Bir gezginin gözünden Kadıköy

Yaklaşık 50 ülke ve 100 şehir gezen Furkan Değerli ile seyahat alışkanlıklarını, şehirleri keşfetme yöntemini ve İstanbul’a bakışını konuştuk. Değerli, dünyanın farklı şehirleri arasında Kadıköy’ü ilk beşe koyduğunu belirterek ilçenin en özgün yönlerini gazetemize anlattı

23 Temmuz 2026 - 15:30

Dünyanın farklı coğrafyalarında yaklaşık 50 ülke gezen Furkan Değerli ile seyahat tutkusunu, şehirleri tanıma biçimini ve İstanbul’a bakışını konuştuk. Değerli’den yıllar içinde değişen gezme anlayışını, onu en çok etkileyen şehirleri ve dünyanın farklı noktalarıyla karşılaştırdığı Kadıköy’ün kendisi için neden özel bir yere sahip olduğunu dinledik.

-       Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Kendinizi ne zamandır bir “gezgin” olarak tanımlıyorsunuz?

Hızlıca cevap vermem gerekirse yaklaşık 10 yıldır kendimi bir gezgin olarak tanımladığımı söyleyebilirim. Yalnızca “gezgin” miyim, bundan tam olarak emin değilim; ancak gezmek, kesinlikle hayatımın önemli yönlerinden biri. 18 yaşımdan bu yana her yıl en az bir farklı ülkeye gitmeye gayret ediyorum. Şu anda 28 yaşındayım. İlk başlarda yakın ülkelerle başlayan seyahatlerim, zamanla “Buralar hep tahmin edebileceğim hayatlarla dolu, acaba daha farklı neler var?” düşüncesiyle çeşitlendi. Böylece Hindistan, Filistin, Güney Kore, Meksika ve Filipinler gibi ülkelere seyahat etmeye başladım.

“EN BEĞENDİĞİM ÜLKE TÜRKİYE”

-       Şu ana kadar kaç ülke ve kaç şehir gezdiniz? En beğendiğiniz yerler nerelerdi?

Şu ana kadar yaklaşık 50 ülke gezdim. En uzun süre kaldığım ülke, son üç yılımı geçirdiğim Kanada oldu. Almanya’ya seyahat etmeyi pek sevmesem de sekiz ziyaretle en fazla gittiğim ülke de Almanya. Bir turistin gözünden değerlendirdiğimde en beğendiğim ülke Türkiye. Türkiye’yi değerlendirme dışında tutarsak Tayland, güneyinden kuzeyine kadar birbirinden farklı doğal güzellikleri bir arada sunmasıyla en sevdiğim ülkelerden biri.

Yurt dışında en sevdiğim şehir ise kesinlikle New York oldu. İlk kez İstanbul kadar etkileyici bir şehir gördüğümü söyleyebilirim. Şu ana kadar beni en çok şaşırtan şehirler ise Kudüs, Varanasi ve Almatı oldu. En abartılı bulduğum yerler de Bali, Londra ve Paris. Elbette güzel yerler; ancak bu şehirleri çok fazla beğenmek için ya çok az seyahat etmiş olmak ya da biraz sosyal medya için yaşıyor olmak gerektiğini düşünüyorum.

-       Bir şehre gittiğinizde ilk baktığınız şey ne oluyor? Bir yeri gerçekten tanımak için ne kadar zaman gerekir?

İlk olarak sokaklara bakıyorum. Yeni bir şehre gittiğimde genellikle yürümeyi tercih ediyorum ve ilk gün ortalama 30 kilometre yürüyorum. Geçtiğimiz ilkbaharda New York’ta Manhattan Adası’nı kuzeyden güneye zikzaklar çizerek yürüdüm. Bunu hemen hemen her şehirde yapıyorum ve herkese de öneriyorum. Sokaktaki insanların hareket hızlarını, yüzlerini, yedikleri yemekleri ve oturdukları bankları inceliyorum. Bunu özellikle turistik olmayan, yerel halkın yaşadığı bölgelerde yapmayı çok seviyorum. Dünyanın her yerindeki turistik mahalleler giderek birbirine benzemeye başladığı için buraları en sona bırakmayı tercih ediyorum.

“İSTANBUL’U 52 HAFTA SONU AYIRARAK GEZEBİLİRSİNİZ”

-       İstanbul’da en sevdiğiniz ilçeler nereler?

İstanbul’un en iyi yeri kesinlikle Beşiktaş ve Kadıköy ikilisinden biri. Ancak hangisi olduğunu söylemek çok zor. İki tarafta da yaşadım ve sanırım hâlâ karar verebilmiş değilim. İnsanın Moda’da deniz manzaralı bir evi, bir de Bebek sırtlarında başka bir evi olsa bu şehri tamamlamış hissedebilir.

İstanbul’un ilçeleri hakkında söylenebilecek en güzel şey, her birinin ayrı bir dünya olması. Örneğin Kadıköy ile Sarıyer’in ya da Kâğıthane ile Üsküdar’ın, her iki bölgede de Türkçe konuşulması dışında neredeyse hiçbir benzerliği yok. Hepsi birbirinden tamamen farklı kültürlere ve güzelliklere sahip. Bence İstanbul’a yeni gelen birinin ilk yıl boyunca her hafta sonunu şehri gezmeye ayırması gerekiyor. İstanbul’daki yerlerin büyük bölümünü keşfetmek için 52 hafta sonu yeterli olacaktır. Üstelik bunu İstanbul’a geldiğiniz ilk yıl yapmazsanız muhtemelen bir daha hiç yapmıyorsunuz, haberiniz olsun.

