“Ses sanatkârı Mustafa Ceyhanlı 'Hayatıma artık renk geldi' diyor” başlıklı kupür
“Aşk uğruna dinden imandan çıkan 66 yaşındaki Lucia Cassio Larbi, kendisinden 24 yaş küçük radyo ses sanatkârı Mustafa Ceyhanlı Kara ile evvelki gün Kadıköy Evlendirme Memurluğu’nda dünyaevine girmiştir. Aslen İtalyan olan Tunus uyruklu Larbi, nikâh defterini imzaladıktan sonra kendisini öpmek isteyen yakışıklı damadı eliyle itmiş ve: " A... A!.. Burada olur mu? Herkes bize bakıyor. Biraz sabırlı ol cicim!.." demiştir. Larbi, duygularını şu sözlerle ifade etmektedir: "Mustafa ile geçen sene tanıştık. Bir yıl süren tatlı flört günlerinden sonra aramızda büyük bir aşkın doğduğunu gördük. Birbirimizi deli gibi sevdiğimizi anlayınca evlenmeye karar verdik. Mustafa'yı mesut etmek için her şeyimi vereceğim." demektedir. Koyu bir Katolik olan gönlü taze gelin Lucia, nikâhtan sonra Kadıköy Müftülüğü’ne giderek Müslüman olmuştur. “

“Kurbağalıdere” başlıklı kupür
“Yazan: İSTANBULLU”
Kadıköy yakasında dolaşırken, buraya nice ve nice yıllar apayrı bir özellik ve güzellik kattıktan sonra bugün kendi haline terkedilmiş bulunan Kurbağalıdere'den bahsetmemek, İstanbul'un geçmiş yaşantısına karşı saygısızlık olur herhalde... Kurbağalıdere, İstanbul'un bu güzel yakasının en büyük bir eğlence ve bir mesire yeri idi. O sevimli Kuşdili Çayırı'na ayrı bir güzellik katmakla da kalmayıp Yoğurtçu Parkı önünden tâ Kalamış koyuna kadar uzayıp giderdi. İlkbahar ve yaz aylarında bu dere rengârenk kayıklarla dolup taşar ve nice canlar en güzel kıyafetleri içinde burada seyrana çıkarlardı. Dere'nin akıp geçtiği yerdeki çayırlar da mahşeri kalabalık ile dolup taşardı. (…)

