“Yeni Patrik dün seçildi” başlıklı kupür
Rum Ortodoks Patriği Veniamin I.’in vefatı üzerine boşalan makama bir yenisini seçmek için Sen Sinod meclisi üç namzed -Kadıköy metrepolidi Maksimus, Adalar metrepolidi Tomas ve Neodikra metrepolidi Dorotyo- ayırmıştır. Sen Sinod meclisi azaları kiliseye inip hususî odada kısa töreni müteakib, kilisenin merasim salonuna girmişlerdir, büyük gümüş buhurdanlığın içine reylerini atmışlardır. Tasnif neticesinde ittifakla Kadıköy metrepolidi Maksimun patrikliğe seçildiği belli olmuştur.

Yeni patrik Maksimus Sinobludur. (48) Heybeliada Rühban mektebinden mezundur. Milli Mücadele sıralarında Ankaraya açıktan açığa meydan okuyan meşhur Patrik Meladyusun baş diyaskosluğunu yapmıştır. Yeni Patrik Moskova kilisesine yakın temaslar temini hususunda büyük gayretler göstermekle maruftur. Maksimusun patrik seçilmesi bir çok ortodokslar arasında hoş karşılanmamıştır. Yeni patriğin koyu sol temayüllerile maruf olduğu iddia edilmektedir.
“Mınakyan’ın ‘Osmanlı Tiyatrosu’” başlıklı dergi sayfası (Yazan: Sermet Muhtar Alus)
Yakın tarihin bu meşhur tiyatrosunu seyretmiş olanlardan yaşıyanlarımız pek çoktur. Dünün sahne sanatı zihniyetini canlandıran bu yazı, sizi âdeta Minakyan kumpanyasında gezdirir. Ramazanları otuz gece, şeker bayramları üç gün, Şehzadebaşı'nın Direklerarasında; yazın ya Kuşdili çayırı; ya Zamboğlu bahçesi, ya da «Hadikai Basariye» denilen Papazın bahçesindeki tiyatroda, cuma ve pazar günleri erkeklerle kadınlara oyunlar verirdi. Kadıköy lûbiyatlarında yukarı katın kafesli locaları hanımlarla, alt katınkiler beylerle dolar; cumaları parterin birinci ve ikinci mevkiine iğne atsan yere düşmezdi. Aralarında palabıyıklıları da bulunan, kolları omuzlarına kadar sıra sıra kırmızı şeritli Mektebi Tıbbiyei Şahane talebesi; Harbiye, Mühendisane, Hendesei Mülkiye şakirdani... Oyun başlayınca salaşta çıt olmaz; peynir, simit, su, gazoz satanların sesi çıkmaz; kadınlar tarafının ağız kalabalığı, çocuk bağırtıları duyulmazdı. Kula saçlı viyolonist Toni Grok'un sekiz kişiden mürekkep orkestrası perde aralarında polkalar, senfoniler, opera parçaları çalardı. (..) Oyun kısaca ise sonuna Lâbiş'ten perdelik komedi eklenir; müdavim hatunların çoğu: Minakyanın tiyatrosuna tuhaflık hiç yaraşmıyor. Eğlence istersek Abdiye, Kel Hasana gider, güle güle katılırız! deyip, seyretmeden arabayı çekerlerdi.

“Istanbul'da İlk Gecem…” başlıklı dergi sayfası (Ignace Molnar)
Hiç unutmam, günlerden pazardı. Ve benim Istanbul'da ilk gecem!... Beni rıhtımda Fenerbahçe Kulübünden Rüştü Bey (Dağlaroğlu) karşıladı. Kadıköye geçtik. Kadıköy topraklarına ayak bastım. İşte gidiş o gidiş!... Bilir misiniz ki yıllar yılı Türkiye'de ikametim sırasında ben hep Kadıköyünde oturmuşumdur. Meşhur Kadıköylüler arasında ben Ignace Molnar'ı da sayarsanız şeref duyarım, şimdi de Kadıköyünde Ahmet Rasim'in çok sevdiği Bakla Tarlasında ve Bakla Tarlası Apartmanı en yukarı katında oturuyorum... İlk gece beni alıp Mano Palas oteline götürdüler. Türkiye'de ilk gecemi burada geçirecektim. Sonra birbirimize o kadar ısındık ki Türkiye'de kaldığım ilk devre hep bu otelde oturdum. Doğduğum yerden uzakta geçirdiğim ilk geceler, oralarda yediğim ilk yemekler daima beni ilgilendirir. Onun için Mano Palas'ta hazırlanan temiz sofraya otururken âdeta yeni bir dünyaya giriyormuşum gibi idi. Ben oldum olası, çocukluğumdan beri balık delisi idim. İlk gece otelde yediğim balığın lezzetini unutamam. Sonraki sofra tecrübelerimde ise Istanbul balıklarının birbirinden güzel olduğunu gördüm. Şehir dünyanın en güzel şehri, balıkları öyle, insanları öyle... Bu memleket beni daha ilk geceden büyülemişti. Ondan sonra yılların nasıl geçtiğini fark edemedim... Göz açıp kapayın- caya kadar!...

“Eski Uçak Parçalarından, Tek Kişilik Helikoptere…” başlıklı dergi sayfası (Ekim 1967)
Birkaç zaman sonra İstanbul semalarında garip bir aracın süzüle süzüle dolaştığını görürseniz, hiç şaşırmayın. Hatta bu araç evinizin damına, balkonuna konsa bile... Çünkü bu muhtemel davetsiz misafir, yabancı dünyaların değil, Vecihi Hürkuş'un en son icadı olacaktır!

Türkiye'de yıllardan beri sivil havacılığın sembolü olarak tanınan Hürkuş'un üzerinde çalıştığı son uçuş mekanizmasını gördükten sonra, parmak ısırmamaya imkân yok. Dörtte üçü tamamlanmış olan araç, aslında bir helikopter. (…) 53 yıldan beri istikbalini göklerde arayan Vecihi Hürkuş'u«VP-67 (Vecihi Planör 67) adını verdiği bu garip aracını ilk defa kendi özel hangarında gördük. Florya yakınlarında Güngören köyündeki evinin bodrumunu çalışma yeri haline getiren eski havacı, burayı herkese «Hangarım,» diye tanıtıyor. İçerisi her türlü uçak parçaları ile dolu. Oturduğu koltuk dahi, bir pilot sandalyesi. Amerika'da kendisine «Dünyanın en eski uçucusu» unvanı verilen Hürkuş, son icadı üzerinde burada çalışmakta...

VP-67'nin yalnız pervanesi 98 parçadan meydana geliyor. Vecihi Hürkuş bu parçaları şimdiye kadar inşa edip, uçurduğu uçaklarından temin etmiş. Üstadın, kendi «imalâtı» olan 8 uçağı var. İlkini 1924’te Kadıköy'de, iskele yakınındaki bir keresteci atelyesinde inşa etmiş ve dışarı çıkarıp uçurmak için de binanın duvarlarını yıkmış! (…) “Amerika'da bu aracın uçanını gördüm. Istanbullulara da bunu aşılayacağım” diyor. 70 yaşındaki kurt uçucu ilk bakışta hiç bir şeye benzemeyen helikopterini bir harekete geçirir de, Istanbul üzerinde tur atmaya başlarsa, siz ondaki sevinci o zaman görün! (Röportaj:Cengiz yarbağ / Fotoğraflar:Tamer Güvenç)