Depresyon yayılıyor, ilaç tüketimi artıyor!

Antidepresan kullanımı 2014’ten 2024’e 39 milyon kutudan 65 milyon kutuya yükseldi. Türkiye Psikiyatri Derneği Medya Kurulu Üyesi Prof. Dr. Burhanettin Kaya ile antidepresan kullanımında yaşanan artışın nedenlerini konuştuk

27 Kasım 2025 - 19:55

Türkiye’de antidepresan kullanımı her yıl bir önceki yıla kıyasla kaygı verici bir hızla artmaya devam ediyor. Son 10 yılda artan antidepresan kullanımını mercek altına alan CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut’un 2025 yılının Şubat ayında paylaştığı verilere göre, 2014 yılında 39 milyon 134 bin 225 kutu olan antidepresan kullanımı geçtiğimiz yıl 65 milyon 591 bin 252 kutuya yükseldi. Bulut, değer bazında ise yüzde 55 büyüme ile 5 milyar 35 milyon TL’ye ulaştığına dikkat çekti. Türkiye’de antidepresan kullanımındaki hızlı artış, artık yalnızca istatistiksel bir veri olmaktan çıkıp toplumun ruh haline dair güçlü bir işaret veriyor. Bu artışın arka planını anlamak için Türkiye Psikiyatri Derneği Medya Kurulu Üyesi Prof. Dr. Burhanettin Kaya ile konuştuk.

DEPRESYON DÜNYAYA YAYILIYOR 
Kaya’ya göre Türkiye’de ruh sağlığına ilişkin kapsamlı ve güncel resmi verilerin bulunmaması, tabloyu anlamayı daha da güçleştiriyor. Türkiye’nin OECD ülkeleri içinde antidepresan kullanımında en üst sıradaki ülke olmadığını ama önceki yıllara göre en yüksek artış gösteren ülke konumunda bulunduğunu söyleyen Kaya, “OECD verilerine göre ülkemizde son 11 yılda antidepresan kullanımı yüzde 60,55 gibi dikkat çekici bir oranda artmış durumda. 2010'da bin kişiye düşen günlük antidepresan dozu 32,7 iken, bu sayı 2021'de 52,5'a yükseldi.” dedi.

Kaya’ya göre bu artış sadece Türkiye’ye özgü değil. Dünya genelinde de antidepresan kullananların sayısı ciddi bir biçimde artıyor. Depresyonun küresel ölçekte en yaygın ruhsal bozukluk olduğunu paylaşan Kaya, şu bilgileri paylaştı: “Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Bankası’nın geçmiş yıllarda yaptığı değerlendirmelerde, 2030 yılında depresyonun sadece ruhsal hastalıklar arasında değil, tüm hastalıklar içinde dünyada en sık rastlanan hastalık olacağı öngörülmüştü. Her geçen yıl yayınlanan veriler, raporlar, küçük ya da büyük ölçekli klinik araştırmalar bu öngörüyü destekliyor.”

İŞSİZLİK, YOKSULLUK, ŞİDDET…
Peki depresyonun bu kadar yaygın olmasının sebepleri neler? Ekonomik krizler, işsizlik, yoksulluk, savaşlar, göçler, şiddet, ayrımcılık, travmalar, eşitsizlikler ve daha birçok şeyin depresyona neden olduğunu söyleyen Kaya, “Bu, vahşi neo-liberal kapitalizmin, her alanda acımasızca uyguladığı neo-liberal politikaların doğal ve beklendik bir sonucu. Sermayenin de beklediği ve krizi fırsata çevirdiği, karı büyütmesine gerekçe yaptığı bir sonuç. Tüm dünyada siyasal iktidarlar ve hükümetler ne kadar simli sözcüklerle süslü söylemlere dönüştürseler de gerçekte vaat ettikleri bu iyiliği, mutluluğu sunamıyorlar. Tüm bu olanların sonucunda mutsuzluk, karamsarlık, yaşamın anlamsızlaşması, umutsuzluk, kaygı ve endişe artıyor.  Geleceği bilememenin, sürekli belirsizliğin yarattığı çözümsüzlük, çaresizlik hissi insanları hem yoğun bir kaygıya sürüklüyor hem de depresyonun yaygınlaşmasına yol açıyor. İnsanlar bundan kurtulabilmek için alkol ve maddeye yöneliyorlar. Umut arayışı borsaya, bahis sitelerine ve kumara yönelmelerine yol açıyor. Davranışsal bağımlılıklar gelişiyor. İşler daha içinden çıkılmaz hale geliyor.” şeklinde konuştu. 

