Sporun ikonları-4: Michael Jordan

Sadece sportif başarıları değil hayatlarıyla da insanlara ilham kaynağı olan, yaptıklarıyla dünya tarihine geçen sporun büyük isimlerinin hikâyeleri artık her hafta bu köşede olacak...

27 Ocak 2023 - 11:04

Sadece basketbol ve NBA değil, spor ekonomisinin temel taşlarını da yerinden oynatarak hikâyeyi tekrar yazan adam, Michael Jordan 17 Şubat 1963’te ABD New York’ta doğdu. Bankacı annesi ve bir makine fabrikasında denetleyici olarak çalışan babasının, o daha çok küçük yaşlardayken Kuzey Carolina’ya taşınmasıyla eğitim hayatına burada başladı. Okul yıllarında basketbol, beyzbol ve Amerikan futbolu ile ilgilense de lise döneminde boyu hızla uzayınca basketbola yoğunlaştı. Kalitesi hemen kendini gösterdi. Lise okul takımının son senesinde triple-double istatistikleri yakalamayı başardı. Kuzey Carolina Üniversitesi yılları ise isminin tüm basketbol çevrelerinde duyulmasını sağladı. Okuluna şampiyonluğu getiren basketi final maçının son saniyelerinde atması, yakaladığı istatistikler, neredeyse her sene üniversiteler arası ligin en iyi oyuncusu seçilmesi onun NBA’e planlanandan bir sene önce gitmesine sebep oldu. 1984 NBA Draftı’nda, Chicago Bulls takımı onu üçüncü sıradan takıma katınca bütün dünyanın ibretle izleyeceği hikâyenin ilk köşesi dönülmüş oldu.

BİR YILDIZ DOĞUYOR
NBA’deki daha ilk senesinde 28.2 sayı ortalaması tutturarak ligin en skorer üçüncü ismi oldu ve ‘yılın çaylağı’ ödülünü aldı. Yıllardır başarısızlığa alışmış takımı Bulls’u ise daha ilk senesinde play-off’lara taşıdı. Yıldız hamuru olduğu onu ilk kez seyreden
herkesin hemfikir olduğu bir gerçekti. Dengeli fizik yapısı, çevikliği ve en önemlisi sakin duruşuna karşın saha içindeki rekabetçi tarzı oru rakiplerinin önüne geçiriyordu. Yenilmeye tahammülü yoktu. Kişisel istatistikleri gün geçtikçe kalitesini gösteriyordu.
Sezon içinde 40 sayı barajını aştığı maçların sayısı artıyor, yılın savunmacısı, yılın oyuncusu ödüllerinin ardı arkası kesilmiyordu. Ancak bir sorun vardı; şampiyonluk gelmiyordu. Bulls onun gibi bir yıldızın yanına kaliteli yeni oyuncular ekleyerek mutlu sona ulaşmanın planını yapmaya başladı. Scottie Pippen ve Horace Grant gibi isimlerin takıma eklenmesinden sonra koç koltuğuna efsane isim Phil Jackson’ın oturmasıyla taşlar yerine oturdu. 1991, 1992 ve 1993 yıllarında üst üste NBA şampiyonluğuna ulaştılar. 1992 Barcelona Olimpiyatları’na giden efsane Dream Team takımının kaptanlığını da yapması onun ününün tüm dünyaya yayılmasına etki etti.

BABASININ ÖLÜMÜ
Her şey güzel bir rüya gibi ilerliyordu. Beklenen başarılar üst üste geliyordu. Fiziken ve oyun olarak en yüksek seviyedeydi. Ancak tam bu anda yaşanan bir trajedi deprem etkisi yarattı. Babası denk geldiği bir silahlı soygun sırasında saldırganlar tarafından
öldürüldü. Zor günler geçiren Jordan basketbola veda etti. Bir süre inzivaya çekildi. Daha sonra şaşırtıcı bir kararla geri döndü; beyzbol oynayacaktı. Ancak bu kararı da kısa sürdü ve 1995’in sonlarında, bir reklam sloganı haline de gelecek basketbola
geri dönüşünü açıkladı: I’am back. (Geri döndüm)

İlk dönemin ardından ikinci Bulls ve basketbol dönemi de başarılarla dolu geçti. Durdurulamıyordu. Rakipleri bile ondan imza almak için sıraya giriyor, salona erken gelip onun şut idmanını izliyordu. 1996, 1997 ve 1998 senelerinde Bulls ile bir şampiyonluk üçlemesi daha yaptılar. 1999’da ikinci kez basketbolu bıraktığını açıkladı. 2000’li yılların başında ise hissedarı olduğu, yatırım yaptığı Washington Wizards takımıyla bir kez daha salonlara dönse de bu macera da fazla uzun sürmedi ve 2003 yılında basketboldan nihai olarak emekli oldu.

İKONİK BİR SPORCU MU REKLAM YILDIZI MI
Jordan’ın spor kariyeri boyunca elde ettiği sportif başarılar ve yetenekleri tartışmasızdır. Bütün dünya onun bir spor efsanesi olduğu konusunda hemfikir. Ancak ekonomik ilişkileri ve bu ilişkilerin çeşitli yansımaları bugün bile halen tartışma konusu olmaya devam ediyor. O NBA’e ilk adımını attığı yıllarda ‘kötü çocuklar’ imajı yapışmış NBA ve basketbolcuları onun disiplinli hayatı, başarıya odaklı yapısı ve politik duruşuyla imajlarını temize çektiler. Bu imaj yeniliği reklam anlaşmalarını da beraberinde getirdi. Özellikle Nike firmasıyla yaptığı anlaşma, onun ‘uçarak’ attığı smaçlara göndermeli Air Jordan ayakkabılarından elde edilen gelir onu dünyanın en zengin sporcularından biri yaptı. Ancak özellikle ABD’deki ırkçı uygulamalar konusunda neredeyse bir kez bile açıklama yapmaması siyahilerin eleştirilerini beraberinde getirdi. Birçok kişi onu sportif anlamda çok başarılı ama gündelik yaşamda paragöz ve politik bir kişi olarak görüyor. Jordan’ın bu ilginç ve tartışmalara açık hayat hikâyesi son dönemin en popüler belgesellerinden olan The Last Dance’a da konu oldu.


ARŞİV