Bir şehrin can damarı: Feyenoord

Kendini dış dünyaya tanıtmakta biraz güçlük çeken Rotterdam’ın dünya çapında en iyi bilinen markası kuşkusuz Feyenoord futbol kulübü...

10 Eylül 2021 - 16:32

Hollanda’yı ve özellikle Hollanda futbolunu Amsterdam-Rotterdam rekabeti üzerinden okumak mümkün. Elit ve üst sınıf görülen Amsterdam’la emekçi şehri Rotterdam arasındaki farklar oldukça fazla. Bu farkların en büyüğü coğrafyadan kaynaklanıyor. Rotterdam bir deltanın üzerine kurulu ve tüm varlığı denizle ve nehirlerle mücadeleye dayanan bir şehir. Öyle ki 1953’te yaşanan büyük sel baskınından sonra benzer bir risk oluştuğunda otomatik olarak şehrin denizle ve nehirlerle bağlantısını kesen bariyerler kurulmuş. Koca bir delta girişini kapatacak büyüklükteki bu bariyerlere harcanan emek bile Rotterdam hakkında epeyce fikir veriyor. Ancak bu şehrin asıl ruhunu çözmek için kırk kilometre uzunluğunda bir sahil şeridini kaplayan limanı ve binlerce işçiyi görmek gerekiyor.  Hollanda’nın iki büyük şehrinden biri olan Rotterdam, neredeyse her şeyini deniz ticaretine borçlu olan ülkenin can damarı.

ŞEHRİN KALBİ: FEYENOORD

Kendini dış dünyaya tanıtmakta biraz güçlük çeken Rotterdam’ın dünya çapında en iyi bilinen markası kuşkusuz Feyenoord futbol kulübü. Feyenoord, adını şehrin uzun süre tersanelere ev sahipliği yapan mahallesi Feijenoord’dan alıyor. Ancak isim 1970’lerde Avrupa’da daha rahat telaffuz edilebilmesi için bugünkü hâline getiriliyor. 

Tıpkı hem şehir, hem de kulüp olarak çok benzediği Liverpool gibi Rotterdam kulübü de altın çağını o yıllarda yaşamaya başlıyor. Kazandığı 11 lig, 14 kupa ve dört Avrupa kupası şampiyonluğuyla Feyenoord yalnızca Rotterdam’da değil çevre şehirlerde de çok büyük bir taraftar tabanına sahip.

 Bugün kulübün bir buçuk milyona yakın taraftarının olduğu tahmin ediliyor ki bu bir milyondan fazla nüfusu olmayan şehir için devasa bir rakam. Feyenoord taraftarları, nam-ı diğer Het Legioen, ülkenin en sadık taraftarı olarak kabul ediliyor. De Kuip Stadyumu’ndaki atmosfer de Hollanda’daki diğer stadyumlara örnek gösteriliyor. Ancak yaşadığı bütün başarılara ve arkasındaki büyük desteğe rağmen Feyenoord çok harika günler geçirmiyor. Zira futbol kapitalizminin bütün yıkıcılığı kendini bu kulüpte de hissettiriyor. Hollandalı oyuncuların daha çocuk yaşta ya da Bosman kuralından yararlanarak Premier Lig’e kapağı atmaları, ligin Avrupa’nın büyük liglerinden biri olmaması gibi faktörler özellikle 1990’larda Feyenoord’u ciddi bir borç batağına itiyor. Kulüp daha zengin Ajax ve PSV’nin gerisinde Şampiyonlar Ligi’ne katılamadığı için bu borçlar kapatılamıyor ve sıkıntı büyüyor. 

TEK YOL ŞAMPİYONLAR LİGİ

Yetkililere göre borçları tamamen kapamanın tek yolu Şampiyonlar Ligi’nde oynamak ama mevcut koşullarda bunu yapmanın imkansıza yakın olduğunu onlar da kabul ediyor. Van Geel, aslında kulübün antrenman tesislerini yenilemek ve kadın şubesi açmak gibi projeleri olduğunu, ancak bunları parasızlıktan ertelemek zorunda kaldıklarını söylüyor. 

Feyenoord hala ekonomik kriz ile mücadele ediyor. Bir şehrin can damarı, tanıtım yüzü olan Feyenoord bu kavgadan başarı ile çıkacak mı bilinmez ama göçmen ve liman işçilerinin yaşadığı bu şehrin onu kaldıracak kadar ekonomik gücünün olmadığı aşikar.  


ARŞİV