Kadıköy Belediyesi Akademi’nin 10 Ekim’de Tasarım Atölyesi Kadıköy’de düzenlediği “Haydarpaşa’dan Yeldeğirmeni’ne Zaman Yolculuğu” başlıklı söyleşide konuşan Doç. Dr. Pınar Erkan, Haydarpaşa ve Yeldeğirmeni’nin tarihsel dönüşümünü bu çok katmanlı yapı üzerinden ele aldı. Askerî hareketlilikten demiryolu yatırımlarına, göçlerden eğitim kurumlarına uzanan gelişmeleri anlatan Erkan, geçmişte alınan kararların bugünkü kent yaşamını nasıl etkilediğini de değerlendirdi.
HAYDARPAŞA ÇAYIRI: GÜNDELİK HAYATIN MEKÂNI
İstanbul’un tarihi çoğunlukla Tarihî Yarımada üzerinden anlatılıyor. Oysa Kadıköy ve çevresi de kentin gelişiminde önemli bir yere sahip. Erkan, Kadıköy’ün Tarihî Yarımada’dan daha önce kurulduğunu hatırlatarak iki bölgenin yüzyıllar boyunca birbirini etkilediğini belirtti. Haydarpaşa Çayırı’nın geçmişi de bu uzun tarihsel ilişkinin önemli bir parçası.
Erkan, çayırın askerî amaçlarla kullanılmasının Osmanlı döneminden çok daha öncesine uzandığını anlattı. Doğu Roma döneminde, 13. yüzyılın başındaki Latin istilası sırasında orduların Konstantinopolis’e ilerlemeden önce burada konakladığına ilişkin tarihsel anlatımlara değinen Erkan, bölgenin erken dönemlerden itibaren askerî hareketliliğin içinde yer aldığını şu sözlerle anlattı: “Bu bölgenin askerî birtakım hareketlere hizmet veren bir bölge olması da enteresandır. Haydarpaşa Çayırı’nın bu şekilde biçimlendiğini görüyoruz. Üstelik de Osmanlı’dan söz etmiyorum. Daha da öncesinden söz ediyorum. İstanbul’un Doğu Roma devrinde 13. yüzyılın başında istilaya uğraması söz konusu; bu da bölgenin gelişmesini büyük oranda etkiledi ve değiştirdi. Latin istilası sırasında orduların gelip Haydarpaşa Çayırı’nda dinlendiği anlatılır tarihî kaynaklarda. Yani Konstantinopolis’i istila etmeden önce gelip Haydarpaşa Çayırı’nda konuşlanmışlar.”
Haydarpaşa’nın askerî işlevi sonraki yüzyıllarda da sürdü. Erkan, III. Murad döneminde İran seferine hazırlanan askerlerin burada toplandığını ve talim yaptığını belirtti. 19. yüzyılın başlarında ise alan kaynaklarda “Haydarpaşa Sahrası” olarak anılıyordu. Mütareke yıllarında bu kez İngiliz ve Alman askerleri bölgede konuşlanmıştı.
Erkan, Haydarpaşa Çayırı’nın yalnızca askerî amaçlarla kullanılmadığını da vurguladı. Bölgede yetişen otlar biçiliyor, bakımları yapılıyor ve satılıyordu. Alan aynı zamanda törenlerin ve kutlamaların düzenlendiği bir mesire yeriydi. Böylece çayır, askerî işlevinin yanı sıra ekonomik ve toplumsal yaşamın da bir parçasıydı.

YANGINLAR, SİYASİ GERİLİMLER VE TARİHİN KARANLIK YÜZÜ
Erkan, 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren İstanbul’da büyük yangınların sıklaştığını, 1831’de Beyoğlu’nda çıkan yangının da dönemin önemli olaylarından biri olduğunu anlattı. Yangınlara ilişkin kayıtların resmî belgelerin yanı sıra yabancı gezginlerin ve elçilik çalışanlarının raporlarında da yer aldığını belirten Erkan bazı yangınların kasıtlı çıkarıldığını anlattı. Erkan, 1831’de Haydarpaşa Çayırı’nda düzenlenen bir şenlik sırasında yaklaşık 20 subayın boğularak infazını şöyle aktardı: “1831 yangını, Beyoğlu yangını olarak anılır ancak Tarihî Yarımada’da da art arda çok sayıda yangının yaşandığı bir dönem söz konusudur. Yangınları çıkaran kişiler bulunuyor ancak bir süre sonra asıl tetikçilerin peşine düşülüyor. Bir bakıyorsunuz, bu kişilerin ordu mensubu olduğu ortaya çıkıyor. Aralarında bir dizi subayın da bulunduğu bu kişilerin amacı yangın çıkarmak, ardından da padişahı tahttan indirmekmiş. Bu subayların peşine düşülüyor ve bulunuyorlar. Kim oldukları da ortaya çıkıyor. 1831 yılında Haydarpaşa Çayırı’nda padişahın çocukları için düzenlediği bir şenlik yapılıyor. Şenlikler sırasında askerler de orada bulunuyor, çadır kuruyor ve etkinliklere katılıyorlar. Bu şenlikler sırasında 20 kadar subay boğularak infaz ediliyor. Yani her şey o kadar da tatlı da değil.”

