İnternet neden bu kadar pahalı?

İnternet yaşamın parçasıyken faturalar neden bu kadar ağır? Özgür Yazılım Derneği’nden Özcan Oğuz, “Sorun teknik değil, politik” diyor

20 Şubat 2026 - 09:36

Türkiye’de milyonlarca hane için internet lüks değil temel bir ihtiyaç. Ancak mevcut politikalar ve şirket kârlılığı nedeniyle yurttaşlar her ay en az 600 lirayı yalnızca internete ödüyor. Özgür Yazılım Derneği’nden Özcan Oğuz ile internetin neden pahalı olduğunu ve bu tablonun nasıl değişebileceğini konuştuk.

  • Türkiye’de internet fiyatlarının yüksek olmasının temel nedenleri neler?

Bunun birçok nedeni var; ancak her şeyden önce bunun büyük ölçüde bilinçli olarak yaratılan bir durum olduğunu söylemek gerekir. Önce şunu doğru koymak gerekiyor: İnternet, evimizdeki küçük ağdan başlayıp ülkeleri ve kıtaları birbirine bağlayan devasa bir altyapı zincirinden oluşuyor. Bu zincirde her geçiş noktasının bir maliyeti var ve veri, geçtiği her altyapı için ücretlendiriliyor.

“ZİHNİYET NEDENİYLE PAHALI

Ancak Türkiye bu açıdan dezavantajlı bir ülke değil. Ada ülkeleri ya da anakaralara uzak bölgelerde internet pahalı olabilir çünkü özel altyapılar gerekir. Türkiye ise uluslararası geçiş noktası olan, fiber altyapısı büyük ölçüde tamamlanmış bir ülke. Eskiden “abone sayısı az” ve “bakır altyapı” gerekçeleri öne sürülürdü ama bugün geçerliliği yok. TÜİK’e göre internet kullanım oranı yüzde 90’ı aşmış durumda, mobil hat sayısı nüfusu geçmiş, altyapının büyük bölümü fiber.

Sorun teknik değil, yönetsel ve politik. İnternet artık bir lüks değil, temel bir ihtiyaç. Bunu kabul eden bir yasa da var: Evrensel Hizmet Kanunu. Ancak uygulamada altyapının büyük bölümünü elinde tutan şirketler –Türk Telekom, Türksat ve mobil operatörler– kamu hizmeti anlayışıyla değil, yüksek kâr hedefiyle hareket ediyor. Üstelik bu şirketlerin önemli bir kısmı doğrudan ya da dolaylı olarak kamuya ait.

Örneğin Türk Telekom, 2025’in üçüncü çeyreğinde 59 milyar lira satış geliri elde etti. Brüt kâr marjı yüzde 45, net faaliyet kârı yüzde 26,5 civarında. Bu, aboneler açısından her ay faturalara yansıyan ciddi bir fazlalık anlamına geliyor. Mobil tarafta da tablo farklı değil. Sanal operatör örneğinde gördük ki, altyapı erişimi serbest bırakıldığında tarifeler dörtte bir fiyatına kadar düşebiliyor. Ancak altyapı sahibi şirket kira bedelini artırdığında bu rekabet de fiilen ortadan kalkıyor.

Özetle Türkiye’de internet teknik ya da ekonomik zorunluluklar nedeniyle değil, zihniyet nedeniyle pahalı. Sağlayıcılar ve devlet pahalı olmasını istediği için pahalı. İnternet üzerindeki vergiler ise bambaşka bir konu, onun üzerinde ayrıca durmak lazım.

  • Türkiye’de telekomünikasyon sektöründe bir rekabet var mı? Mevcut piyasa yapısı fiyatları nasıl etkiliyor?

Kâğıt üzerinde bir rekabet var elbette, ancak gerçekte Türkiye’de telekomünikasyon sektörü bir oligopoli. Türkiye internete ilk kez 12 Nisan 1993’te bağlandı ve 2004’e kadar Türk Telekom’un tekelindeydi. Özelleştirme süreciyle bu tekelin kaldırılması hedeflendi ama beklenen rekabet ortamı oluşmadı.

Bu yapının ortaya çıkardığı kurumlardan biri de, elektronik haberleşme sektörünü düzenlemekle görevli Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK). BTK, idari ve mali özerkliğe sahip bir “sektörel düzenleyici kuruluş” olarak tanımlanıyor. Yasada, hiçbir makamın kuruma emir veremeyeceği açıkça yazıyor. Ancak uygulamada, mevzuat ile gerçeklik arasındaki mesafenin burada da fazlasıyla açıldığını görmek mümkün.

