Mesut KAPLAN
Osmanlı Devleti’nde Batılı anlamda ilk tiyatro binası ve sistemi, Güllü Agop (Agop Vartovyan; 1840-1902) tarafından 1859’da kurulmuş olan Gedikpaşa Tiyatrosu’dur. İlk yerli tiyatro eseri, İbrahim Şinasi’nin 1860’ta yazdığı “Şair Evlenmesi” (1860) olurken; sahnelenen ilk tiyatro eseri ise Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistre” (1873) eseri olmuştur. Aynı tarihlerde Avrupa’da tiyatro büyük gelişimler gösterirken bu yeniliklerin İstanbul’a, Anadolu’ya gelişi ve toplumda kabul görmesi uzun yıllar alacaktır. Bu gecikmenin sebebi ise Osmanlı Devleti’nin baskıcı politikaları neticesinde eleştirel sahne oyunlarına karşı olması ve dini teamüllere uygun olmadığı görüşlerinin öne sürülmesidir. Fakat tüm baskı ve yasaklamalara rağmen tiyatro, gelişimini hızla sürdürecektir. Beyoğlu’nda kurulan özel ve modern tiyatro yapılarından olan: Naum Tiyatrosu, Fransız Tiyatrosu, Concordia Tiyatrosu, Tepebaşı Tiyatrosu, Avrupa ve Amerikan Tiyatroları, Trocadero Tiyatrosu bu gelişime öncülük edecektir. II. Meşrutiyet döneminde yaygınlaşan tiyatro, 1914 yılında “Dârü'l-bedâyi-i Osmânî”nin kurulmasıyla da kurumsal bir kimlik kazanacaktır.
“Dârü'l-bedâyi-i Osmânî” ile birlikte tiyatro kurumsal bir kimlik kazanmış olsa da sahnelenen oyunlar içerik yönünden sansür ve yaptırımlarla karşı karşıyadır. Küçük bir jurnalle oyunlar sahneden kaldırılabilir veya o an sahneye müdahale edilebilir. Buna en açık ispat ise 3 Ekim 1920 tarihli Osmanlı arşiv belgesinde yer alan şu sözlerdir.
Günümüz Türkçesiyle:
İçişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğü’nden Emniyet Genel Müdürlüğü’ne ve Yüce İstanbul Belediyesi’ne
Emniyet Genel Müdürlüğü’ne de bildirildiği üzere, bazı yerlerde Müslüman kadınların tiyatro sahnelerine çıkarılması için girişimlerde bulunulduğu haber alınmaktadır. Dini hükümlere ve İslami geleneklere uyması mümkün olmayan bu gibi durumların gerçekleşmesine hükümetçe hiçbir zaman duyarsız kalınamayacaktır. Bu nedenle İstanbul Belediyesi ile Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bildirildiği üzere, bu yönde bir girişim gerçekleşecek olursa derhal engellenmesi gerekmektedir. Bu hususta ihmali ve kayıtsızlığı görülecek memurların ve kolluk kuvvetlerinin sorumlu tutulacakları beyan olunur. Bu konuda gereği yapıla.
3 Ekim 1920
Beyoğlu ile birlikte Kadıköy, Osmanlı’nın son döneminden günümüze uzanan süreçte İstanbul kültür, sanat, tiyatro hayatının en canlı merkezlerinden biri olmuştur. Her ne kadar Dersaadet’in karşı kıyısında yer alıyor olsa da hükümetin istibdat gölgesi buradaki sanat ve sanatçıların üzerindedir. Osmanlı arşivlerinde bulunan bazı belgeler, Kadıköy’ün tiyatro kültürüne dair büyüleyici detaylar sunmanın yanı sıra dönemin idari, sosyal ve hukuki dinamiklerini de gün yüzüne çıkarıyor olması açısından önemlidir. Kadıköy’de Mühürdar, Moda, Göztepe, Papazın Bahçesi (Çayırı) ve Kuşdili gibi semtlerin dört bir yanına yayılan tiyatrolar; sansürden uluslararası diplomasiye, bürokratik denetimlerden toplumsal dönüşümlere kadar pek çok tarihi olayın sahnesi olmuştur.