DEMİRYOLU GELDİ, SEMT DEĞİŞTİ
Erkan’a göre Haydarpaşa ve çevresindeki dönüşümün önemli dönüm noktalarından biri demiryolunun gelişiydi. 1870’lerde işlemeye başlayan hat, ulaşımın yanı sıra bölgenin yerleşim yapısını, nüfusunu ve gündelik yaşamını da değiştirdi. Yeldeğirmeni adı uzun süre bugünkü kadar yaygın kullanılmazken bölge, 20. yüzyılın ortalarına kadar daha çok Haydarpaşa adıyla anılıyordu. Bu dönemde İstanbul da Tarihî Yarımada’nın dışına taşmaya başladı. Erkan, 19. yüzyıldaki değişimi şöyle anlattı: “19. yüzyıl, kentsel açıdan değişimlerin yaşandığı, nüfusun arttığı ve ulaşım hareketlerinin şehri hızla dönüştürdüğü bir dönem. İstanbul’un değişimini anlamak açısından da bu yüzyıl oldukça önemli. İstanbul’un sınırlarının da 19. yüzyılda değişmeye başladığını görüyoruz. 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra şehir, Tarihî Yarımada’nın dışına taşmaya başlıyor. Çünkü o döneme kadar Galata, Beyoğlu, Boğaz köyleri, Kadıköy ve Üsküdar da dâhil olmak üzere bu bölgeler İstanbul’un dışı olarak görülüyor. Buralar İstanbul değil, taşra olarak değerlendiriliyor.”
İstanbul’un Tarihî Yarımada’yla özdeşleştirilmesinin yakın geçmişe kadar devam ettiğini belirten Erkan, çocukluğundan hatırladığı bir ifadeyi de paylaştı: “Dolayısıyla bu bölgelerde yaşayabilirsiniz, Tarihî Yarımada’daki İstanbul’a gidip gelebilirsiniz ama bu, İstanbul’da yaşadığınız anlamına gelmiyor. İstanbul’un Tarihî Yarımada’dan ibaret olduğu algısı, 1980’li ve 1990’lı yıllara kadar da devam etti. Ben çocukluğumda Kadıköy’den insanların ‘İstanbul’a gidiyorum’ dediğini hatırlıyorum. 1990’lardan sonra artık böyle bir ifadeyi pek duymaz olduk.”
Erkan’a göre İstanbul’un büyümesi ve Anadolu yakasında yeni yerleşim alanlarının ortaya çıkması öngörülebilir bir süreçti. Şehrin Tarihî Yarımada’nın dışına taşacağının ilk işaretleri, 18. yüzyılın sonunda inşa edilmeye başlanan kışlalarda görülüyordu.

