“İDEA gibi yerlerin artması çok önemli”

Toplumun en büyük sorunlarından birinin kamusal mekanların az olması olduğunu söyleyen yazar Ömer Faruk, “İDEA gibi yerlerin çok ama çok artması çok önemli” diyor

22 Haziran 2023 - 18:46

Klişelere, kalıplara ve tabulara karşı yazan bir yazar Ömer Faruk. 2014’teki ilk basımı 256 sayfa olan kitabı Yarabıçak’ın 608 sayfalık yeni basımı Yeni İnsan Yayınevi etiketiyle çıktı. Bildiğimiz kitapların tersine hem bir dönem, hem sorma, sorgulama, iğneyi de çuvaldızı da kendine batırma kitabı Yarabıçak. Aynı zamanda İDEA Kadıköy müdavimlerinden olan Ömer Faruk ile hem kitabını hem de İDEA Kadıköy’ü konuştuk.

“YABAN UZAKTA DEĞİL”

  • Bir kitabın ikinci üçüncü baskısına elbette alışığız ama yeniden yazılmasına değiliz? Yarabıçak’ı size ikinci kez yazdıran, daha doğrusu genişletme ihtiyacı duymanıza neden olan şey neydi?

İlk basımda ufkumu “başlangıç” ve “son” üzerinden yeterince zorlamadığımı, bu zaafımın “yerli ve milli” bir boyutu da olabileceğini fark ettim. İnsanlar arası eşitsizliğin kaynağı olarak kabul gören “çit” ile “seçilmiş tek adam rejimleri” arasında bir zihniyet sürekliliği olduğunu, bu sürekliliği “yaban/evcil” gerilimi çerçevesinde de ele alabileceğimi düşündüm. “Öngörülemeyen ve ele geçirilemeyen” olarak “yaban”ın uzakta değil, hemen yanı başımızda, şehirde olduğunu, evcilleştirilememiş canlı türlerinden örneklerle anlatabileceğimi, böylece, öngörülemeyen ve ele geçirilemeyen olarak yeni bir muhalefet etme tarzı önerebileceğimi hissettim. Aylarca yıkılmış harabeleri, tren raylarını, sahil kenarlarını, terk edilmiş bahçeleri, parkların kuytu köşelerini dolaştım. Evet, bit, ayrıkotu, solucan, pıtrak, sinek, gelinçiçeği,, labada, kene, karınca, ısırganotu,, dilkanatan, arı, yapışkanotu, peygamberdevesi, madımak, sivrisinek, kaktüs, uğurböceği… gibi hareketli ve hareketsiz canlı türleri şehirde de var. Ve bize öngörülemeyen ve ele geçirilemeyen yeni bir muhalefet etme tarzı hakkında esin verebilirler. Böylece, “pasif piyasa toplumu”nun ucuzlukları üzerine düşünebilir ve “ucuzluk” üzerinden örgütlenmiş olan “müşteri”yi eleştiri öznesi olarak ele alabiliriz sonucuna vardım.

Yanı sıra siyasetten ve hayattan giderek daha çok düşen “sol”a dair kendi adıma da sakınmadan söz almak, “sınıf”a dayalı siyaset yapma tarzının “tebaa”ya dayalı siyaset yapma tarzı tarafından bertaraf edildiğine dikkat çekmek, Ekim Devrimi yerine Bolşevik Darbesi adlandırmasının daha isabetli olduğunu belirtmek, siyasetin hükümet ve devlet arasında sıkışmasının tehlikelerini göstermek, muhafazakâr bir ahlakın uzantısı olan “bacı” algısını da sorgulamak istedim. Evet, yoldaşıyla sevişmeyen devrimci devrim yapamaz! Bu gözlemimi sakınmadan dillendirdim, örneklerle açıkladım.

Ayrıntı Yayınları’nı yönetirken “Yeraltı Edebiyatı” önerisinde bulunmuştum, Yarabıçak’ta da bir hamle daha yaparak “Yeraltıgöğü Edebiyatı”nı önerdim ve “karnaval” bölümüyle önerimi cisimleştirdim.

Tek tanrılı dinleri de boşluk üzerinden tartışmayı bir tür entelektüel müdahale olarak ele alarak şu soruyu dolaşıma sokmayı çok gerekli gördüm: “Sizce boşluk Tanrı’dan önce midir? Yani Tanrı boşluktan mı zuhur etmiştir? Ya da önce Tanrı sonra boşluk mu oluştu? Tanrı’nın faaliyetlerini ‘kimse’ ve ‘şey’in oluşturduğunu biliyor, tanık oluyoruz. Öyleyse, Tanrı ‘kimse’ ve ‘şey’in olmadığı boşluğu yaratma gereğini neden duydu? Kutsal kaynaklarda ‘boşluk’tan neden hiç söz edilmemiş? ‘Kimse’ ve ‘şey’ için başlangıç noktası olan boşluk neden dikkate alınmayarak ‘ol!’ emriyle geçiştirilmiş.

“KENDİ KUŞAĞIMI BAŞARISIZ BULUYORUM”

  • Benim okurken hem güldüğüm, hem uzun uzun düşündüğüm, kahırlandığım, iğneyi kendime batırdığım bir kitap oldu Yarabıçak. Siz kitabınızın türünü nasıl tanımlarsınız? Anı mı, deneme mi, kurgu mu? Ve kitabı okuyanda ne kalsın istersiniz?