Mühürdar’da Bir Cambaz Kumpanyası
1897 yılına ait bir Sadaret yazışması, Kadıköy Mühürdar’daki tiyatro binasının kiracısı Yuvanidis’in getirdiği kırk oyuncu ve altmış kişilik cambaz kumpanyasının hikâyesini aktarıyor. Üsküdar Mutasarrıflığı’nın gösteriye izin vermemesi üzerine konu basit bir ruhsat meselesi olmaktan çıkıp diplomatik bir boyuta taşınmıştır: Yunan Sefareti’nin (Büyükelçiliği) aracı olmasıyla birlikte gösteri izni için saray iradesine kadar uzanan bir idari süreç işletilmiştir.
Günümüz Türkçesiyle:
Sadrazamlık Makamı Mektubî Kalemi’nden İçişleri Bakanlığı’na
Kadıköy Mühürdar’da bulunan tiyatro binasının kiracısı Yuvanidis tarafından getirilen; kırk oyuncu ile yaklaşık altmış kişiden oluşan cambaz topluluğunun söz konusu tiyatroda gösteri yapmasına Üsküdar Mutasarrıflığı (Mülki İdare) tarafından izin verilmediği belirtilmiştir. İstenen ruhsatın verilmesi için Yunan Sefareti (Büyükelçiliği) aracı olduğundan, gereğinin yapılmasına gayret edilmesi rica olunur.
Yüce irade (padişah emri) uyarınca.

Naum Tiyatrosu
23 Eylül 1897
“Devr-i Sabık” Piyesi
1905 tarihli bir polis müdürlüğü belgesi ise dönemin tiyatro sahnesindeki sansür ve içerik denetimini gözler önüne sermektedir. Moda’daki kışlık tiyatroda sahnelenmek istenen “Devr-i Sabık Bir Halinin Oturmaları” isimli oyun, hayatta olan bazı kişileri açıkça hedef alıp aşağıladığı gerekçesiyle mağdur yakınlarının şikayetini doğurmuştur. Daha önce Beyoğlu’nda yasaklanan oyunun, benzer gerekçelerle Kadıköy sahnesinde de oynatılmasına izin verilmemiştir.
Günümüz Türkçesiyle:
Üsküdar Polis Müdürlüğü’ne
Kadıköy Moda’daki kışlık tiyatroda bu gece “Devr-i Sabık Bir Halinin Oturmaları” isimli oyunun sahneleneceği anlaşılmıştır. Söz konusu piyeste, hayatta olan bazı kişilerin isimleri açıkça belirtilerek eylem ve davranışları teşhir edilmekte ve aşağılanmaktadır. Bundan üzüntü duyan akrabaları ve yakınları Polis Dairesi'ne başvurarak şikâyet etmektedir. Bu sebeple oyunun Beyoğlu’nda sahnelenmesi de yasaklanmıştı. Orada da yasaklanmış olması nedeniyle, bu şekilde sahneye konulmasına izin verilmemesi hususundadır.
1 Kasım 1905
Basın İdaresi Denetimi ve Onaysız Afişler Üzerine
1903 yılına ait Matbuat İdaresi belgesinde, Göztepe’deki Todori Efendi Tiyatrosu ve Kadıköy Papazın Bahçesi’ndeki Mesire Tiyatrosu’nun denetim altına alındığı belirtilmiştir. Todori Efendi’nin tiyatrosunda “Şüpheli yahut Düğünde Mahkûmiyet” adlı onaylanmamış komedinin ilan edilmesi, Papazın Bahçesi’nde ise “Mösyö Ava Gidiyor” oyununun provasının yapılması üzerine tiyatro müfettişleri devreye girmiştir. Belgede, izinsiz afiş asılması ve sakıncalı ifadelerin kullanılmasına karşı zabıta ve yönetim sert bir dille uyarılmıştır.