GÖÇLER VE ÇOK KÜLTÜRLÜ MAHALLE
Bağdat Demiryolu’nun inşası, Haydarpaşa Garı’nın yapılması ve demiryolu işçilerinin bölgeye gelmesi, Yeldeğirmeni’nin gelişimini etkileyen başlıca unsurlardandı. Erkan, şehir merkezine uzaklığıyla öne çıkan bölgede 1880’li yıllarda güvenlik ihtiyacının da arttığını belirtti. Mahalle sakinlerinin karakol talebiyle belediyeye başvurduğunu, 1882 tarihli Ebniye Nizamnamesi’nde karakol ve okul için yer ayrılmasının öngörülmesinin de kentsel düzenlemelerin bir parçası olduğunu anlattı.Ancak Yeldeğirmeni’nin gelişimini yalnızca demiryolu ve yeni yapılarla açıklamak mümkün değildi. Savaşlar, yangınlar, salgın hastalıklar ve göçler de bölgenin nüfus yapısını etkiliyordu. Osmanlı Devleti’nin kaybettiği topraklardan İstanbul’a gelen nüfus grupları, kentin farklı bölgelerinde yeni yerleşimlerin oluşmasına katkıda bulundu. Üsküdar’daki Dağhamamı Mahallesi’nde yaşanan büyük yangının ardından buradaki Yahudi nüfusun bir bölümünün Yeldeğirmeni’ne yerleşmesi de Erkan’ın anlattığı gelişmeler arasındaydı. Rusya’dan gelen göçmenler de bölgenin nüfus yapısında etkili oldu.Erkan, kentsel dönüşümün tek bir nedene bağlanamayacağını vurguladı: “Çünkü kentsel değişim tek bir nedenle gerçekleşmiyor; her şeyin sırayla ilerlediği ya da bir değişimin yalnızca tek bir sebebe dayandığı bir süreçten söz etmiyoruz. Bir bölgedeki dönüşümün, çoğu zaman aynı anda ya da birbirine çok yakın zamanlarda ortaya çıkan, iç içe geçmiş pek çok etkinin sonucunda gerçekleştiğini görüyoruz.”
Farklı göç dalgaları ve toplulukların yerleşimiyle Yeldeğirmeni çok kültürlü bir mahalleye dönüştü. Erkan, bölgede Yahudi cemaatinin yanı sıra demiryolu çalışmalarında görev alan Alman mühendislerin de iz bıraktığını, Fransızların eğitim kurumları aracılığıyla etkili olduğunu belirtti. İngilizlerin ise ağırlıklı olarak Moda’ya yerleştiğini anlattı.

TRENLE SEYİR KEYFİ
Erkan, geçmişte Haydarpaşa ve çevresinin gündelik yaşamın doğal bir parçası olduğunu hatırlatarak demiryolunun yalnızca ulaşım değil, aynı zamanda kentin peyzajıyla kurulan ilişkinin de bir parçası olduğunu söyledi: “Bu bölgelerin geçmişte bağlık, çayırlık ve çimenlik alanlar olduğunu da biliyoruz. Müthiş bir peyzaj sunduklarını görüyoruz. Cumhuriyet yıllarına gelene kadar Bağdat Demiryolu için kullanılan ilk banliyö trenlerinin de insanlar tarafından bir tür seyir terası gibi kullanıldığını, insanların anılarında bu yolculuklardan söz ettiğini görüyoruz. Çünkü manzara şahane. Haydarpaşa’dan çıkıyorsunuz, yeşilliklerin içinden geçiyorsunuz; ardından Göztepe’yi, Erenköy’ü görüyorsunuz. Bostancı’ya gidene kadar da bu manzara yavaş yavaş değişiyor. Köşklerin, konakların, bağların ve bahçelerin içinde yer aldığı, müthiş bir manzara sunan bir yerleşimle karşılaşıyorsunuz.”
Erkan’a göre demiryolu, çevreye görece az müdahale ederek yerleşimlerin gelişmesini sağlayan ulaşım araçlarından biriydi. Kadıköy’den Bostancı’ya uzanan yerleşimlerin gelişiminde de önemli rol oynadı. Geçmişte yeşil alanlar ve bahçelerle iç içe olan bu yerleşimlerin bugünkü yoğunluğa nasıl ulaştığı ise kentin büyüme biçimine ilişkin soruları beraberinde getiriyor.

