TESAK’ta kent, kültür ve bellek konuşuldu

‘Kent, Kültür ve Bellek’ kitabının bölüm yazarları TESAK’ta düzenlenen söyleşide bir araya geldi. Söyleşide kentler; doğa, toplumsal bellek, göç, mekânsal dönüşüm ve epistemik şiddet başlıkları üzerinden ele alındı

15 Ekim 2026 - 14:44

Kutay Yılmaz ve Alim Koray Cengiz’in yayına hazırladığı ‘Kent, Kültür ve Bellek’ kitabının bölüm yazarları Tarih Edebiyat Sanat Kütüphanesi’nde (TESAK) 13 Ekim Salı akşamı okurlarla buluştu. Prof. Dr. Kutay Yılmaz’ın moderatörlüğünde; Prof. Dr. Akile Gürsoy, Prof. Dr. Sema Erder, Dr. Ayça Yılmaz ve Melisa Yılmaz’ın yer aldığı söyleşide kent; doğa, toplumsal bellek, mekânsal dönüşüm, kültürel varlık, kimlik ve epistemik şiddet eksenlerinde ele alındı.

DOĞA, DEĞİŞİM VE BELLEK

“Kentlerin belleği, doğa ve değişim” başlıklı bölümü yazan Prof. Dr. Akile Gürsoy, “Yeryüzündeki bütün kentler öncelikle orman veya tarım arazilerinin üzerine yayılarak gelişmiş. Kentteki değişimden bahsederken aslında çok ciddi bir anlamda doğanın gücüyle büyük bir değişim var. Örneğin, Marmara Denizi bundan binlerce yıl önce göl halindeydi ve etrafındaki akarsular da bugünden son derece farklı bir durumdaydı. Oysa biz doğayı ve coğrafi arka planı sanki sabitmiş gibi düşünüyoruz, oysaki hiç öyle değil.” dedi. Doğanın ve coğrafyanın sadece insan eliyle değil; deprem gibi doğanın kendi gücüyle değiştiğini de kaydeden Gürsoy, “Hayvan ve bitkiler dünyası da büyük bir değişim içinde. 1970’li yıllara kadar İstanbul Boğazı’ndaki fok balıklarının yaşamı; Sirkeci’de Yaşar adındaki fok gösterilerine sahne oluyor ama bugün için boğazda ve yalıların kayıkhanelerinde onlara rastlanmıyor.” şeklinde konuştu. 

KOZMOPOLİT BİR KENT

“İstanbul’un karmaşık belleğindeki sıra dışı yerler Fatih Kınalı” adlı bölümü yazan Prof. Dr. Sema Erder, “İstanbul’un özelliği kozmopolit bir kültür merkezi olması. Bu birbirinden çok farklı kültürlerin bir arada yaşadığı bir yer demek. Dolayısıyla bu kentin özelliği belleklerin çeşitliliği. Belleklerin ortak hale gelmesi nasıl mümkün oluyor? Resmi tarihle yapılıyor dolaysıyla devlet ve siyaset eğitim kurumları aracılığıyla eriyor. Ama eve geldiğimiz zaman ailemiz sandığı açtığında başka bir bellek görüyoruz.” dedi.  

İSTANBUL’DAN İZMİR'E GÖÇ

“İzmir’in mekansal dönüşümü, yüksek nitelikli göç ve muhtemel gelecekler” başlıklı bölümü yazan Dr. Ayça Yılmaz, “2010’lu yıllardan sonra İzmir’de ciddi bir şekilde kentsel mekânın sermaye lehine dönüşmeye başladığına tanık oluyorduk. Bunun üzerine bir şeyler yazmak ve söylemek istiyordum; bu kitap bu fikirleri toplamamda yardımcı oldu.” diye konuştu. İzmir’de kentin neoliberal dönüşümünün İstanbul’u geride takip ettiğini söyleyen Yılmaz, “Kentin küresel sermayeye eklenmesi, kentsel alanın dönüşmesi ve kamusal alanın giderek daralması. Benim asıl dikkatimi çeken 2016’dan itibaren İstanbul’dan İzmir’e göç edenler ile kentin yavaş yavaş dönüşmeye başlaması.” şeklinde konuştu. 

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE ATIK TOPLAYICILARI 

“Epistemik şiddete atılma mekânı olarak kent, İstanbul; Atık toplayıcıları örneği” başlıklı bölümü yazan Melisa Yılmaz, “Epistemik şiddette, fiziksel bir şiddetten bahsetmiyoruz. Onu bir şeyi bilen bir özne olarak söz hakkınız ve ifade özgürlüğünüz, biçiminiz, ifadenin ne kadar karşılık bulduğu, ciddiye alındığı başka güçler tarafından susturulması olarak bahsedebiliriz.” dedi. Tezindeki odak grubunun İstanbul’daki atık toplayıcıları olduğunu kaydeden Yılmaz, “Sosyal olarak çok dışlanmış bir alt grup ama bunun yanında sürdürülebilirlik hakkında birçok söylem var, bunların biri de atık yönetimi. Hükümet, Avrupa Birliği ve büyük şirketler tarafından söylenmiş çok beyaz yakalı söylemler var. Ama bunun karşısında İstanbul’da ve diğer bazı gelişmekte olan ülkelerde, tam tersi sokakta bu tertemiz söylemin karşısında pislik içinde çalışan bir kitle var. Bu söylem ve pratik arasında büyük bir tezatlık var. Araştırma konum da buydu, atık toplayıcılar kendilerini nasıl var ediyor ve bu konudaki söz hakları nasıl bir zarara uğruyor.” ifadelerini kullandı. 

 


ARŞİV