BTK’nın temel işlerinden biri haberleşme sektörünü düzenlemek, bu sebeple de internet hizmeti verecek tüm servis sağlayıcılar BTK’dan yetki almak zorunda. İdeal koşullar altında temel birkaç gereksinimi sağlayan herkes bu yetkilendirmeyi alabiliyor olsa, belki süreç daha farklı ilerlerdi ve iyi bir rekabet ortamı oluşurdu ancak bu yetkinin verilmesi; şirket tipinden sermayeye, ana sözleşmeden yöneticilerin adli sicillerine kadar bir dünya prosedür içeriyor. Doğal olarak şartlar bu şekilde sıkı olduğunda da, nüfusu 85 milyonu aşan Türkiye’de, BTK’dan yetki almış yalnızca 314 tane İSS var. Üstelik bunların önemli bir kısmı bireysel kullanıcılara hizmet vermiyor. Daha da çarpıcı olan ise pazarın dağılımı: Türk Telekom, Turkcell, Vodafone ve Türksat’tan oluşan dört büyük şirket, toplam abone sayısının yaklaşık yüzde 83’üne, toplam gelirin ise yüzde 85’ine sahip. Bu tablo, rekabetten söz etmeyi zorlaştırıyor. Çünkü altyapının neredeyse tamamı da bu şirketlerin elinde. Bu nedenle kısa vadede piyasa yapısını kökten değiştirmesi de pek mümkün görünmüyor.

“ASLAN PAYINI DEVLET ALIYOR”

  • Peki Türkiye’de internet üzerindeki vergi yükü ne durumda?

Bu zaten bizim kanayan yaramız. Türkiye’de birçok alanda olduğu gibi internet hizmetlerinde de son derece ağır bir vergi yükü var. Başta, belki de başka hiçbir ülkede örneği olmayan bir Özel İletişim Vergisi gerçeği var. 1999 Gölcük depremi sonrası geçici olarak getirilen ve kamuoyunda “deprem vergisi” olarak bilinen bu vergi, kalıcı hâle geldi ve bugün internet dâhil tüm telekomünikasyon hizmetlerinden alınıyor. İlk etapta yüzde 7,5 olan oran, 2021’de yüzde 10’a çıkarıldı. Bu gelirler özel bir amaca değil, genel bütçeye aktarılıyor.

Bunun yanında yüzde 20 oranındaki KDV de ciddi bir sorun. Devlet, kendi yasalarında kamu hizmeti olarak tanımladığı interneti fiilen lüks tüketim gibi vergilendiriyor. Sonuç olarak 100 liralık bir internet faturası, kullanıcıya yaklaşık 130 lira olarak yansıyor. Faturanın neredeyse dörtte biri doğrudan vergi. Buna ek olarak şirketlerin ödediği kurumlar vergisi ve diğer yükler de dolaylı olarak yine kullanıcıya yansıtılıyor. Özetle internet faturasında aslan payını devlet alıyor.

  • İnternet alt yapısı ile ilgili yatırımlar ne durumda. Bu durum fiyatları nasıl etkiliyor?

Türkiye’de internet altyapısı uzun yıllar büyük ölçüde telefon hatlarına dayandı. Çevirmeli bağlantıdan ADSL’e uzanan bu süreçte, mevcut bakır altyapı kullanıldı ve uzun süre ciddi bir modernizasyon yapılmadı. Bakır hatların kurulum maliyeti düşük olsa da işletme maliyetleri yüksek, bant genişliği ise sınırlı kaldı. Kablo da var tabii ki ama anakentlerin bazı semtleriyle sınırlı, hatta örneğin Yeldeğirmeni’nde aynı sokakta benim binamda yokken karşı binada vardı. Uzunca bir zaman halihazırda var olan altyapı üzerinden ADSL kullandık ve buraya pek bir yatırım yapmadık.

Avrupa’da aynı dönemde FTTC ve FTTB gibi fiber yatırımları hız kazanırken, Türkiye bu süreci büyük ölçüde kaçırdı. Bunun önemli nedenlerinden biri, altyapı yatırımlarını yürütmesi gereken Türk Telekom’un özelleştirme sürecinde yatırım yerine kâr dağıtımına yönelmesiydi.

Türk Telekom’un yeniden kamu kontrolüne geçmesinin ardından fiber yatırımları sınırlı da olsa hız kazandı. Yeni yatırımların önemli bir bölümü FTTH, yani fiberin doğrudan eve ulaştığı şekilde yapılıyor. Bu sistemlerin yatırım maliyeti yüksek olsa da işletme maliyetleri düşük ve uzun vadede daha verimli.