KAYBOLAN FOTOĞRAFLAR
Yeldeğirmeni’nin geçmişini araştırırken karşılaşılan sorunlardan biri de eski fotoğrafların sınırlı olması. Bölgede köşkler ve konaklar büyük bahçelerin içinde yükselirken zaman içinde yapıların kullanım biçimleri değişti; bazıları farklı amaçlarla kullanıldı, bazıları ise ortadan kalktı. Erkan, bu dönüşümü belgeleyen görsellerin sayısının oldukça az olduğuna dikkat çekti:“Bu döneme ilişkin en ilginç noktalardan biri de elimizde çok az fotoğraf ve görsel bulunması. Yeldeğirmeni’nde bağ ve bahçelerin içinde köşkler ve konaklar inşa ediliyor. Bölgenin tarihsel gelişimini incelediğimizde bunu açıkça görüyoruz. Zaman ilerledikçe, 19. yüzyılın sonlarından 20. yüzyılın başlarına ve Cumhuriyet dönemine geçişte, Osmanlı döneminin insanları ve kuşakları yavaş yavaş bu hayattan çekiliyor. Bu yapıların mirasçılarıyla birlikte köşklerin ve konakların kullanım biçimleri de değişiyor. Bazıları farklı amaçlarla kullanılmaya başlanıyor; meşhur mekânlar, sinemalar ve gazinolar ortaya çıkıyor. Ancak bunlara ilişkin neredeyse hiç fotoğraf bulamıyoruz.”
Erkan, kişisel arşivlerin de kent tarihini araştırmak açısından önemli olduğunu vurguladı. Son 10-15 yılda sosyal medyada paylaşılan eski fotoğrafların bir tür arşiv oluşturduğunu belirterek nüfus hareketleri nedeniyle bazı kayıtlara ulaşılamadığını söyledi: “Yeldeğirmeni ve çevresinde de farklı dönemlerde önemli nüfus hareketleri ve yer değiştirmeler yaşandığı için bu kayıtların bir bölümüne ulaşamıyoruz. Bu durum, bölgenin geçmişini tarif etmeyi, anlatmayı ve tarihsel izlerini tespit etmeyi zorlaştırıyor. Bütün bunlar, korumayı da zorlaştırıyor.”

EĞİTİMİN ARDINDAKİ REKABET
Yeldeğirmeni’nin çok kültürlü yapısının oluşumunda eğitim kurumları da rol oynadı. Erkan, Batılı ülkelerin Kadıköy’e ve Anadolu yakasına yönelik ilgisinin ulaşım yatırımlarıyla sınırlı kalmadığını belirtti. Alman mühendislerin çocukları için eğitim olanakları oluşturulurken Fransızlar da bölgede okullar açtı.Fransızların ilk girişimlerinin başlangıçta kolay kabul görmediğini, daha sonra eğitim faaliyetlerini genişlettiklerini anlatan Erkan, 19. yüzyılda eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimin önemli bir mesele olduğunu söyledi. Devletin yanı sıra misyoner kurumları da bu alanlardaki ihtiyaçları karşılamaya çalıştı. İngiliz ve Alman kurumları da okullar, dispanserler ve yetimhaneler aracılığıyla bölgede faaliyet gösterdi. Erkan, bu kurumların yerel etkilerinin yanı sıra uluslararası rekabetin de bir parçası olduğunu belirtti.
Zamanla yerli gayrimüslim topluluklar da kendi eğitim kurumlarını açtı. Eğitim yapılarının kentsel gelişimdeki önemine dikkat çeken Erkan, bazı binaların günümüzde hâlâ ayakta olduğunu, ancak kentsel dönüşüm, nüfus artışı ve göçlerin bu yapıların özelliklerini kaybetmesine yol açtığını söyledi: “Eğitim yapılarının inşa edilmesi, kentsel gelişim açısından önemli bir adımdı. Bu binaların bir bölümü günümüzde hâlâ ayakta ve günlük hayatımızın içinde varlıklarını sürdürüyorlar. Geçmişte bu yapılar daha görünür durumdayken zaman içinde kentsel dönüşüm, nüfus artışı, göçler ve çoğu zaman farkına varılmayan demografik değişimler nedeniyle niteliklerini ve özelliklerini kaybetmeye başladı. Kadıköy’ün en önemli özelliklerinden biri, bütün bu gelişmelerin ve modernleşme hareketlerinin burada yaşayan halkın desteğiyle gerçekleşmiş olması. Bu gelişmelerin, bölgeye zarar vermeden ve kentsel dokuyu koruyarak ilerlemesinin mümkün olduğunu da görüyoruz. Ancak bir saatten sonra değişim ve dönüşüm o kadar hızlandı ki bunları takip etmek bile mümkün olmaktan çıktı.”

