İğne iplikle geçmişin izinde...

Damla Sandal, fotoğraf ve nakışı bir araya getirdiği “Hafızayı İşlemek” atölyeleriyle kişisel anıları kolektif bir karşı-arşive dönüştürüyor.

25 Şubat 2026 - 13:31

5 sene evvel sayfalarımıza yer vermiştik Damla Sandal’a. Kendisi aslında Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu ama sanatla derin ve köklü bağı olan bir isim. Kent hafızası, toplumsal cinsiyet eşitliği ve toplumsal bellek gibi konulara olan ilgisini üretime dönüştürüyor. Şimdilerde  “Hafızayı İşlemek” başlıklı nakış atölyesini  yürütüyor.

Detayları kendisinden dinleyelim.

- Sanatsal üretiminizde nakışla kurduğunuz ilişki 2020’de “Erkekler Çiçektir” projesiyle başlamıştı yanılmıyorsam. 

Öncesine dayanıyor ama pandeminin yarattığı etkiyle bu üretimleri insanlarla paylaşma cesareti buldum. Erkekler Çiçektir, kadınların gündelik yaşamda karşılaştıkları klişe söylemlerden doğdu. Benzer bir dönemde kadınlar X'te #erkekleryerinibilsin etiketi ile paylaşımlar yapıyordu; erkekler çiçektir, kocam isterse çalışabilir, her erkeğin hayalinde siyah bir damatlık vardır… Kadınların toplumsal cinsiyet rollerini besleyen cümleleri tersten okuması dönüp dolaşıp ilham oldu.

-  Bu süreç, zamanla kolektif bir alana evrildi diyebilir miyiz “Hafızayı İşlemek” adıyla? 

Evet, birlikte üretmek merak ettiğim bir şey. Bireysel deneyimler üzerinden üretmek yerine hep toplumsal olandan beslendiğim gibi birlikte üretmenin de pratiğimi, üretilen sözü güçlendirdiğini düşünüyorum. Eski aile fotoğrafları üzerinden yaptığımız kolektif üretimler, katılımcıların kendi yaşam deneyimlerini, kuşaklar arası aktarılan duyguları ve toplumsal cinsiyetle, insan hakları ile, ayrımcılıkla, eşitlikle ve adaletle ilişkili meseleleri paylaşabildikleri güvenli bir zemine dönüştü. Yıllar içinde Hafızayı İşlemek, sadece bir atölye ya da sanat üretimi değil; birlikte düşünmenin, anlatmanın ve dinlemenin mümkün olduğu kolektif bir üretim alanı haline geldi. Farklı şehirlerde, farklı kurumlarla ve özellikle kadınlar, gençler ve dezavantajlı gruplarla yürüttüğüm çalışmalar bu alanı genişletti.  

ORTAK HİKAYELER, ORTAK ÜRETİM

- Hafızayı İşlemek, önceki işlerinizin doğal bir devamı mıydı yoksa yeni bir kırılma noktası mı?

İkisi birden. Önceki üretimlerimde de kadınların gündelik hayat deneyimleri, görünmez emek, toplumsal cinsiyet ve kişisel hafıza gibi temalar merkezdeydi. Fotoğrafla çalışıyor, nakışı bir ifade ve müdahale aracı olarak kullanıyordum. Bu anlamda kavramsal ve estetik bir süreklilikten söz etmek mümkün. Kırılma tam olarak burada başladı; üretimin öznesi “ben”den “biz”e evrildi. Hafızayı İşlemek pratiğini insanlarla paylaşmaktan hep çok keyif aldım. Başka şehirlerde olup da gelemeyen ama kendi topluluğu ile nakış yapmak isteyen insanlara benzer üretimleri nasıl yapabileceklerini anlattım. Atölye, bir üretim alanı olmanın ötesinde, insanların kendi hikâyelerini anlatabildikleri, ortaklaşabildikleri ve birbirlerinin deneyimleriyle temas kurabildikleri bir alana evrildi.

- Bu atölyelerde neler yapılıyor?

Fotoğraf ve nakışı bir araya getiren, katılımcıların kendi yaşam deneyimlerinden ve aile arşivlerinden yola çıkarak kişisel ve kolektif hafıza üzerine düşünmelerini sağlayan yaratıcı ve katılımcı buluşmalar… Atölyelerin çıkış noktası genellikle eski bir aile fotoğrafı. Katılımcılar, fotoğraflar üzerine nakışla müdahale ederek hem görsel hem de sembolik bir yeniden yazım gerçekleştiriyorlar. Nakış burada geleneksel bir el işi olmaktan çıkıyor bana göre ve hafızayla kurulan eleştirel, dönüştürücü bir ifade aracına dönüşüyor. Atölye süreci yalnızca üretime değil, birlikte düşünmeye ve paylaşmaya odaklanıyor. Katılımcılar kendi hikâyelerini anlatırken, başkalarının deneyimleriyle temas ediyor. Bu yönüyle atölyelerde, güvenli bir alan yaratmayı ve yargıdan uzak bir diyalog ortamı kurmayı hedefliyorum.

- Aynı zamanda alternatif bir tarih okuması da yapıyorsunuz.