Kurbağalıdere aynı zamanda bir spor merkezi idi de. Bu derenin hemen yanındaki çayırı, İstanbul futbolunun doğuşuna sahne olmuştu. İngilizlerin yurda soktukları bu cazip oyun, bu çayırda yine İngilizler tarafından ilk kez oynanmıştı. Sonra yine bu çayırdan Kadıköy’ün diğer çayırlarına yayılmış, oradan da bütün İstanbul'u kaplamıştı. Bu semtte doğan Fenerbahçe kulübü, 1914 yılında bu derenin hemen kenarında beyaz boyalı güzel bir lokale taşınmış ve burada Türkiye'nin en büyük bir spor kulübü haline gelmişti. Fenerbahçeli futbolcuların teşebbüsü ile alınan bir sandal, Türkiye'de spor kulüplerinin ilk kürek faaliyetini teşkil etmişti. Türkiye'de kürek sporunun temelinin atıldığı yer de bu vesile ile Kurbağalıdere olmuştu. Fenerbahçelilerin 1914’te derenin üzerinde yaptırdıkları ahşap kayıkhane, bir spor merkezi haline gelmiş bulunan Kurbağalıdere'ye ayrı bir önem kazandırdı. Fenerbahçe kulübünün 1914’te parlak bir törenle açılan dere kenarındaki, beyaz boyalı ahşap kulüp lokali; yalnız bu kulübün değil, Türk sporunun da birçok unutulmaz olaylarına sahne oldu.(…) Fenerbahçe'nin çeşitli yaşlardaki futbolculardan kurulu on beş futbol takımı lokale 50 metre mesafedeki sahaya (bugünkü Fenerbahçe stadı) giderlerken, atletler piste çıkarlar, hokeyciler Kuşdili çayırında egzersiz yaparlardı. Kürekçiler derede çalışır, yelkenciler buradan yelken açarlardı. Tenisciler bitişikteki kortta oynarlarken, patenciler beton pistte kayarlardı. Salonda da boks, halter, eskrim ve cimnastik çalışmaları yapılırdı. Geceleri ise toplantı salonunda toplantılar, çeşitli müsamereler tertiplenir, konserler verilirdi. (...) 5 Haziran 1932’de çıkan bir yangın binayı içindeki binbir hâtıranın yanı sıra spor sahalarında kazanılmış 107 parça kupa ve mükâfat ile birlikte külederken Kurbağalıdere en büyük ve en acı bir kaybına uğramıştı. Yangından sonraki yıllarda geçen her gün Kurbağalıdere'nin aleyhine tecelli etti, derenin şaşaası söndü. O berrak su bir çamur deryası halini aldı. Yasemin, manolya ve mor salkımların içleri bayıltan o güzelim rayihasının yerini kanalizasyondan çıkan boğucu ve tiksindirici hava kapladı. Ve Kurbağalıdere'nin eski günlerden bu yana sadece tatlı bir anısı kaldı.”
“Ucuz evlerin inşaatı bitti” başlıklı kupür (13 Şubat 1952)
“Üsküdar’ın Selâmsız mevkii ile Kadıköy’ün Koşuyolu semtinde İstanbul Belediyesi tarafından geçen yaz temelleri atılan ucuz evlerin inşaatı tamamlanmıştır. Selâmsız’da 50, Koşuyolu’nda ise 100 ev mevcuttur. Her iki semtin de yol ve kanalizasyon tesislerinin ikmaline çalışılmaktadır. Bu işler nisan ayına kadar bitirilecek ve ucuz evler derhal satışa çıkarılacaktır. Evlerin fiyatları henüz kat'i olarak tespit edilmemiştir ancak 9 bin lirayı aşmayacağı anlaşılmaktadır. Evlerin dış görünüşleri mükemmeldir ve her türlü konfor vasıtasını ihtiva etmektedir. Yapıları sağlamdır; mevkileri icabı çok güzel bir manzaraya sahiptirler. Yeni teşekkül edecek bu iki mahalle için şehrimiz adına "nümunelik mahalleler" olacağı söylenebilir. Evler üçer odalıdır; alt katta hol, mutfak ve bir yemek odası, yukarıda ise iki yatak odası ve banyo bulunmaktadır, bahçeleri de olabilecektir. Satın Alma Şartları ve Vasıflar Bu meskenleri satın alacaklarda, ilgili yönetmeliğe göre birçok vasıf aranmaktadır. Ucuz evlerden; aylık geliri 300 lirayı geçmeyen bilûmum sabit gelirliler ile aylık kazançları aynı miktarı geçmeyen esnaf, işçi ve sanatkârlar faydalanabilecektir. (…). Diğer taraftan şehrin muhtelif semtlerinde belediyeye ait arsalarda yeni ucuz mesken inşası için tetkiklere devam edilmektedir. Mesken buhranını hafifletmek gayesiyle girişilen bu ilk teşebbüsün muvaffakiyetle neticelendiği söylenebilir ve devamı temenni edilir.”

“Aynı Okulda 31 Yıl..” başlıklı kupür (yazan Baha Pir / Nisan 1970)
“Kadıköy Bahariye İlkokulu’na tam 31 yılını vermiş bir öğretmen var. Esasında 38 yıldan beri mesleğin içinde olduğu halde, sadece bu okulun öğrencilerine bütün gençliğini feda etmiş olan bu beyaz saçlı kadının ismi Müzeyyen Köksal. O kadar çok çocuğu var ki saymakla bitmiyor. Şimdiye kadar binlerce öğrenci yetiştirmiş olan Müzeyyen Hoca’dan feyiz alanların kimi gazeteci, kimi avukat, kimiyse doktor olup hayata atılmışlar. Ve Müzeyyen Hoca, şimdi iyi bir mevki sahibi olan bu öğrencilerini gördüğü zaman sevinçten gözleri yaşarıyor. Yılların bir türlü eskitemediği bu dinamik kadın hâlâ öğrencilerinden bıkmamış; uzun yıllar daha onlara hizmet edebileceğini söylüyor. Bahariye İlkokulu’nda ilk folklor ekibi de onun gayretiyle gerçekleştirilmiş ve geliştirilmiş. Şimdi minicik öğrenciler onun izinden yürüyüp başarıdan başarıya koşuyorlar.(…)”