KENT BELLEĞİNİ KORUMAK NEDEN ÖNEMLİ?
Haydarpaşa ve Yeldeğirmeni’nin geçmişine ilişkin fotoğraflar, yapılar ve tarihsel kayıtlar yalnızca nostaljik bir ilginin konusu değil. Erkan, kentsel çevrenin insanların yaşam biçimleri, duyguları ve dünyaya bakışları üzerinde etkili olduğunu belirtti. Erkan’a göre Yaşadığımız evlerden sokaklara, yeşil alanlardan kamusal mekânlara kadar çevremizdeki her unsur, gündelik hayatımızın niteliğini etkiliyor.
Ekonomik sorunlar ve geçim mücadelesinin, yaşamın diğer alanlarına ilişkin tartışmaları geri plana itebildiğini vurgulayan Erkan, şunları söyledi: “Peki, elimizdeki fotoğraflar bize ne anlatıyor? Yeldeğirmeni’ndeki yapıları ve mahalle dokusunu korumak bize ne katacak? Bu soruların yanıtları, hayattan ne beklediğimizle ve kendimizi dünyanın içinde nasıl konumlandırdığımızla çok alakalı. Bugün, yaşamımızı olumsuz etkileyen pek çok sorunla karşı karşıyayız. Ekonomik gücümüzü koruma ve geçim mücadelesi, diğer pek çok konunun önüne geçmiş görünüyor. Ancak bütün bunlara rağmen, yaşam kalitemizi yükseltecek ya da korumamızı sağlayacak kentsel çevreyi koruma çabasından vazgeçersek her şey daha da kötüye gidecek. Çünkü bu bizi köksüzleştiren bir şey. Şehrin geçmişte nasıl olduğunu ve bugün nasıl bir noktaya geldiğini yalnızca kabullenmek zorunda değiliz. Önemli olan, buraya nasıl geldiğimizi doğru değerlendirmek ve gelecekte benzer hataların önüne geçmek.”

KİMİN İÇİN DÖNÜŞÜM?
Şehirlerin değişmesinin ve yeni yapıların inşa edilmesinin kaçınılmaz olduğunu belirten Erkan, asıl meselenin dönüşümün nasıl gerçekleştiği olduğunu söyledi. Erkan, Kadıköy’deki dönüşümü şu sözlerle değerlendirdi: “Elbette şehirler değişir ve dönüşür; çağdaş, yeni ve modern yapılar inşa edilir. Bunun önüne geçmek mümkün değil. Ancak bu değişimin nasıl gerçekleştiği önemli. Bugün Kadıköy’de yaşanan trafik yoğunluğu, bu dönüşümün sonuçlarını açıkça gösteriyor. Peki, sonuçta bölge rahatladı mı? Burası daha yaşanabilir bir yer hâline mi geldi? Kadıköy’ün çok kalabalık olduğu ve bu yükü artık taşıyamadığı gerekçesiyle Salı Pazarı kaldırıldı. Oysa pazar, bölgenin canlı kalmasını, izbe kalmamasını sağlayan unsurlardan biriydi. Her salı kurulan pazar sayesinde burada sürekli bir hareketlilik yaşanıyordu. Salı Pazarı’nın kaldırılmasıyla bu canlılığın kaybolması, alanın ıssızlaşması riskini de beraberinde getirdi. Peki, ne zaman harekete geçeceğiz ve toplum yararını gerçekten gözeten planlamalar yapacağız? Projelerin topluma fayda sağlamasını nasıl güvence altına alacağız? Bazen önümüze, faydalıymış gibi sunulan projeler konuluyor. Önce daha kötü bir durumla karşı karşıya bırakılıyor, ardından bunun yerine yapılan yeni uygulama büyük bir kazanım gibi gösteriliyor. Söğütlüçeşme Terminali için de benzer bir yaklaşım görüyoruz: Önce alanın evsizlerin bulunduğu, tehlike arz eden ve ıssız bir yer olduğu söyleniyor; ardından yapılan düzenleme büyük bir iyileştirme olarak sunuluyor. Ancak asıl soru, bu müdahaleden önce ve sonra bölgenin nasıl bir yaşam sunduğu.”

DEĞİŞİMİ ANLAMAK VE GELECEĞE BAKMAK
Erkan, bu ölçekte bir nüfus yoğunlaşmasının kaçınılmaz kabul edilmesine karşı çıkarak şehirlerin gelişiminin farklı biçimlerde planlanabileceğini vurguladı. Söyleşinin sonunda Erkan, kentte yaşanan değişimlerin ve dönüşümlerin nasıl gerçekleştiğinin farkında olmanın önemine dikkat çekti: “Bunun yalnızca Türkiye’ye özgü bir durum olmadığını da belirtmem gerekiyor. Dünyanın farklı yerlerinde benzer süreçler yaşanıyor. Bu nedenle değişimlerin ve dönüşümlerin nasıl gerçekleştiğini, şehrin kullanım biçiminin nereden nereye geldiğinin farkında olmak mecburiyetindeyiz. Burada bulunan sizler de zaten bu çabanın içindesiniz. Bu tavrı da hiç bırakmamak, değişimi ve dönüşümü anlamaya çaba göstermemiz gerekiyor.”