Operanın güçlü sesi sustu...

Yaşamını opera sanatına adayan bariton Prof. Dr. Mesut İktu, yaşamını yitirdi. Devlet bursu ile Almanya’da eğitim gören, pek çok ülkede sahneye çıkan, binlerce öğrenci yetiştiren, yöneticilik de yapan, çok sayıda ödülün sahibi olan İktu, Türkiye'deki opera geleneğinin oluşmasına ve ülkenin klasik müzik alanında dünyada tanınmasına katkılarıyla bilinen bir isimdi

06 Ocak 2026 - 12:00

Türk operasının önemli isimlerinden, eski İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdürü, bariton ve akademisyen Prof. Dr. Mesut İktu, 79 yaşında hayatını kaybetti. İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB), 3 Ocak Cumartesi günü sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımda, kurumun eski müdürü ve sanat yönetmeni İktu'nun hayatını kaybettiğini duyurdu.

22 Mayıs 1947 Ankara doğumlu olan İktu, müzik eğitimine Ankara Devlet Konservatuvarı'nda başladı. İki yıl flüt eğitimi gördükten sonra eğitimine opera alanında devam etti. Eduard Heindrichs, Afro Poli ve Saadet İkesus gibi isimlerle çalışarak, 1970'te Opera Yüksek Bölümü'nden mezun oldu. Doktorası için Almanya'ya gitti. Berlin Devlet Müzik ve Sahne Sanatları Yüksek Okulu'nda Herbert Brauer ile şan ve sahne, H. Schmith Rhein ve Gerhard Puchelt ile lied yorumu alanlarında çalıştı.

İhtisasını tamamladıktan sonra Türkiye'ye döndü. Başta İstanbul Devlet Opera ve Balesi olmak üzere Türkiye'nin birçok sahnesinde performanslar sergiledi. Sevil Berberi operasında Figaro, Sihirli Flüt operasında Papageno rollerinde başarı kazandı. 1987'de İstanbul Devlet Opera ve Balesi Müdür ve Genel Sanat Yönetmeni olarak atandı. Bu görevi 1991'e kadar sürdürdü. 2001-2003 arasında bu görevi tekrarladı.

ÇOK YÖNLÜ BİR İSİM

Akademik çalışmalar da yapan İktu, kuruluşundan itibaren İstanbul Devlet Konservatuvarı'nda öğretim üyeliği ve idarecilik yaptı. Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Müzik Bölümü'nün de kurucuları arasında yer aldı, uzun yıllar ders verdi. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda profesör olarak ders verdi.

Opera sanatçısı İktu, bir konser şarkıcısı olarak da tanındı. İlhan Usmanbaş'ın, Ece Ayhan ve İlhan Berk'in aynı adlı şiirleri üzerine bestelediği Bakışsız Bir Kedi Kara ve Şenlikname adlı yapıtların ilk seslendirilerini gerçekleştirdi. Gustav Mahler'in bazı eserlerinin Türkiye'deki ilk seslendirilişini ve ünlü Türk besteci Adnan Saygun'un kendisi için düzenlediği Bariton ve Orkestra için Beş Ezgi başlıklı eserinin ilk seslendirişini Devlet Senfoni Orkestraları eşliğinde yaptı. Yurtdışında birçok konser verdi. Konserlerinde özellikle Türk bestecilerin eserlerini seslendirip tanıttı. 2016–2017 sanat sezonunda 47. sanat yılını, Süreyya Operası'nda düzenlenen bir konserle kutladı. Yaşam öyküsü ve anıları, basında hakkında yer alan haberler ve konser yazıları, müzikolog Seyit Töre tarafından derlenen Mesut İktu: Cumhuriyet'in 50 Yıllık Sesi (2020) adlı kitapta bir araya getirildi. Geçen yıl kendisine 53. İstanbul Müzik Festivali Onur Ödülü takdim edilmişti.

10 YIL ÖNCEKİ SÖZLERİ

Sanatçının anısına, bundan yaklaşık 10 sene önce, 26 Kasım 2015’te kendisiyle yaptığımız özel söyleşiden bazı önemli sözlerini tekrar yayınlıyoruz.

  • “Büyük devlet adamı İnönü’yü bir öğrenci konserine davet etmiştik. Ben de sahne alıyordum. Konser sonrası bana, ‘Seni bu sanata çok hevesli gördüm. Bu ömür boyu devam edecek mi?’ diye sordu, ‘Evet paşam’ diye yanıtladım. Kendisine verdiğim bu söz beni çok motive etti ve o sözü tuttum.

  • Schubert bir bestesinde ‘yıllardır başımın üstünde bir karga dolaşıyor’ der. Benim de sanat hayatıma başladığım günden bu yana hep bir ‘yöneticilik kargası’ dolaştı kafamda. Karga diyorum çünkü ben istemiyordum aslında. Benim dönemim, siyasilere ‘operanın ne olduğunu anlatmakla’ geçti.

  • İyimser bakarsanız; ülkenin 6 ilinde opera olması güzel bir şey. Ama repertuvar açısından tasvip etmediğim çok şey var. Sanatçılar daha çok çalışmalı, Türk eserlerine daha fazla yer verilmeli. Biz 68 kuşağı yöneticileri, kendimizi değil kurumu öne çıkarırdık. Şimdiki yönetici arkadaşlar daha ön plana çıkıyor gibi geliyor bana. Batı’ya açılan penceremiz olan opera ve bale sanatını, tekrar yapılandırma adı altında yasa ve yönetmeliklerle yok etmeye doğru götürmek düşüncesinde olanlara karşı mücadeleyi sürdüreceğim.

  • Ankara doğumluyum ama kendimi Kadıköylü sayıyorum. Ailem 64’te Kızıltoprak’a yerleşti,  Göztepe’de yaşıyorum. Köprüden bu tarafa arabayla gelirken hemen camları açarım, Kadıköy’ün oksijeni bile farklıdır sanki. Buradaki sanat etkinliklerini çok beğeniyor, ilgiyle takip ediyorum. Türkiye’nin kültür başkenti Kadıköy oldu.”

https://www.gazetekadikoy.com.tr/kultur-sanat/operaya-adanmis-bir-mr

sayfa küpürü 814.sayıda!!!!!

 

ARŞİV