Süreyya Paşa’nın Kadıköy’ü

TESAK ve Tarih Vakfı iş birliğiyle düzenlenen Kadıköy Kent ve Tarih Söyleşileri’nin ilk buluşmasında, Süreyya Paşa’nın Kadıköy’ün dönüşümündeki rolü ele alındı. Söyleşide Süreyya Operası’ndan Süreyya Plajı’na, tramvay hattından Yoğurtçu Parkı projesine uzanan girişimleri konuşuldu

19 Ekim 2026 - 12:48

Tarih Edebiyat Sanat Kütüphanesi (TESAK) ve Tarih Vakfı iş birliğiyle düzenlenen Kadıköy Kent ve Tarih Söyleşileri serisinin ilk buluşması, 15 Ekim Perşembe akşamı gerçekleştirildi. Dr. Neslişah Leman Başaran Lotz’un konuşmacı, Doç. Dr. Akansel Yalçınkaya’nın moderatör olduğu “Süreyya Paşa’nın Kadıköy’ü: Burjuvazi, Girişimcilik ve Kent Modernleşmesi” başlıklı söyleşide, Süreyya Paşa’nın kentin kültürel ve kentsel dönüşümüne katkıları ele alındı.

Sanayi Devrimi’yle birlikte Avrupa şehirlerinde planlı kentleşmenin ve kamusal alanların geliştiğini belirten Lotz, bu süreçte burjuvazinin önemli bir rol oynadığını söyledi. İstanbul’un tarihsel dokusu ve yoğun yapılaşması nedeniyle dönüşümün daha zor ve parçalı ilerlediğini vurgulayan Lotz, Kadıköy’ün modernleşme sürecini Süreyya Paşa’nın girişimleri üzerinden değerlendirdi. 1850’lere kadar Kadıköy’ün sayfiye alanı olduğunu dile getiren Lotz, 1860’lardan itibaren düzenli vapur seferlerinin başlamasıyla kışın da oturulabilen bir kentsel mekâna dönüşmesinin önünün açıldığını ve Suriçi’nde yaşayan Müslüman Türklerin Kadıköy’de oturmaya başladığını söyledi. 

Bilinenin aksine, Osmanlı’nın son dönemi ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında da sermaye ve burjuva sınıfının var olduğuna dikkat çeken Lotz, İstanbul’un dönüşümünde Kadıköy’ün ve Süreyya Paşa’nın etkisini ele aldı. Süreyya Paşa’nın Moda’da oturduğunu hatırlatan Lotz, “Süreyya Paşa 1914 yılında, yani Birinci Dünya Savaşı başlarken, ordudan ayrılıp iş hayatına atılıyor. O dönemde çok fazla tercih edilmeyen bir alan olan sanayiye ve pamuklu sanayiye yatırım yapıyor. Süreyya Paşa sanayici olarak oldukça zenginleşecek; elektrik işine girecek, ticaretle uğraşacak, madencilik sektörüne girecek, şeker sanayisine yönelecek. Yani tam bir sermayedar. Ama Avrupa’da gördüğümüz burjuva tanımına uygun bir şekilde yalnızca iş yapmakla kalmıyor, siyasete ve yaşadığı alana da müdahale ediyor.”

SÜREYYA PAŞA’NIN PROJELERİ

Siyasi ve ticari hayatının iç içe geçtiğini ve Paşa'nın 1927'de milletvekili olduğunu hatırlatan Lotz, "Her yaptığı işe tam bir sermayedar gibi bakıyor ve her yaptığı işten bir çıkar elde etmeye çalışıyor. Ama bu çıkar sadece maddi çıkar olmak zorunda deği.” ifadelerini kullandı. Süreyya Paşa’nın 1949 yılında yayımladığı ‘Teşebbüslerim ve Reisliklerim’ kitabından ve dönemin arşivlerinden yola çıkarak Paşa'nın kentsel projelerini aktaran Lotz, Üsküdar-Kadıköy tramvay hattı, kanalizasyon ve su getirme çalışmalarının şehir içi modernleşmedeki önemine değindi. Süreyya Paşa’nın 1949 yılında yayımladığı ‘Teşebbüslerim ve Reisliklerim’ kitabından ve dönemin arşivlerinden yola çıkarak Paşa'nın kentsel projelerini aktaran Lotz, Üsküdar-Kadıköy tramvay hattı, kanalizasyon ve su getirme çalışmalarının şehir içi modernleşmedeki önemine değindi. 

