Kadıköy Havadisleri-14

"Şimdi asfalt yol dediğimiz Bağdat cad­desinin hali Allahlıktı. Berbatlığından öküz arabaları bile zor geçer, tarla içlerine sa­parlardı. Biraz daha yukarı gidilince Bol Bedros'a, yani bugünkü Şaşkınbakkala varılır. Yüzyıllık ağaçların altında kuytu, karanlık kû­hi bir kır kahvesi..."

07 Ekim 2026 - 13:22

- "İstanbul'un hanımları üç deniz hamamında serinliyor" başlıklı kupür (Hürriyet · 12 Ağustos 1967)

Günümüze eski İstanbul'dan hatıra kalan birkaç kırık dökük yaşantıdan biri de, hiç şüphe yok ki, “Deniz hamamları”dır. “Vakti evvel”de erkeklerin dahi çevresi kalın bezlerle kaplanmış her yanı ahşap havuz biçimi deniz hamamlarına rağbet ettiği günleri, şimdi sadece kadınlar yaşatmaktadırlar. İstanbul'un sayılı üç deniz hamamı da Bostancı, Fenerbahçe ve Moda'dır. Küçüklüklerinde, annelerinin, anneannelerinin elinden tutarak buralara gelen, genç kızlar, yetişkin kadınlar, hatta büyük hanımlar hâlâ o eskilerde tattıkları zevki duymak isterler. Onlar için, ne çift direkli kotraların bordasından serin sulara atılmak, ne de modern plâj kabinelerinde soyunup pırıl pırıl kumların, ışıl ışıl güneş ışınlarını yansıttığı denizde "Banyo" yapmak zevk vericidir. O kağşımış, şiddetli bir lodosta yerle bir olmaya yüz tutmuş soyunma bölmeleri "En mazbut" ve "En sevimli" kabine hüviyetini taşır..

Fenerbahçe "Deniz hamamı"nın yirmi yıllık emektar bakıcısı "Vartoş Bacı" herkese söylemez ama, ara sıra patronuna ettiği şikâyetlerde, bu tarihi yıkanma yerlerindeki özellikler hakkında şöyle der:— "Hepsi iyi güzel hoş ama, mini eteklilerin bile gelip buradan denize girmesini aklım almıyor. Hele hele denizde kalınandan çok bazılarının makyajla vakit geçirmesi şaşılacak şeydir.." Yıllar boyu "Deniz hamamı" işleten plâj sahibi Oktay Arslan'ın hatıraları ise daha başkadır:— "En modern görünüşlü ahbaplarımız dahi çoğu zaman buradan denize girerler. Bence bunun iki özelliği vardır; biri, bu tip hanımların geçmişe her şeye rağmen bağlı olmaları. İkincisi ise, kimse duymasın ama, hemcinslerinin ne şekil plâj kıyafetleri ile geldiklerini görmektir.." Tâ Büyükada'dan bile yüzlerce müşterinin geldiğini söyleyen Bostancı deniz hamamı sahibi ise, "Nedir bu değişiklik akıl sır almaz. Hanımların her geçen gün açılmasına saçılmasına karşılık, denize böyle etrafı bezlerle, tel örgülerle çevrili yerlerden girmeye özenmelerini izah güç." demektedir.

- “Caddebostanı ve Suadiye” başlıklı yazı

Kendimi bildim bileli bu Anadolu sahilindeki iskelelere vapur işler. Köprüden, alaturka galiba on buçukta kalkan 17 numaralı Şahin vapuru, tıpkı şimdikiler gibi, Modadan başlayarak, Kalamışa, Caddebostanına, Bostancıya, uğrayıp adalara giderdi. Köşkleri sahile civar olanlar, hattâ olmayıpta deniz keyfi sürmek isteyen beyler, paşalar, bu vapura rağbet ederler, Kalamışla Fenerbahçe arasina, yazlığa Caddebostanı ve Suadiyenin eski manzarası tenleri dalga dalga pembeleşmiş. O günlerde, bunları rüyada görene ne mutlu. (...) Vapurdaki yolcuların dörtte biri Modaya, dörte ikisi Kalamışa indikten sonra çeneleri bıçak açmazdı. Göztepe, Erenköy, Kozyatağında oturdukları halde Kalamışa inip orada arabaya binmekteki hikmet de galiba bu idi. Operatör Cemil paşanın ihyakerdesi olan Çiftehavuzlar önündeki meşhur (Salistira) dalyanı geçildikten sonra Caddebostanına vâsıl olunurdu. O zamanki Caddebostanı da ibretin kudreti. Aşağı yukarı kuru toprak. Sahilde, ilkpeşin zift fabrikası, ardından Avni Paşa'nın köşkü, Sadrazam Kâmil Paşazade Şevket beyin, Horoz Ali Paşa’nın köşkleri. Bu Horoz Ali paşanın bahçesi, şimdiki plaj yeri ile cazbantlı gazinonun bulunduğu mahaldir. (...) 

