Türkiye’de ev içi emek veren yüz binlerce kadın işçi için şiddet, taciz ve ağır sömürü günlük çalışma hayatının sıradan bir parçası hâline gelmiş durumda. Ev İşçileri Dayanışma Sendikası’nın (EVİD-SEN) Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı desteğiyle yayımladığı “Ev İşçileri için İnsana Yakışır İşler: Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacize Sıfır Tolerans” başlıklı araştırma raporu, bu acı gerçeği bir kez daha sarsıcı verilerle masaya yatırıyor. Doç. Dr. Ceyhun Güler, Araş. Gör. Gizem Nur Hamamcıoğlu ve EVİD-SEN Genel Başkanı Gülhan Benli’nin imzasını taşıyan çalışma, ev işçiliğinde şiddetin istisna değil, çalışmanın sıradan bir koşulu hâline geldiğini belgeliyor.

EVİD-SEN ağları üzerinden ulaşılan 252 ev işçisinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmaya göre katılımcıların yüzde 96,5’i çalışma yaşamında en az bir kez şiddet ve tacize maruz kaldığını, yüzde 92,6’sı ise hem kendisinin şiddet ve tacize maruz kaldığını hem de başkalarının maruz kalmasına tanık olduğunu söyledi.
Araştırmanın dikkat çekici bulgularından biri de şiddetin yalnızca işverenlerden kaynaklanmaması. Katılımcıların yüzde 81,8’i, misafirler, komşular, bakım verilen kişinin yakınları ya da eve hizmet sunmak için gelen kurye ve tamirci gibi üçüncü kişilerden kaynaklanan şiddet ve tacize “sık sık” veya “her zaman” maruz kaldığını belirtti.
Ev işçilerinin en fazla maruz kaldığı şiddet türü psikolojik şiddet oldu. Psikolojik şiddete maruz kaldığını belirtenlerin oranı yüzde 93,5 olarak kaydedildi. Bunu yüzde 89,6 ile ekonomik şiddet, yüzde 87,8 ile fiziksel şiddet, yüzde 86,1 ile cinsel şiddet ve taciz ve yüzde 82,2 ile dijital şiddet izledi.
Raporda cinsel şiddet ve taciz ayrıca ele alındı. Cinsel içerikli sözler, davranışlar ve istenmeyen temaslar birlikte değerlendirildiğinde, katılımcıların yüzde 86,1’i bu tür bir şiddete maruz kaldığını bildirdi.
Ekonomik şiddet ise ücretin ödenmemesi, eksik veya geç ödeme, fazla çalışmanın karşılıksız bırakılması ve ücret kesintisi tehdidi bağlamında ele alındı. Katılımcıların yüzde 89,6’sı ekonomik şiddet deneyimi bildirdi; yüzde 83,7’si bu tür şiddete “sık sık” veya “her zaman” maruz kaldığını söyledi.
HAFTALIK ÇALIŞMA 135,3 SAATE ÇIKIYOR
Şiddet ve taciz verileri çalışma sürelerinden bağımsız değil. Rapora göre yatılı çalışan ev işçilerinin haftalık ortalama çalışma süresi 135,3 saate çıkıyor. İşçilerin yalnızca yüzde 15,9’u haftada 45 saat veya daha az çalıştığını bildirirken yüzde 47,4’ünün çalışma süresi 46-60 saat arasında.
Çalışma biçimlerine göre yapılan karşılaştırmada da maruziyetin bütün gruplarda son derece yüksek olduğu görüldü. Yatılı çalışanların yüzde 98,6’sı en az bir şiddet türüne maruz kaldığını belirtirken, gündelikçilerde yüzde 96,9, ajans aracılığıyla çalışanlarda yüzde 96,1 oldu.
EN BÜYÜK ENGEL MADDİ İMKÂNSIZLIK
Araştırmanın en kritik sonuçlarından biri, şiddet ve taciz deneyimine rağmen şikâyet mekanizmalarının çok sınırlı kullanılması. Araştırmaya katılanların yüzde 77,8’i hiçbir mekanizmaya başvurmadığını belirtti.
Şiddetin daha ağır veya daha çeşitli biçimlerine maruz kalmak da işçileri otomatik olarak şikâyette bulunmaya yöneltmiyor. İşçilerin şikâyetçi olmama gerekçelerinin başında işini ve gelirini kaybetme korkusu, yetkili makamlardan sonuç alınamayacağı inancı ve hak arayabileceği kanalları bilmemek geliyor.
Başvuru kanallarının sınırlı kullanılmasının bir başka nedeni de bu mekanizmaların yeterince bilinmemesi. Katılımcıların yüzde 59,9’u başvuru mekanizmaların hiçbirini orta düzeyde dahi bilmediğini söyledi. Katılımcıların en az orta düzeyde bildiği mekanizma sayısı kişi başına ortalama 2,46 ile sınırlı kaldı.
Araştırmada katılımcılara yaşadıkları şiddet ve tacizi paylaşabilecekleri güvenilir bir kişi veya kurum olup olmadığı da soruldu. Katılımcıların yalnızca yüzde 25,8’i böyle bir kişi veya kurum bulunduğunu düşündüğünü belirtti. Yüzde 30,2’si güvenebileceği bir muhatap olmadığını, yüzde 44’ü ise bu konuda emin olmadığını söyledi.
EV İŞÇİLERİ “İŞÇİ OLARAK TANINMAK” İSTİYOR
Araştırmanın son bölümünde katılımcılara, çalışma yaşamında şiddet ve tacizle mücadele için çözüm önerileri soruldu. Yanıtların başında sosyal güvenlik ve sigorta güvencesi yer aldı. Bu başlık 78 yanıtla yaklaşık yüzde 32 oranında dile getirildi. Bunu yüzde 22 ile İş Kanunu kapsamına alınması, yüzde 20 ile işçi olarak tanınma, yüzde 17 ile sendikal hakların güçlendirilmesi, yüzde 12 ile hanelerin ve ajansların denetlenmesi ve yüzde 10 ile can güvenliği, işçi sağlığı ve iş güvenliği izledi.

RAPORUN ÖNERİLERİ
Raporda, ortaya çıkan tablo karşısında altı temel başlıkta düzenleme öneriliyor. Önerilerin başında, ILO’nun 189 Sayılı Ev İşçileri Sözleşmesi ile 190 Sayılı Çalışma Yaşamında Şiddet ve Taciz Sözleşmesi’nin onaylanması ve iç hukuka aktarılması geliyor.
Raporda ayrıca ev işçilerinin çalışma mevzuatında işçi olarak tanınması, özel konutun mahremiyetini gözeten ancak işçiyi denetimsiz bırakmayan etkili denetim mekanizmalarının oluşturulması ve erişilebilir, güvenli ve misillemeye karşı koruma sağlayan şikâyet yollarının geliştirilmesi öneriliyor.
Bunun yanı sıra üçüncü kişilerden kaynaklanan şiddetin ve ev içi şiddetin çalışma yaşamına etkilerinin tanınması, ev işçilerinin örgütlenmesinin önündeki engellerin kaldırılması ve sektöre ilişkin düzenli ve ayrıştırılmış veri toplanması gerektiği vurgulanıyor.