Günümüz Türkçesiyle:
Sadrazamlık Makamı - İçişleri Bakanlığı - Matbuat İdaresi
Dünkü denetimde, Göztepe’de Odori (Todori) Efendi’nin tiyatrosunda yetkili makamlarca onaylanmamış olan “Şüpheli yahut Düğünde Mahkumiyet” adlı komedinin önümüzdeki cuma günü sahneleneceğine; Kadıköy Papazın Bahçesi’ndeki Mesire Tiyatrosu’nda ise “Mösyö Ava Gidiyor” adlı komedinin provasının yapıldığına dair el yazısıyla yazılmış duyuruların asıldığı görülmüştür. Bu tür ilanların kaldırılması için tiyatro müfettişleri tarafından uyarıda bulunulmuştur. Ancak, yetkili yönetimin bu gibi ilanların asılmasının yasak olduğuna dair emir ve bildirilerine aykırı hareket edilmemesine özen gösterilmesi; Zabıta Bakanlığı’na defalarca iletilmiş olmasına rağmen bu yasağa uyulmadığı ve onaylanmamış bazı sakıncalı ifadelerin ilanlara bilerek veya bilmeyerek yazıldığı anlaşılmıştır. Bu tür durumlara imkân verilmemesi için görevli memurlara ciddi şekilde tembihte bulunulması gerekmektedir. Aksine bir durum gerçekleştiğinde veya ileride uygunsuz bir hâl ortaya çıktığında yetkili yönetimin hiçbir mazeret kabul etmeyeceği, bakanlığa bildirilen emir ve ferman uyarınca iletilir.
27 Temmuz 1903
Kuşdili Tiyatrosu’nda Özerklik Mücadelesi: Kızılay ve Denetim Ücreti
1922 tarihli bir diğer belge ise Kadıköy Kızılay Şubesi’nin Kuşdili Tiyatrosu’nda düzenlediği yardım müsameresine odaklanmaktadır. Üsküdar Mutasarrıflığı’nın gönderdiği denetim memuruna 10 lira ücret ödenmesi talep edilmiş; Kızılay yönetimi devlete saygısından bu ücreti ödese de İçişleri Bakanlığı’na başvurarak hayır kurumlarının tüzük gereği bu tür denetim ücretlerinden muaf tutulması gerektiğini vurgulamıştır.
Günümüz Türkçesiyle:
Yüce İçişleri Bakanlığı Makamına
(Kulunuzun arzıdır)
Kadıköy Kızılay Şubesi tarafından 29 Haziran 1338 (29 Haziran 1922) tarihinde Kuşdili Tiyatrosu’nda düzenlenen müsamereye, Üsküdar Mutasarrıflığı tarafından Denetim Memuru sıfatıyla sancak görevlisi Zeki Bey gönderilmiştir. Adı geçen kişiye verilen resmî belgede kendisine 10 lira denetim ücreti ödenmesi bildirildiği ve şimdiye kadar bu tür denetimler yapılmamış olmasına rağmen, sırf hükümetin nüfuzunu zedelememek amacıyla özel görevli iyi karşılanmış, görevini yapması kolaylaştırılmış ve belirlenen ücret de kendisine ödenmiştir. Bu durum şube başkanlığınca bildirilmiştir. Ancak, Kızılay Derneği'nin gelir temin etmek amacıyla düzenleyeceği özel kişilere ait veya diğer hayır kurumları gibi vilayetçe denetlenmesine dair hususlar ne Bağış Toplama Tüzüğü'nde ne de derneğimizin ana tüzüğünde yer almaktadır. Şimdiye kadar Kızılay müsamereleri böyle bir denetime tabi tutulmadığı gibi bundan böyle bu tür girişimlerin Bağış Toplama Kanunu'nun 14. maddesindeki kesin hükme göre denetlenemeyeceği ve denetim memuruna ayrıca ücret ödenmeye zorlanamayacağı hususunun ilgili makamlara emredilmesi ve bildirilmesi konusunda izin ve emirlerinizi arz ederiz.
Kızılay İkinci Başkanı
15 Temmuz 1922
Osmanlı arşivlerindeki bu sararmış sayfalar, Kadıköy’ün geçmişte de kültürün, idari tartışmaların ve toplumsal hareketliliğin kalbi olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Mühürdar’dan Kuşdili’ne kadar semtin sokaklarında yükselen tiyatro sesleri, Kadıköy’ün köklü sanat mirasının en güçlü tanıklarıdır.
Son olarak dün olduğu gibi bugün de İstanbul’un tiyatro yükünün önemli bir kısmını tüm zorluklara rağmen korkusuzca çeken; Kadıköy Eğitim Sahnesi’ne, Baba Sahne’ye, Moda Sahnesi’ne, Boa Sahnesi’ne, CKM Sahne’ye ve ismini sayamadığım tüm tiyatro emekçilerine şükranlarımı sunarım..
Kaynaklar:
Boa.Dh.Kms 59-2-38
Boa.Beo 2611-195814
Boa.Dh.Eum.Vrk 5-49
Boa. Dh.Mkt 743-74
Bao.Dh.İ.Um.Ek 64-19