Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen ‘Cumhuriyet’ başlıklı söyleşide Prof. Dr. Emre Kongar, 17 Ekim Cuma akşamı Barış Manço Kültür Merkezi’nde dinleyicilerle buluştu. Cumhuriyet ve Atatürk değerlerinin önemine dikkat çeken Kongar, “Birey ve toplum olarak sığınacağımız ve direneceğimiz bir gücümüz var: Cumhuriyet ahlakımız, genel insanlık ahlakımız, Atatürk ahlakımız. Gayet basit yedi ilke: bağımsızlık, özgürlük, eşitlik, laiklik, dayanışma, adalet ve barış. Bu ahlakı savunacağız, buna sığınacağız çünkü bu evrensel. Atatürk’ün başarısı da bunu yakalamak.” dedi.
KURTULUŞ REÇETELERİNİN REKABETİ
Osmanlı’nın son dönemlerinde alınan askeri yenilgilerin ardından Batılılaşma hareketlerinin önce saraydan başladığını ancak başarısız olduğunu hatırlatan Kongar, Harbiyelilerin kendilerini birer "kurtarıcı" olarak gördüğünü belirtti. Aydınların Türkçülük, Müslümanlık ve Osmanlıcılık akımlarını tartıştığını, süreç içinde milliyetçiliğin ilk adımı sayılan Türkçülüğün öne çıktığını aktardı.
O dönem iki temel kurtuluş reçetesinin yarıştığını vurgulayan Kongar, ilk grubun "seçkin devletçiler", ikinci grubun ise "gelenekçi liberaller" olduğunu ifade etti. Seçkin devletçilerin sözcüsünün Ziya Gökalp, gelenekçi liberallerin sözcüsünün ise Prens Sabahattin olduğunu kaydeden Kongar, iki yaklaşım arasındaki farkı şöyle açıkladı: "İyice anlatmak istiyorum; devrimciler, seçkin devletçiler, ‘Devlete el koy, toplumu çağdaşlaştır’; ikinciler, ‘Herkese özerklik ver, liberalizmi de destekle’ diyor. O zaman kurtarılacak imparatorluk kalmıyor."

CUMHURİYET DEVRİMİNİN İNSANLIK TARİHİNDEKİ YERİ
İnsanlık tarihini teknolojinin belirlediğini dile getiren ve ilk insanların avcı toplayıcı olarak yaşadığını hatırlatan Kongar, “Büyük aile, aşiret, klan hâlinde yaşıyorlar. Yönetim ise reislik; dünyanın en ilkel yönetim biçimi reisliktir. Ne hukuk ne anayasa var. Sonra dünyanın ilk küreselleşmesi tarım devrimiyle gerçekleşiyor, insanlar yerleşiyor. Toprağı önce zapt edip koruyup süreceksin. Bunun için aşiret yetmiyor; beylik, krallık ve imparatorluk oluyor.” şeklinde konuştu. Tek tanrılı dinlerle birlikte kuralların ortaya çıktığını belirten Kongar, “Din adamları köle köylüye, ‘Bu senin patronun, kralın ve Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi, ona karşı gelirsen öbür dünyada yanarsın’ diyor.” diye konuştu. İkinci küreselleşmenin sanayileşmeyle başladığını söyleyen Kongar, tarım alanlarının yerini fabrikaların aldığını, köylünün işçiye, ağasının ise fabrikatöre dönüştüğünü belirtti. Kongar, “Ortak üretim için konuşmak ve dil gerekiyor. Din üzerine bir ideoloji geliyor; milliyet. Aynı zamanda yönetim biçimi olarak Tanrı’dan gelen krallık yerine halktan gelen ulus, egemenlik, ulusal devlet, seçim ve milliyet geliyor.” dedi. Günümüzde üçüncü devrim olan bilişim devriminin yaşandığını kaydeden Kongar, “Din, aile, ırk her ne olursa olsun herkes eşittir. Bu aslında Endüstri Devrimi’nde tomurcuklanıyor. Her devrim, kendinden önceki devrimin kalıntılarını ve kendinden sonraki devrimin tomurcuklarını taşır.” ifadelerini kullandı.
DEVRİM VE KARŞI DEVRİM DİYALEKTİĞİ
Devrim ile karşı devrim arasındaki mücadelenin Birinci Meclis döneminde de sürdüğünü ifade eden Kongar, Kurtuluş Savaşı’nın başında gelenekçi liberallerin Mustafa Kemal’in milletvekilliğini düşürmek dahi istediğini belirtti.
Cumhuriyet ilan edildiğinde ülkede sanayiyi sürdürecek sermayedar ve işçi sınıflarının bulunmadığına dikkat çeken Kongar, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Savaşı mucizesi kadar büyük bir mucizeyle yapıyor. Bir din devleti toplumundan 15 yılda bir endüstri toplumunun temellerini atıyor.”