Süreyya Paşa’nın Kadıköy’e dair projeleri aktaran Lotz, şu değerlendirmelerde bulundu: “ 1922-1923 yıllarında Hilâl-i Ahmer Cemiyeti üzerinden Yoğurtçu Parkı’nın ıslah edilmesi projesini ortaya atıyor. Çok büyük bir proje. Bugün yapılmış tabii ama o dönemde başlıyor ve bitmiyor. Yoğurtçu tarafından başlayan bir rıhtım projesi var. Avrupa tarzı bir gezinti alanı istiyor. Aklında, Kurbağalıdere’den başlayıp Moda ve Kadıköy İskelesi’ne kadar uzanan bir rıhtım, parklar ve orkestranın çaldığı bir alan var. Fenerbahçe’de yelken yarışları düzenlenecek ve insanlar bunları seyredecek. Gerçekleşmeyen projelerinden biri de Uzunçayır’da kurmak istediği hipodrom. Gerçekleştirdikleri arasında ise Moda’da bir meydan yapıp Atatürk heykeli koyması var. Orayı, Beyoğlu gibi modern bir burjuva ve elit alanı hâline getirmek istiyor.” 

SÜREYYA OPERASI/SİNEMASI

Süreyya Paşa tarafından Viyana ve Paris’teki opera binalarından esinlenilerek yaptırılan. Süreyya Operası’nın, Paris’teki Champs-Élysées Operası’nın bir benzeri olarak tasarlandığını söyleyen Lotz, binanın eksiklikler nedeniyle ilk yıllarda ağırlıklı olarak sinema ve salon etkinlikleri için kullanıldığını aktardı. Opera binasının, Paris’te 1913 yılında yapılan Champs-Élysées Operası’nın tıpatıp aynısı olarak inşa edildiğini belirten Lotz, 1927 yılında tamamlanan binanın ilk planlarında dönen bir sahnenin tasarlandığını ancak muhtemelen maddi yetersizlik nedeniyle bunun yapılamadığını söyledi. Nâzım Hikmet’in babası Hikmet Nazım’ın sinemanın ilk müdürü olduğunu hatırlatan Lotz, 1933’te sahnesi tamamlanan yapının operetler için kullanılmaya başladığını ve "Süreyya Opereti" ile önemli sanatçıların yetiştiğini belirtti. Lotz, Paşa'nın 1955'teki vefatının ardından Darülaceze’ye devredilen binanın uzun yıllar metruk kaldığını ve farklı amaçlarla işletildiğini de sözlerine ekledi. 

SÜREYYA PLAJI

Süreyya Plajı’nın da Süreyya Paşa’nın şehri güzelleştirme projelerinden biri olduğunu söyleyen Lotz, “Maltepe, o dönemde Süreyya Paşa’nın kendi çiftliği dışında neredeyse bomboş bir yer ve Kadıköy’e bağlı. Burayı çocuklarına bırakmıyor. ‘Buraya hiç gelip gitmiyorlar, ben de bağışladım’ diyor. Bu biraz daha geç bir tarih. 1946 yılında, tahmin edileceği üzere, elitlerin geleceği bir plaj olarak tasarlanıyor. Yanında otel ve gazino var. Dönemin en elit müziği olan caz yapılıyor, önemli kişiler sahne alıyor.” dedi.

 


ARŞİV