"Yıkımdan Umuda Bir Yol"

Caddebostan Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Yıkımdan Umuda Bir Yol” söyleşisinde Tezcan Karakuş Candan, Ankara’nın mekânsal dönüşümünü değerlendirdi. Çiğdem Toker ise şehir hastanelerine aktarılan kamu kaynakları ve gizlenen sözleşmeler üzerine çarpıcı veriler paylaştı

23 Şubat 2026 - 12:02

Caddebostan Kültür Merkezi (CKM) Yazar Buluşmaları kapsamında düzenlenen etkinlikler devam ediyor. 21 Şubat Cumartesi günü gerçekleştirilen ‘Yıkımdan Umuda Bir Yol’ başlıklı söyleşide gazeteci-yazar Çiğdem Toker ve şehir plancısı Tezcan Karakuş Candan, okurlarıyla bir araya geldi. Söyleşide Toker, ‘Devletin Cebinden Büyük Simbiyoz’, Candan ise ‘Başkenti Savunmak’ adlı kitapları üzerine değerlendirmelerde bulundu. Etkinliğin moderatörlüğünü Tekin Yayınevi Editörü Elif Akkaya üstlenirken, söyleşinin ardından iki yazar da okurlarıyla buluşarak kitaplarını imzaladı.

ANKARA CUMHURİYETİN TEMSİLİ

Söyleşide ilk sözü alan şehir plancısı Tezcan Karakuş Candan, kentin ve mekânın politik bir nitelik taşıdığını vurgulayarak, bir şehrin planlanma biçiminin dönemin siyasal ve ekonomik tercihlerini yansıttığını söyledi. “Kent okuması” kavramı üzerinden Ankara’yı değerlendiren Candan, başkentin Cumhuriyet’in ideallerini mekânsal düzlemde somutlaştırdığını ifade etti.

Candan, sözlerine şöyle devam etti: “Ulus’tan Çankaya’ya uzanan aks, Ankara’nın temsil aksıdır. Cumhuriyet döneminin temel yapıları ve Cumhuriyet ideolojisi bu hat üzerinde şekillenmiştir. Ulus’ta İş Bankası, Ziraat Bankası, Merkez Bankası, Emlak Bankası, Osmanlı Bankası ve Sümerbank yer alır. Burası iktisadi bağımsızlığın merkezidir. Cumhuriyet’in temeli ekonomidir; ancak bu, bağımsız bir ekonomi anlayışına dayanır. Sıhhiye’ye doğru ilerledikçe okullar, üniversiteler, opera binası ve kültürel yapılar karşımıza çıkar. Bu da Cumhuriyet’in temelinin eğitim ve kültür olduğunu gösterir. Sıhhiye Meydanı bu açıdan ayrı bir öneme sahiptir. 1926 yılında Sağlık Bakanlığı burada yapılan ilk binalardan biridir. Osmanlı’nın ‘hasta adam’ olarak tanımlandığı bir dönemden, Cumhuriyet’in ‘sağlıklı bir topluma’ geçişini simgeler. Bu nedenle inşa edilen ilk yapılardan birinin Sağlık Bakanlığı olması, Cumhuriyet’in sağlıklı bir toplum hedefini mekân üzerinden ifade eden güçlü bir semboldür.”

ÇANKAYA’NIN YÖNÜ DEĞİŞTİ

2002 sonrası döneme de değinen Candan, “AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte rejimle bir hesaplaşma süreci başladı. Başkent ve pek çok kentte mekânsal değişim ve dönüşüm başladı. Ankara, Cumhuriyet’i temsil eden bir başkent olarak neoliberal politikalarla şekillenen yeni kentleşme anlayışı içinde rejimle hesaplaşmanın mekânsal karşılığına dönüştü ve adeta iki kıskaç arasında yeniden biçimlendirildi.” ifadelerini kullandı. Geçmişte Ulus’tan Atatürk Bulvarı üzerinden Çankaya Köşkü için ‘Çankaya’ya çıkma’ kavramının bulunduğunu hatırlatan Candan, “Bugün ise yön değiştirilmiş durumda. Kuğulu Park’tan sonra Atatürk Bulvarı artık Çankaya’ya çıkmıyor, iniyor. Bu, cumhuriyetin inişinin göstergesi.” dedi.