GENÇLER BİRÇOK SORUNLA YÜZLEŞİYOR 
OECD’nin 2024 yılında yayınladığı rapordan veriler paylaşan Kaya, genç bireylerin de fiziksel ve ruhsal sağlıklarında bir bozulmaya yönelik işaretler olduğunu vurguladı. “15 yaşındakilerin hem fiziksel sorunlar hem de psikolojik sıkıntıyla ilgili birden fazla sağlık şikâyeti bildirme oranı, AB ülkeleri genelinde 2017-18'de yüzde 42'den 2021-22'de ortalama yüzde 52'ye yükseldi” diyen Kaya, bu sonuçlarda pandemide uygulanan karantinaların yanında, sorunlu sosyal medya kullanımı ve siber zorbalıktaki artışın da etkili olduğunu belirtti. 

Erişkin bireyleri etkileyen birçok olumsuz durumun gençleri de etkilediğine işaret eden Kaya, 
“Gençler ek olarak içinde bulundukları gelişimsel evrenin bazı kırılganlıklarını da taşıyorlar. Eğitim eşitsizlikleri, erken yaşta çalışmaya başlama, güvensiz iş ve eğitim ortamı, aile içi sorunlar, şiddet, ihmal ve istismar ve daha birçok değişken; gelecek belirsizliği, kaygı, umutsuzluk, mutsuzluk ve ruhsal çökkünlük gibi durumların ortaya çıkmasına ve ikincil yeni sorunların oluşmasına yol açıyor.” dedi. 

“ANA AKTÖR KAMUSAL SAĞLIK SİSTEMİ OLMALI”
Türkiye’deki psikiyatr sayısının da OECD ortalamasının altında olduğunu söyleyen Kaya, şu verileri paylaştı: “Uzmanlık eğitimi alanları da eklersek psikiyatr sayısı 6 binin üzerinde. Bunu nereden mi biliyorum? Türkiye Psikiyatri Derneği’nin 6 binin üzerinde kayıtlı üyesi var ve derneğimizin üyeleşme oranı yüzde 97 civarında. 2020 yılı verilerine göre genel hastane psikiyatri kliniklerinde çalışan psikiyatrist sayısı 2 bin 777, ruh sağlığı hastaneleri içinde yer alan psikiyatri kliniklerinde çalışan psikiyatrist sayısı ise bin 212. 2021-2023 Ruh Sağlığı Eylem Planında yer alan verilere göre genel hastane içerisinde yer alan psikiyatrik yatak sayısı 3 bin 847, ruh sağlığı hastaneleri içinde yer alan psikiyatrik yatak sayısı ise 3 bin 573.”

Dayanışmanın, depresyondan çıkmanın en önemli araçlarından biri olduğunu belirten Kaya, şunları söyledi: “Dayanışma sosyal destek sisteminin en önemli dinamiklerinden biri. Aile ve yakınlarının sosyal destek ve dayanışması azaldıkça ruhsal bozuklukların oluşması ve kronikleşmesi artıyor. Bu da kurumsal sosyal destek ve dayanışmanın ne denli zayıf, eksik olduğunu gösteriyor. Sağlık hizmetinde ana aktör, eşit, ulaşılabilir, nitelikli ve ücretsiz hizmet sunan kamusal sağlık sistemi olmalı.”

 


ARŞİV