Resmî tarih çoğu zaman büyük olayları, “önemli” addedilen kişileri ve kırılma anlarını merkeze alır. Gündelik hayatı sürdüren, direnişle, emekle yaşamı ayakta tutan insanların deneyimleri o büyük anlatılarda çoğunlukla dışarıda bırakılıyor. Oysa tarih, yalnızca olağanüstü anlardan değil, sıradan görünen tekrarlar, rutinler, ev içi emek, bakım, göç, kayıp, yas ve gündelik mücadelelerden de oluşur. Benim için fotoğraflarda yüzünü gördüğüm ancak adını dahi öğrenemediğim bu insanları anmak, geçmişi romantize etmekten ya da nostalji üretmekten çok dünü bugün ile anlamanın bir yolu. Kadınların, gençlerin, çocukların ve sesi bastırılmış grupların gündelik deneyimlerini merkeze almak tarih anlatısını yukarıdan değil, yaşamın içinden kurmayı mümkün kılıyor. Hafızayı İşlemek bu anlamda, herkesin taşıdığı hafızanın tarihsel bir değeri olduğunu hatırlatan kolektif bir karşı-arşiv üretme çabası olarak da düşünülebilir. 

- Nakışın sabır isteyen doğası, geçmişle ve hafızayla kurulan ilişkiyi nasıl etkiliyor?

Hızın, verimliliğin ve sürekliliğin yüceltildiği bir dünyada nakış; durmayı, beklemeyi ve acele etmemeyi tecrübe ettiriyor bize.  Fotoğrafı bir an görüp geçiyoruz. Oysa fotoğrafın üzerine nakış işlemek, o görüntüyle uzun süreli bir temas kurmayı gerektiriyor. İğnenin her geçişi, kişiyi fotoğraftaki ana, kişilere ve duygulara tekrar tekrar döndürüyor. Bu tekrar, hafızayı yüzeysel bir hatırlama biçiminden çıkarıp, bedensel ve duygusal bir deneyime dönüştürüyor. Nakış aynı zamanda sabır ve ihtimamla alakalı. Bu da özellikle bastırılmış, ertelenmiş ya da dile gelmesi zor anılarla çalışırken güvenli bir alan açıyor. Anlatmanın zorlaştığı noktalarda, eller çalışmaya devam ederken hafıza kendine başka bir ifade yolu bulabiliyor. Kullandığımız renkler, motifler, vurgulamak istediğimiz kısım geçmişle daha dürüst ve cesur bir ilişki kurmayı mümkün kılıyor.

- Son atölyenizi Moda63 gibi geçmişi olan bir evde yapmak nasıl bir deneyimdi?

Üretim sürecini baştan sona başka bir zamansallığa taşıdı. Çünkü burası bir etkinlik mekânından çok, zamanında burada yaşayan Adnan Bey ve Mükevven Hanım’ın hatırasıyla nefes alan bir ev gibi hala. İçeri girer girmez insan bunu hissediyor; evin kokusu, çocuk odasında duran kıyafetler, bavullar, ilginç küçük objeler ister istemez insanı cezbediyor. Atölye sırasında hem katılımcılar hem ben kendimizi Adnan Bey ve Mükevven Hanım’ın misafirleri gibi hissettik. Bazı katılımcılar kendi aile albümlerinden fotoğraflarla çalıştı, bazıları ise evin arşivinden seçtiğimiz karelerle. Bu ev, bir zamanlar bir ailenin yaşam alanıyken bugün başkalarına emanet edilmiş bir hafıza mekânı. Hafızayı İşlemek atölyelerinde yaşanan şey de tam olarak buna benziyor. Katılımcıların getirdiği fotoğraflar önce çok mahrem; aileye, eve, kişisel tarihe ait. Ama paylaşıldıkça, üzerine birlikte eğildikçe ve işlendikçe, kişisel olan yavaş yavaş kolektifte karşılık buluyor. Bazen bir üst kuşaktan bir kadının deneyimini dinliyoruz ve hiç tanımadığımız birinin fotoğrafında kendi hayatımızdan bir parçayı buluyoruz. Hafıza burada paylaşıldıkça çoğalan, başkalarına devredildikçe anlam kazanan bir şeye dönüşüyor. Evle böyle bir paralellik kurduğumuzu söyleyebilirim.

Bir de beni mutlu eden başka bir yanı oldu bu atölyenin. Üç sokak ileride bir antikacıdan seçtiğim ilk fotoğrafları hatırladım. Bir şekilde evin dışına taşan fotoğraflardı onlar. Kendimce o fotoğraflardaki insanlarla bağ kurmaya, merakımı dönüştürmeye, iz sürmeye çalıştığım ilk yıllardan bu yana ne çok şey değişmiş dedim. Bir evin içinde olmak, o merakı gidermek, birlikte iz sürmek geçen yılları daha anlamlı kılıyor. 

- Kadıköy, özellikle Moda, hem kişisel hem kolektif hafızası güçlü bir semt. Bu semtte üretmek sizin için ne ifade ediyor?

Kadıköy , İstanbul’da keşfe çıktığım ilk semt. Üniveristeye kaydımı yaptırdığım, ilk evime çıktığım,  lisede severek okuduğum yazarın imza gününe katıldığım, saatlerce yürüdüğüm, çalıştığım, sahaflarından fotoğraf toplamaya başladığım semt. Semtin hafızasında yıllar boyunca katman katman açılan böyle üretimler yapmak mutlu ediyor.

 


ARŞİV