzer şekilde besinleri iyi ve kötü diye ayırmak da süreci zorlaştırır; çünkü yasaklanan besinler zamanla daha cazip hale gelir. Ayrıca sağlıklı etiketi taşıyan smoothie, kuruyemiş veya şekersiz ürünlerin de sınırsız tüketilemeyeceği unutulmamalıdır. Her yıl ortaya çıkan yeni diyet trendlerine rağmen, herkese uyan tek bir beslenme modeli yoktur. Bu nedenle asıl amaç kısa sürede kilo vermek değil, uzun vadede sürdürülebilecek ve korunabilecek bir düzen oluşturabilmektir.” şeklinde konuştu.

DETOKS VE ARALIKLI ORUÇ YÖNTEMLERİ ETKİLİ Mİ?

Detoks ve aralıklı oruç gibi yöntemlerin zayıflama üzerindeki etkilerine de değinen Özdemir, “Detoks konusu en çok yanlış anlaşılan başlıklardan biridir. Vücudun zaten karaciğer, böbrekler ve bağırsaklar aracılığıyla doğal bir detoks mekanizması vardır; bu nedenle yalnızca sıvılarla beslenmek ya da detoks içecekleri tüketmek bilimsel olarak gerekli değildir. Asıl önemli olan, bu sistemleri destekleyecek şekilde dengeli beslenmektir. Aralıklı oruç ise doğru kişide ve doğru şekilde uygulandığında insülin direnci, kan şekeri dengesi ve metabolik sağlık üzerinde olumlu etkiler sağlayabilir. Özellikle gece boyunca uzun süreli açlık, vücudun dinlenme ve onarım süreçlerini destekler. Ancak aralıklı oruç yalnızca saat kısıtlamak anlamına gelmez; yeme penceresinde besin kalitesi düşükse veya sürekli atıştırma varsa beklenen fayda sağlanamaz. Ayrıca özellikle kadınlarda hormonal değişimler nedeniyle aralıklı oruç menstrual döngüye göre planlanmalıdır. Kısacası önemli olan yöntem değil, o yöntemin kime ve nasıl uygulandığıdır.” dedi.

Özdemir, diyet yapanların en çok zorlandığı konulardan olan tatlı krizleri ve gece atıştırmalıkları ile nasıl başa çıkılabileceğini ise şöyle anlattı: “Tatlı krizleri çoğu zaman irade zayıflığı olarak görülse de altında genellikle kan şekeri dengesizliği, yetersiz beslenme, vitamin-mineral eksiklikleri veya duygusal tetikleyiciler yatar. Gün içinde yeterli protein ve lif alınmadığında kan şekeri hızla düşer ve vücut hızlı enerji ihtiyacıyla tatlı ister. Özellikle magnezyum gibi bazı eksiklikler de tatlı isteğini artırabilir. Gece atıştırmaları ise çoğu zaman fiziksel açlıktan çok stres, yorgunluk ve alışkanlıklarla ilişkilidir; ayrıca gün içinde yetersiz beslenmek akşam saatlerinde kontrolsüz yeme isteğini artırabilir. Bu nedenle çözüm, kendini baskılamak değil; gün içinde protein, lif ve sağlıklı yağ dengesini kurmak, uzun süre aç kalmamak ve duygusal açlıkla fiziksel açlığı ayırt etmeyi öğrenmektir. Ayrıca tatlıyı tamamen yasaklamak yerine, doğru miktarda ve dengeli şekilde tüketmeyi öğrenmek çok daha sürdürülebilir bir yaklaşımdır.”

“ZAYIFLAMA İĞNELERİ MUCİZE ÇÖZÜM DEĞİL”

Son dönemde popülerleşen zayıflama iğnelerin mutlaka doktor kontrolünde kullanılması gerektiğinin altını çizen Özdemir, “Son dönemde popülerleşen zayıflama iğneleri aslında yeni değil; diyabet tedavisinde kullanılan bazı ilaçların kilo kaybı üzerindeki etkileriyle gündeme geldiler. Bu ilaçlar, GLP-1 gibi hormonları taklit ederek iştahı azaltır, tokluk hissini artırır ve mide boşalmasını yavaşlatır. Doğru hasta grubunda ve doktor kontrolünde kullanıldığında etkili olabilirler ancak tek başına mucize çözüm değildirler. En sık görülen yan etkiler bulantı, kusma, kabızlık ve ishal gibi sindirim sistemi şikayetleridir; uzun vadede ve kontrolsüz kullanımda ise kas kaybı, safra kesesi problemleri ve besin yetersizlikleri gibi riskler ortaya çıkabilir. Ayrıca kişi bu süreçte beslenme alışkanlıklarını değiştirmezse, ilaç bırakıldığında verilen kiloların geri alınması sık görülür. Bu nedenle zayıflama iğneleri herkes için uygun olmayabilir ve özellikle altta yatan sağlık sorunları, hormonal dengesizlikler veya yeme davranışı problemleri olan kişilerde dikkatli değerlendirilmelidir.” ifadelerini kullandı.


ARŞİV