Buna karşın altyapı yatırımları hâlâ yetersiz. Türk Telekom, Turkcell ve Türksat tarafından yürütülen çalışmalar, kârın yüksek olduğu büyük şehir merkezlerinde yoğunlaşıyor; kırsal bölgeler ise bakır altyapıya mahkûm kalıyor. Bu yatırımların maliyeti faturalara yansırken, kullanıcıların yatırım kararları üzerinde hiçbir söz hakkı bulunmuyor. Şirketler kârlarından bu yatırımları yaptıklarından, yine elbette ki bu altyapı yatırımlarını biz faturalarımızla birlikte cebimizden ödüyoruz; ancak bu yatırımlar üzerinde söz sahibi olamıyoruz. Bu zihniyetin değişmesi lazım, altyapı yapım ve işletmesi tamamen kamuya geçmeli, şirketlerin elinden kurtulmalı. Bu sayede hem altyapıya erişim kârlılığa bağlı olmaktan çıkabilir hem de internet faturaları hafifler.

  • Döviz artışı, enerji maliyetleri gibi kalemlerin İnternet fiyatlarındaki ve kalitesindeki payı nedir?

Ekipmanlar diye sınırlandırmak doğru olmaz diye düşünüyorum, çünkü bu konudaki en önemli gider kalemlerinden birisi daha önce de bahsettiğim yurt dışı çıkış hat kiraları. Pek çok şey için olduğu gibi ağ donanımlarını da dışarıdan alıyoruz, elbette ki döviz de bunu etkiliyor. Ancak buradaki döviz artışı doğrudan işletmeden çok altyapı yatırımlarını etkiliyor. Sonuçta ağ donanımlarının ömrü çok uzun, yer altına gömdüğümüz kablolar on yıllarca çalışabiliyor, keza elektronikler de benzer şekilde. Elbette etkisi yoktur demiyorum ama özellikle yurt dışı çıkış hatlarıyla kıyaslayınca faturalara çok büyük bir etkisi olmaz sanıyorum.

Ama dış operatörler doğal olarak döviz cinsinden anlaşmalar yapıyorlar ve her döviz kurundaki belirgin artış buradaki maliyetleri katlıyor, bunlar da ama fatura olarak ama bant daralması olarak bize yansıyor.

FİYATLARI NE DÜŞÜRÜR?

  • BTK’nın fiyat ve rekabet politikaları sizce yeterli mi? Ne fiyatları düşürebilir?

BTK’nın fiyat politikaları konusunda Tarife Yönetmeliği ile belirlediği bir politikası var, her ne kadar sitesinde son kullanıcıya yönelik bir düzenleme gibi yansıtılsa da aslında çoğunlukla rekabete yönelik düzenlemeler içeren bir yönetmelik. Tarifelere alt ve üst sınır getirme gibi düzenlemeler yapabiliyorlar, üst sınır tüketiciyi korumak için olsa da alt sınır tamamen oyuncuları korumak için var. Faydalı birkaç düzenleme var, örneğin aynı hizmet için haksız sebeplerle müşteriler arasında tarife ayrımı yapılmasına engel koyuyor; ama geneline baktığımızda elle tutulur bir politika göremiyoruz.  Rekabet konusunda da bu kadar düzenleme yapılmış olsa da, yapının kendisi sistemi oligopolleştirmek üzerine kurulu.

Fiyatları bence en kısa vadede altyapının bütünüyle kamuya geçmesi, internetin bir kamu hizmeti olarak vergisel ve idari konularda gerçekten uygulanması ve sektörel rekabetin önündeki engellerin kaldırılması gerekiyor. Rekabetin önündeki engellerin kalkmasını şundan dolayı söylüyorum, neden bir dernek ya da bir vakıf internet servis sağlayıcı olmasın? Özellikle Avrupa’daki bazı ülkelerde böyle şeyler görüyoruz; mahallelerde, üniversitelerde hatta daha büyük ölçeklerde kar amacı gütmeyen İSS’ler var. Hatta bir araya geldikleri yıllık toplantıları bile oluyor. Benim en büyük hayallerimden biri bu, Türkiye’de de hizmet veren kâr amacı gütmeyen bir internet servis sağlayıcısı olması. Yahut neden küçük ölçekli yerel kablosuz İSS’ler her yerde faaliyet göstermesin? Bunların olması için bu düzenlemelerin değişmesi şart.

  • Pahalı internet, eğitim ve işgücü piyasasında nasıl bir eşitsizlik yaratıyor?