Caddebostanı iskelesi ayni yerde idi. Yenikapıda, Kumkapıda odun kayıklarının yanaştığı salaşlar vari bir şeydi. Sıcaklar basınca iskelenin sol tarafın biri erkeklere, üç dört yüz adım ilerisindeki kadınlara mahsus olmak üzere iki deniz hamamı yapılırdı. Bu hamamların erkekler kısmına, Ismail efendi isminde, eski hovardalardan biri bakar, kadınlarınkine de, Merdivenköyünde oturan ve çok çocuklu Emine hanım denilen hatun göz kulak olurdu. Deniz hamamının başlıca müdavimi, Münif paşa zade idi. Idman cemiyetleri ittifakı sabık reisi Ali Sami bey biraderimiz; o zamanlar yeniden yeniye sebahate başlamış ve icatkerdesi olan seri yüzmeğe hadim, yanları kanatlı tahta kaloşları, ilk defa burada tatbik etmişti. Kadınlar hamamı, erkeklerinkine o kadar uzaktı ki dürbün bile erkeği kadını farkedemezdi.

Bağdat caddesi denilen şimdiki asfalt yolun hali de allahlıktı. Caddenin fecaatine öküz araba- ları bile tahammül edemez, sapacak kestirme yol arardı. Güzergâh yukarı doğru biraz daha takip edilince, şimdi Şaşkınbakkal denilen, halbuki o zamanki ismi Bolbedros olan ağaçlıklı mahalle ayak basılırdı. Burası, yerli hıristiyanların göz bebeği bir yerdi. Ağaçların altındaki kuytu kahvede laterna sesi eksik olmaz, beş kişi bir araya toplanınca kasap oyunu da nihayet bulmazdı. Suadiye civarına Domuzdamı denildiği iyice hatırımdadır. Vaktile burada cinsi hınzır, kesretle üretilir ve erbabına dağıtılırmış. Bu hayvanat, sair yerdekilerden daha besli ve yağlı olduklarından, Galatada, Domuz sokağındaki kasaplar, en evvel buraya baş vururlarmış. Ne in vardı ne cin? Ne hayvan geçerdi, ne kervan? (...)

- “Dünden, Bugünden: SUADİYE!..” başlıklı yazı

Vaktile Caddebostanında ne gazino var; ne plâj!.. Civardaki köşkler tek tük, bu­rundaki şeddadi şato hiç yok. İskele aynı yerde, fakat Yenikapıda odun kayıklarının yanaştığı, kazıklar üstüne kurulma salaşların eşi, Anadolu kıyılarına işleyen tek vapur sabah, akşam birer defacık uğrardı. Müşterileri hıncahınç. Hep saçlı sakallı, şanlı şöhretli paşalar, beyler. Marmaranın mavi sularını seyrede ede, temiz havanın azofunu yuta yuta, Modaya, Kalamışa inecek tiril tiril fistanlı madamların, matma­zellerin dekolte göğüslerine, kollarına çeşmiçerez eyleye eyleye keyif çıkaran zatlar.

Şimdi asfalt yol dediğimiz Bağdat cad­desinin hali Allahlıktı. Berbatlığından öküz arabaları bile zor geçer, tarla içlerine sa­parlardı. Biraz daha yukarı gidilince Bol Bedros'a, yani bugünkü Şaşkınbakkala varılır. Yüzyıllık ağaçların altında kuytu, karanlık kû­hi bir kır kahvesi. O zaman Suadiye adı ortada yok. Vaktile o civara Domuzdamı derlermiş, Hınzır cinsi çok bol üretilir, Beyoğlu kasaplarına dağıtılırmış; sonraları, çobanlar koyunları, keçileri salardı. (...)

 


ARŞİV