Atatürk, Nazım, Sabahattin Ali, Tevfik Fikret...

Gazeteci, yazar Hıfzı Topuz, Haldun Taner Müze Evi’nde Kadıköylülerle buluştu. Topuz, söyleşide Atatürk, Nazım Hikmet, Sabahattin Ali ve Tevfik Fikret ile ilgili anılarını anlattı

18 Nisan 2019 - 11:13

Neredeyse bir asırlık tarihe tanıklık etmiş usta gazeteci-yazar Hıfzı Topuz, 13 Nisan Cumartesi günü Kadıköy Belediyesi Haldun Taner Müze Evi’nin konuğuydu. Söyleşide Mustafa Kemal Atatürk, Nazım Hikmet, Sabahattin Ali ve Tevfik Fikret ile anılarını paylaşan Topuz, konuşmasına ilk olarak Haldun Taner’i anarak başladı: “Sizlerle beraber olmaktan çok mutlu oldum. Haldun Taner’i anmak çok farklı bir şey. Haldun Taner ile dostluğumuz 1953’ten sonra başladı. O, Melih Cevdet Anday’ın iyi arkadaşıydı ve beraber bir yerlere giderdik. Onun yazılarını da sıkı takip ettim, aileden birisi gibi geldi bana. Türkiye’de yeri doldurulamayacak işler yaptı, silinmez izler bıraktı. Gayet neşeliydi, şen şakrak bir insandı.”

5 METRE MESAFEDE ATATÜRK...

Söyleşilerde nutuk çekmeyi değil sohbet etmeyi daha çok sevdiğini vurgulayan Topuz, kendisini bir Atatürkçü olarak tanımladığını ve Atatürk hakkında 4 kitap yazdığını aktardı ve Atatürk ile ilk karşılaşmasını anlattı: “1933’te gördüm onu, çocukken gidip geliyordum Ankara’ya. 10. yıl törenine gitmiştim. Belki 5 metre mesafe vardı ama çok etkilenmiştim, hiç unutmam. Büyülendim diyebilirim. Atatürk’ün kitaplarını gördüm, Fransızca kitaplar da vardı. Altlarını çize çize okumuş hepsinin. Atatürk’ün hoşgörüsü, demokratik anlayışı çok olgundu. Şah Rıza Pehlevi, Türkiye’de diplomatik ilişkilerde bulunmak için buraya gelmişti ancak onunla tanıştıktan sonra dönemedi. Buna şahit oldum. Gazeteci olarak arkadaşlarını da konuşturdum, kitap yaptım bunları.”

Topuz, Atatürk ile yaşanan birkaç anıyı da paylaştı. İşte onlardan biri: “Kongreler sırasında, Ankara’da kurmaylarıyla oturuyorlar. Biri, ‘Paşam kazandık, bundan sonra ne yapacağız?’ diye soruyor. ‘Çocuğum defterini kalemini al gel, yaz, kurtuluştan sonra Cumhuriyeti ilan edeceğiz’ diyor. ‘Padişahlığı bitireceğiz, hilafeti kaldıracağız, tesettürü kaldıracağız’ diye yazdırıyor. Sonra yazdırdığı o kişi, ‘Paşam, siz yoruldunuz herhalde’ diye biraz alaya alıyor. Aradan yıllar geçiyor, Atatürk o kişiyle karşılaşınca o defteri hatırlıyor ve getirmesini söylüyor. Yani Atatürk daha 1920’de bunları kafasına koymuş, müthiş bir planlama yapmış, sıralamayı kurmuş. Bu anı da Atatürk’ün dehasını gösteren bir örnektir.”

NAZIM İLE PARİS’TE

Söyleşinin ikinci kısmında ise söz, Nazım Hikmet şiirlerine ve Nazım ile Hıfzı Topuz’un Paris’te beraber geçirdikleri günlere geldi …“Galatasaray’da 5. sınıftaydım, sınıf kütüphanesinde Nazım’ın şiirleri vardı. Yıl 1935. Görmeme imkân yoktu onu, Nazım içeri girdi adı anılmadı, şiirleri yasaklandı, şiirlerini okuyanları tutuklamaya kalktılar. Sola karşı o dönem bir terör havası esti. 1948’de Akşam’da gazeteciliğe başladım. Bir abimiz vardı gazetede ve bize çok sıcak davrandı. Eve çağırırdı bizi ve hayran olduğumuz bu insanın arkasında Nazım vardı. Evde toplandığımız zaman Nazım’ın şiirlerini okurdu ve ben de not ederdim. Not ettiğim haliyle saklarım onları hala. Nazım açlık grevine girdi, hapisten çıktı sonra da gitti. Onun kaçtığı gecenin ertesi sabah, bir haber çıktı gazetede; ‘vatan haini’ diye. Aradan yıllar geçti, UNESCO’da çalışıyordum. Nazım ile yıllar yıllar sonra Paris’te karşılaşabildim. Karşımda kravatlı, iyi giyimli, çok yakışıklı bir adam görmüştüm. Her şeyi açık açık söyleyen, hiçbir lafından şüphe etmediğiniz bir adamdı.”

BATILILAŞMA İLE AYDINLANMA...

Nazım’ın ardından Sabahattin Ali’ye hayran olduğunu da dile getiren Topuz, onun görünüşünü şöyle özetledi: “Sabahattin Ali’nin çocukken hayranlıkla hikâyelerini okuyordum. Onun da hastası olduk. O da tutuklanıyor, davalar açılıyor... Bunlarla uğraşıyor. Nişantaşı’nda Rasim adında bir arkadaşımla karşılaşmıştım bir gün. Rasim ‘Gel sana bir sürprizim var’ dedi. Evine gittik, tam otururken kapı çaldı Sabahattin Ali geldi. Deri şapka ve ceketle girdi içeri. Sabahattin Ali belki de 4 saat konuştu, taklit de yapıyordu, ağzımız açık dinlerdik.”

Söyleşi boyunca aydınlanmacı, Atatürkçü olduğunu vurgulayan Topuz, sözlerini Tevfik Fikret’i anarak sonlandırdı: “Tevfik Fikret önemli bir insandı. Aydınlanmayla batılılaşma arasındaki farkı hala çoğu insan bilmiyor. Batılılaşma, batı usulü yemek yapmak, bina yapmak, onlar gibi davranmak demek. Aydınlanma ise kafada olan bir şey. Hurafelere, batıl inançlara değil bilime inanmak demek. Namık Kemal gibi insanlar mesela bunun farkında değildi. İşte Tevfik Fikret, aydınlanmayı keşfediyor ve bunu yazıyor. Karşısında bütün gericiler var. Asla ödün vermeden ölen bir insandır. Fikret, aydınlanmayı alanda gerçekleştiren bir insan.”


ARŞİV