Eğitim ve internet denince aklıma hep pandemi döneminden iki unutamadığım hikâye geliyor. Maraş’ta çevrimiçi ders anlatabilmek için telefon çekmeyen bir noktadan tepeye çıkan bir edebiyat öğretmeninin kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmesi ve İstanbul’da derse girebilmek için çatıya çıkan 8 yaşındaki bir çocuğun düşerek ölmesi… Bunlar istisna değil, dijital eşitsizliğin en acı örnekleriydi. O dönemde evde tek cihaz olduğu için, hiç interneti olmadığı ya da sınırlı paketler tükendiği için derse katılamayan binlerce çocuk vardı. Kent yoksulluğunu ve teknolojiye erişimin sınıfsallığını uzaklarda aramaya gerek yok, benim iki komşum bizzat tanık olduklarım.

“İnternet yaşamdır” derken kastedilen tam da bu. İnternet, bilgiye erişimi tarihte hiç olmadığı kadar kolaylaştıran temel bir araç. Bugün okul çağındaki bir çocuk için sunduğu öğrenme imkânlarının sınırı yok. Ancak internet erişimi bir hak olmaktan çıkıp ayrıcalığa dönüştüğü anda, sınıfsal farklar dramatik biçimde derinleşiyor.

2000’lerin ortasında, Türk Telekom’un öğrenci bulunan hanelere uygun fiyatlı ADSL kampanyaları sayesinde geniş bant internete erişim sağlanmıştı. Bugün geldiğimiz noktada, benzer kamusal politikaların eksikliği insanı gerçekten şaşırtıyor.

İşgücü anlamında ise durum benzer, yine bütün dünyaya her an erişebilmek çok değerli. Yalnızca bir ek yapmak istiyorum, uzaktan çalışma konusu. Uzaktan çalışabilmek, stabil ve yüksek bant genişliğine sahip bir İnternet bağlantısı gerektiriyor. Dolayısıyla altyapısı iyi olan yerlerde oturup, yüksek bant genişliği sunan pahalı tarifeler kullanmayı gerektiriyor. Bu durum da yine çalışma koşulları üzerinde korkunç bir eşitsizlik yaratıyor.

TÜRKİYE 99. SIRADA

  • İnternetin ucuz ve kaliteli olduğu ülkelerde nasıl bir piyasa yapısı veya kamu politikası var?

Bu konuda Romanya’yı örnek vermek istiyorum. Ortalama bant genişliği sıralamasında Romanya 15. sıradayken Türkiye 99. sırada. Romanya’daki ortalama hız Türkiye’nin yaklaşık dört katı, buna karşın kişi başına gelir Türkiye’nin oldukça gerisinde. Fiyatlara bakıldığında ise internet, Türkiye’nin neredeyse üçte biri maliyetinde. Romanya’yı uzun süre araştırdım. En temel fark, internet altyapısında neredeyse hiç regülasyon olmaması. Yerleşik ve güçlü bir altyapı olmadığı için insanlar mahalle ve sokak ölçeğinde kendi ağlarını kurmaya başlamış, bu ağlar zamanla birbirine bağlanarak büyümüş. Altyapı en baştan fiber olarak inşa edilmiş. Üniversiteler, yerel örgütler ve kamu aktörleri de bu sürece dahil olmuş. Bugün hâlâ kablolama için ciddi izin süreçleri olmadığı, bu nedenle pek çok mahallede fiber hatların havai şekilde döşendiği aktarılıyor. Altyapı kolektif biçimde kurulduğu için teknik bilgi de yaygınlaşmış. Türkiye için ciddi dersler barındıran bir model.

  • İnternet fiyatlarının düşmesi için atılması gereken üç temel adım sizce nedir?

Her şeyden önce internetin temel bir ihtiyaç olarak bir kamu hizmeti şeklinde insanlara ulaştırılması için çalışılması lazım. Bunun için de üç temel adım söylemem gerekirse, yerleşik altyapının kurulum ve yönetiminin bütünüyle kamulaştırılması, internet hizmetleri üzerindeki fahiş vergilerin kaldırılması ve kamunun yönetimindeki İSS’lerin kar odaklı çalışmayı terk etmesi derim. Mikro ölçekte faaliyet gösteren veya STK tipi İSS’lerin var olmasının önündeki engeller de kaldırılırsa, internetin herkes için erişilebilir olması hayal olmaktan çıkar.

ÖZGÜR YAZILIM KONFERANSI DÜZENLENİYOR

III. Uluslararası Özgür Yazılım Konferansı “ÖzgürKon”, beş yıllık aranın ardından yeniden düzenleniyor. 25–26 Nisan 2026 tarihlerinde Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek olan konferans, tüm katılımcılara ücretsiz.

Özgür yazılımın yanı sıra özgür bilgi, özgür kültür, özgür sanat, internet özgürlüğü, ifade ve basın özgürlüğü gibi alanlarda konuşmalar, paneller ve çalıştaylar düzenlenecek.
Program detaylarına ozgurkon.org adresinden ulaşılabilir.

Etiketler; internet

ARŞİV