ŞEHİR HASTANELERİNE 22 MİLYARLIK ÖDEME

Söyleşinin ikinci bölümünde söz alan gazeteci-yazar Çiğdem Toker ise kamu-özel iş birliği modeliyle inşa edilen şehir hastanelerine aktarılan kamu kaynaklarını gündeme taşıdı.

Toker, “Türkiye genelinde, ikisi Ankara’da olmak üzere toplam 18 şehir hastanesi bulunuyor. Kamu-özel iş birliğiyle işletilen bu büyük ve devasa hastaneler, ‘milletin cebinden beş kuruş çıkmayacak’ denilerek hayata geçirildi. Ancak Sağlık Bakanlığı’nın yalnızca ocak ayında şehir hastanelerine aktardığı bütçe ödeneği 22 milyar lirayı buldu.” diye konuştu.

Türkiye genelindeki 18 şehir hastanesinin yedi şirket tarafından yapılıp işletildiğini belirten Toker, ““Ocak ayında Sağlık Bakanlığı, yedi müteahhit şirkete toplam 22 milyar liralık kaynak aktardı. Bunun nedeni, her bir şehir hastanesinde ayrı ayrı kiracı konumunda olması. Sağlık Bakanlığı, her hastane için kullanım bedeli ile hizmet bedeli olarak ödeme yapıyor. 22 milyar lira bu ödemelerin toplamıdır.” dedi. Şehir hastaneleri için ‘hasta garantisi’ verildiği yönündeki eleştirilere yetkililerin sert biçimde karşı çıktığını ifade eden Toker, “ ‘Hasta garantisi mi verilir, şehir hastanelerinde hasta garantisi olmaz’ deniliyor. Oysa sözleşmelerde görüntüleme garantileri bulunuyor. Bizden saklanan sözleşmeler var. Otoyol ve tünel projelerindeki sözleşmeler ayrı, Sağlık Bakanlığı’nın şehir hastaneleri için yaptığı sözleşmeler ayrı; ancak hepsi ‘ticari sır’ gerekçesiyle gizleniyor. Bu sözleşmeler yalnızca halktan değil, milletvekillerinden de saklanıyor.” İfadelerini kullandı. 

DÖVİZ ÜZERİNDEN YÜKSEK GARANTİ

Ulaştırma Bakanlığı, Karayolları Genel Müdürlüğü ve Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nin taraf olduğu sözleşmelerde durumun ayrıca vahim olduğunu kaydeden Toker, “Vahamet şu ki, eleştiriler karşısında ‘o zaman binme, oradan geçme’ deniliyor. Oysa toplam maliyetlere ve verilen garantilere bakıldığında, bu projelerin üçte birine hatta dörtte birine çok rahat yapılabileceği görülüyor. Dolar ve Euro üzerinden yüksek garantiler veriliyor. O yüzden ‘ticari sır’ denilerek bizden saklanan sözleşmeleri kitabın arkasına koyduk Hepimizin bunu görme ve okuma hakkı var.” dedi. 

Borçlandırıcı tüm işlemlerin ve sözleşmelerin kuvvetler ayrılığı zamanında Hazine Müsteşarlığı zamanında hazineden geçtiğini söyleyen Toker konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Yap işlet projeleri olgunlaşırken ve otoyol ile özellikle İstanbul Havalimanı projeleri hazırlanırken aslında hepsinin hazineden geçmesi gerekiyordu. Ama o arada her şey iç içe geçti, eş anlı yapıldı ki Devlet Planlama Teşkilatı kapatıldı. Hazine ve Maliye Bakanlığı ayrıydı, 2017’den sonra hepsi birleşerek tek bakanlık oldu ve müsteşarlık kalktı. Böylece o dönem, projelerin hazinenin önünden geçmesi gerekirken, bakanlara yetki verildi. Ulaştırma Bakanı yetkili kılınarak projeler hazinenin odak alanından uzaklaştırılmış oldu.”

 


ARŞİV