Her disiplinin kendisini kendisine kapattığını epey önce fark etmiştim. Şiirin ifade etme imkânlarıyla sosyolojik bir perspektifin, kurgunun dinamikleriyle sinemanın kendisine has çözümleri var. Bunlardan birine yaslanarak kendimi kısıtlamak yerine gerektiğinde tümünün içerisinden geçen, sıkıştığında her ifade biçimine başvurmaktan sakınmayan bir kitap olsun istedim. Böylesi bir üsluba da en yatkın olan tür deneme. Adorno da denemenin en ihlalci tür olduğunu zikrediyor zaten.

Asıl derdim şu oldu: Kendi kuşağımı başarısız buluyorum. Seçim sonuçları da bu kanaatimi doğruluyor zaten. Bu başarısızlıktan payıma düşeni üstlenmek ve sakınmadan söz almak istedim. Bir gün okursa kızımın yüzüne bakabilmek istiyorum; beni suçlamamasından başka bir şey de istemiyorum. Birbirimize gülümseyelim yeter.

Kitabı beğenmeyenleri de, öncelikle, solun siyasetten ve hayattan giderek daha çok düşme nedenlerini dikkate alarak kendi üzerlerine düşen payı üstlenmeye davet ediyorum. Bunu yapmadıkları sürece Yarabıçak hakkında tek kelime etmeye hakları yok.

“KAMUSAL ALANLARA ÇOK İHTİYACIMIZ VAR”

  • Gelelim İDEA Kadıköy’e. Burası ile ne zaman yolunuz kesişti? İDEA’da ne kadar vakit geçiriyorsunuz? Evinizde çalışmak, yazmak yerine neden İDEA’yı tercih ediyorsunuz?

Çalışmaya evde başlıyorum. Bir süre sonra motivasyonum düşüyor, üzerime bir ağırlık çöküyor. Hem ara vererek nefes almak, küçük bir yürüyüş yapmak hem de başka yazarlarla selamlaşmak için İDEA’ya geliyorum. Hegel, Derrida ve Foucault çalışanlarla denizi seyrederek çay içmeyi, iki çift sohbet etmeyi seviyorum. Osmanlı tarihi çalışan Makedonyalı bir akademisyen de var. Onun Türkiye gözlemlerini dinlemek de çok enteresan.

Yaklaşık 6 yıldır düzenli olarak İDEA’ya geliyor, en az 6 saat kalıyorum. İDEA olmasaydı verimliliğim epey düşerdi.   

  • Sizce İDEA gibi yerlerin kamu kurumları tarafından açılmış olmasının topluma ne gibi getirileri var?

Sürekli kriz üreten bu toplumun bir sorunu da kamusal alanların çok az olması. “Kamu” söyleminin ve örgütlenmesinin etkin bir biçimde bir türlü dolaşıma girememesi. Oysa kamusal alanlar sorunların görünür olduğu ama karşılaşarak çözüm imkânlarının biriktirildiği, çatışma potansiyellerin minimize edildiği yerlerdir. Bu yüzden etkilenen ve etkileyenlerin birbirine eşit uzak ve yakınlıkta olduğu kamusal alanlara çok ihtiyacımız var.

İDEA’ya hem başörtülü hem de mini etekli kadınlar geliyor. Kıyafet, bir sorun olmaktan çıkarak birbiriyle karşılaşan, bu karşılaşmadan da sorun üretmeyen bir yan yanalık biçimi oluşuyor. Her gün internetten Kur’an dinleyen bir erkek ve din-dışı bir düşünce üzerine düşünmeye çalışan ben de aynı mekânı paylaşabiliyoruz. Bu yüzden İDEA gibi yerlerin çok ama çok artması çok önemli.   

 

 İ.D.E.A KADIKÖY

Kadıköy Belediyesi’nin yenilikçi bir yaklaşımla farklı meslek gruplarından, serbest çalışan, ofisi olmayanların veya öğrencilerin mekan arayışına çözüm olarak 2017 yılında hizmete açtığı İ.D.E.A Kadıköy, Moda’da yer alıyor. Yeni nesil kamusal alan anlayışına uygun olarak hizmet veren İ.D.E.A, işlik, derslik, etkinlik ve toplantı salonundan oluşuyor.

İki katlı binanın üst katında İşlik Bölümü yer alıyor. İşlik Bölümü, kayıtlı kullanıcılar için hizmet veriyor. Bu bölümde özel çalışma masaları, dolaplar ve sınırsız internet hizmeti sunuluyor. İşlikten, 2022 yılı içerisinde toplamda 535 üye faydalandı. İşlik katında yer alan kapalı toplantı ve eğitimlerin gerçekleştirilebileceği bir adet toplantı salonu ve etkinlik alanı da bulunuyor. Toplantı salonu masa düzeni ile 15, seminer düzeni ile 30 kişi kapasitesine sahip.

Binanın alt katında yer alan derslik, üyelik sisteminin olmadığı ve ücretsiz kullanılabilen bir alan. Resmi tatiller dışında haftanın yedi günü 09.00-21.00 saatleri arasında açık. İDEA Derslik alanından 2022 yılında yaklaşık olarak 50 bin kişi faydalandı.

İDEA Kadıköy’ün tüm Kadıköylerin hizmetine açık bir de kafeteryası bulunuyor.

 


ARŞİV