“KADIKÖY BENİ ÇOK ETKİLEDİ”

-       Kadıköy’e ilk gelişinizi hatırlıyor musunuz? İlk izleniminiz neydi? En çok dikkatinizi çeken şey insanlar mı, sokaklar mı, yaşam tarzı mı?

Evet, yaklaşık 10 yıl önceydi. Açıkçası çok şaşırmıştım. İstanbul’a taşınalı henüz iki ay olmuştu ve Beşiktaş Çarşı’da yaşıyordum. Kadıköy’ün, özellikle Moda ve Bağdat Caddesi çevresinin sakinliği beni çok etkilemişti. Antalyalı biri olarak Beşiktaş Çarşı’nın hareketliliği içerisinde zaman zaman denizi ve huzuru özlüyordum. Aradığım bu hissi Kadıköy’de bulduğumu söyleyebilirim.

Kadıköy’ü Kadıköy yapan şeyin ne sokakları ne denizi ne de mekânları olduğunu düşünüyorum. Kadıköy’ün açık ara en özgün özelliği insanları. Claude’a, yani bir yapay zekâ aracına, “Her türden insanı ideal biçimde bir araya getir ve bir mahalle demografisi oluştur” desem sanırım ortaya Kadıköy çıkardı. Tanıştığım her Kadıköylü, bu düşüncemi yeniden pekiştiriyor.

-       Sizce Kadıköy’ü Türkiye’deki ve İstanbul’daki diğer ilçelerden ayıran en belirgin özellik ne?

Her şeyin bir arada bulunması. Sakin ve huzurlu bir mahalle mi arıyorsunuz? Var. Gençlerin eğlendiği, tıklım tıklım barlar mı istiyorsunuz? Onlar da var. Bisiklet sürmek için sahil kenarında uzun bir yol mu? Upuzun. Yüzülebilecek bir sahil mi? O da var. Metro, metrobüs, Marmaray ve vapur seçeneklerinin hepsi mevcut. Bir ilçede daha başka ne olabilir, gerçekten bilmiyorum. Eskiden uzun rezidanslar pek yoktu. Şimdi bu ihtiyacı da Fikirtepe karşılıyor. Ne kadar güzel olduğundan emin olamasak da Kadıköy’ün karşı yakaya kıyasla neredeyse tek eksiği buydu; artık o da var.

Kadıköy’deki eğitim düzeyi de gerçekten inanılmaz. Birkaç yıl önce Moda’daki bir mahallenin muhtarlık heyetini görmüştüm. O akademik kadroyu dünyanın herhangi bir mahallesine götürseniz benzerini bulmak kolay olmazdı. Profesöründen mühendisine, avukatından doktoruna kadar her yerde nitelikli insanlarla karşılaşabiliyorsunuz.

-       Dünyada gezdiğiniz şehirlerle karşılaştırdığınızda Kadıköy’ü listenizde nereye koyardınız?

Benim için İstanbul birinci, New York ikinci sırada. İstanbul içerisinde ise Kadıköy, birinciliği Beşiktaş’la paylaşıyor. Bunun aksini iddia eden biriyle sabaha kadar tartışabilirim. Hatta şöyle söyleyeyim: Kadıköy’ü gezdiği yerler arasında ilk beşe koymayan birinin seyahat konusundaki fikirlerine çok fazla saygı duymayabilirim.

-       Dünyada gezdiğiniz şehirlerden hangisi size Kadıköy’ü hatırlatıyor?

Montreal’in Plateau semti. Duvar resimleri, bağımsız kafeleri, sahafları ve “büyük şehrin içindeki köy” hissiyle Kadıköy’e gerçekten benziyor. Montreal’de yaşarken bu nedenle Plateau’yu tercih ettim. Üstelik Montreal’de yaşayan 50’den fazla kişiden de aynı yorumu duydum. Elbette bu benzerlik yalnızca ilkbahar ve yaz ayları için geçerli. Kışın, doğal olarak soğuk hava nedeniyle Kadıköy’le olan benzerlik büyük ölçüde ortadan kalkıyor.

-       İstanbul’u hiç bilmeyen bir yabancıya Kadıköy’ü nasıl anlatırdınız?

“İstanbul’da bir ilçe var ve aradığın hemen hemen her şey orada, üstelik en iyi hâliyle bulunuyor. Kadıköy’ü de beğenmezsen Türkiye’den geri taşınabilirsin; bu konuda o kadar iddialıyım.”

KADIKÖY İÇİN GEZİ ROTASI

-       Sizden Kadıköy için bir gezi rotası istesek nasıl olurdu?

Başlangıç olarak Kadıköy’e vapurla gelmek gerekiyor. Tercihen Karaköy’den veya Beşiktaş’tan vapura binilebilir. Ardından sahil hattı boyunca Moda İskelesi’ne yürüyüp oradan Moda’nın içlerine doğru ilerlemek şart. Moda’da bir kafede oturulabilir veya yemek yenilebilir. Sonrasında Yeldeğirmeni’ne geçilebilir. Duvar resimleri, sakin sokakları ve samimi ama bir o kadar da havalı atmosferiyle mutlaka görülmesi gereken bir yer. Gün batımı ise Moda sahilinde, Fenerbahçe manzarasına karşı taşlarda veya çimlerde oturarak izlenebilir.

Ertesi güne sabah erken saatlerde Caddebostan’da yüzerek başlanabilir. Ardından bütün gün Bağdat Caddesi’nde geçirilebilir. Geç kahvaltıdan akşam yemeğine kadar uzanan programa bir konser bile eklenebilir. Böylece dolu dolu iki günlük bir Kadıköy rotası ortaya çıkar.


ARŞİV