ÇANKIRILI SANDALCILAR
Kadıköyü ile Haydarpâşa iskeleleri arasında işleyen sandalcıların hepsi Çankırının Apsarı köyündendir. Şirketi Hayriye ile İdârei Aziziye adı ile Devlet Deniz Yolları limanda vapur işletmeye başladığı zamana kadar Kadıköy iskelesi kayıkcıları rum idi; limanda vapurlar işletip Boğaziçi hattı Şirketi Hayriyeye; Adalar, Kadıköy, Ayastefanos (Yeşilköy) ve Pendik hatları da İdârei Aziziyeye verilince, Kadıköy ile İstanbul arasındaki kayıkcılık büyük bir buhran geçirdi, vapuru kaçıran müşteriler bile kayık ile İstanbula gitmeye, diğer vapuru beklemeyi tercih ettiler, hepsi Kadıköyünün ayak takımından şehrî oldukları için, rum kayıkcılar da başka sahalarda iş tuttular. Bağdat Demiryolu yapılıp Haydarpaşaya demiryolunun başlangıç noktası olunca Kadıköyü ile Haydarpaşa arasında kayıkcılık için yeni bir gedik tesis edildi, ve gediği de İstanbula iş için gelen Çankırılılar elde ettiler.

O zamana kadar İstanbula gelen Çankırılılar bilhassa leblebicilik yapardı, Kadıköy-Haydarpaşa iskeleleri arasındaki kayık gediğini elde eden Çankırılılar, Korgun ve Apsarı köyleri uşakları oldu, bir müddet sonra yalnız Apsarılılara kalmışdır. Bu satırların yazıldığı 1963 yılında da iki iskele arasında 48 sandal işlemektedir; ekseriyâ dolmuş usûlü tatbik ederler, adam başı 50 kuruş alırlar, sandallarına da azâmî 4 müşteri alırlar, yani seferi 2 liradır. Kendi rivâyetlerine göre, Apsarı köyü 120 ev imiş; erkeklerin hepsi 15-16 yaşlarında iken gurbetci olurlarmış; İstanbula gelen acemi delikanlılar işe babasının yahud büyük kardeşinin sandalında başlar imiş. Kendi aralarında nizam olarak altı aylık bir tâlim devreleri varmış, hem kürek çekmek, hem sandalı kazığa çekme, hem de yüzme öğrenirlermiş. Yüzme öğrenme son zamanlarda konmuş, 1963 de yaşı kırk ve kırkı aşkın olan bu Çankırının Apsarı köylü sandalcılarının hiçbiri yüzme bilmezmiş. Tâlim devresinde genç sandalcılar Kadıköy - Haydarpaşa arasından gayri hiç bir yere müşteri alıp götüremezlermiş. Bu Çankırılı, sandalcılar köyden çıkarlarken, hemen istisnâsız evlenip, körpe güvey iken çıkarlar, ve yaza doğru çıkarlar; kış sandalcılığın boğazı tokluğuna çalışıldığı mevsimdir. Sandalların yarasından fazlası Kurbağalıdereye götürülüp emânetciye bırakılır, genç sandalcılar köye, kendilerini iştiyak ile bekleyen karılarının yanına dönerler. Apsarıdan bekâr çıkıp da İstanbuldan kız alıp evlenen Çankırı sandalcıları 30 yıl içinde ancak iki kişi olmuşdur. Bekâr odalarında barınırlar, bir kısmı, yazın iskeleye bağladığı sandalının içinde yatar. Öğle yemeklerini sandallarının içinde yerler. Bir olta edinip nöbetde olmadıkları sıralar kendi nefisleri için balık tutanları pek enderdir. Para canlısıdırlar; kazançları da çekdikleri mihnetle denk değildir, 1963 de, günde en çok 15 lira, ayda 500 lira kadar alabilmekde idiler. Aralarında şerir çıkmaz; para canlısı oldukları halde hırsızlık yapanları görülmemişdir; sarhoşları yokdur. Çoğu ehli dil, dilbaz, kalender meşrebdir; dinî ibâdetlerinde de kusursuzdurlar. (...)

AZİZİYE HAMAMI
Kadıköy ile Haydarpaşa arasında, rıhtım boyuna ve tramvay caddesine inen Recaizade Sokağında (bu sokağın eski adı Aziziyehamam Sokağıdır) bir çifte hamamdır. Sultan Azizin son yıllarında inşa edildiğinden bu hükümdarın adına nisbetle isim almıştır. Sokaktan görünüşü hiç de bir hamam yapısına benzemez, iç yapısında da kayda değer hususiyeti yoktur; her iki kısmı da on yedişer kurnalıdır. Bu satırların yazıldığı sırada içinde natır, meydancı, papuççu, külhancı ve dellâk yedi hamam uşağı çalışmakta idi. Takımları temiz, çarşı boyu olmamakla beraber müşterisi oldukça çok, işlek bir hamamdır. Bugünkü sahipleri 5/8 hisse ile Karnik kızı Arusyak Andonyan ve 3/8 hisse ile Agavni Gregoryan Hayrebet isminde iki Ermeni kadınıdır; yarı hisseyi Elhac Ahmed Hayri Bey, Nuri Bey ve Feyziyab Hanım veresesinden, yarı hisseyi de izalei şüyu ile Bandırmalı Bay Kâmil Umud’dan satın almışlar; hamamı da damadları Ardaş Gregoryan işletmektedir, ki bu zat Kadıköy çarşı hamamının da müsteciridir.

HACIBEKİR
Şekerci Hacıbekir Müessesesinin sahibi, ünlü iş adamı; çok genc yaşda vefat etmiş olan babası Muhiddin Efendi, müessesenin kurucusu şekerci Hacı Bekir Ağanın son küçük oğluydu, Bekir Ağanın ölümünde müessese önce ona, sonra torunu Ali Beye kalmış ve zamanımızdaki şöhretine de Ali Beyin himmetiyle kavuşmuşdur. 1892 de İstanbulda doğdu, Özel bir fransız mektebi ile Ticâret Mektebi Âlisinde okudu. 1904 de babası Muhiddin Efendinin ölümü üzerine 13-14 yaşlarında iken Şekerci Hacıbekir Müessesesinin başına geçdi, kısa süre sonra milletlerarası sanayi sergilerine katılmak ve yabancı ülkelerde şubeler açmak suretiyle ve mamulatının nefasetini gün günden arttırarak Hacıbekir Şekerleri adını büyük bir şöhret yapdı. Yurd dışında ilk şubesini 1910 da Kahirede açmışdı, onu Londra,Paris ve Kıbrıs şubeleri takib etti. İstanbulda da Bağçekapusundaki dükkân ile kalmadı, Galatada, Beyoğlunda, Kadıköyünde şubeler açdı. Lokum ve akîde gibi eski türk şekerlerinin yanına avrupa şekerlerini de kattı. İş adamı hüviyetinin yanında, sohbetlerinin tatlılığı ve zerâfeti ile bir meclis adamı olarak da tanınmışdır. Şekerciler Cemiyeti başkanlığı, Fenerbağçe Spor Kulübü başkanlığı yapmışdır. Yarış atları beslemiş, yetiştirmişdir.
