Tavan arasında unutulmuş Medusa için bir mızrak

02 Ocak 2026 - 09:00

Geride bıraktığımız yılın son günlerinde demir alan ve yeni yılın ilk günlerinde açık sulardaki seyrini sürdüren “Öylesine Bir Sevgili”, Aslı Tohumcu’nun İletişim Yayınları etiketiyle okurla buluşan yeni romanı. Roman, kadınlık tecrübesine ait sözü, bir güçlenme deneyimi olarak masal karakterlerinin tanıklığına bırakıyor.

Türkçe’nin sözlü geleneklerinden de el alan bu deneyim aktarımları, edebiyatta feminist literatüre hâkim olanlara tanıdık gelebilir. Fakat bu kez kıpkırmızı gözlerini takınıp savaş boyalarını süren kadın karakterler, tavan arasından çıkarak masalların ihanet ettiği emanetlerini ve intikamlarını geri almaya geliyorlar.

Bu masallarda iyi geceler öpücüğünün tesellisine yer yok. Yası tutulmamışlardan derlenip toplanan bir hayaletler ordusu, hikâyesi gaspedilenler adına konuşuyor; o sese yeniden el koymak değil, paylaşmak ve sahiplerine iade etmek için...

Roman, kadın arketiplerinin masallara, mitlere gömülü ataerkil inşasını ters yüz ediyor. Bu yalnızca kadınlık üzerine, edebiyat dairesinde kalınarak yapılmış bir tarih yazımı müdahalesi değil; kültürel bir ‘yeniden anlatma’ (retelling) ya da karşı-anlatı kurma hamlesi aynı zamanda. Kül Kedisi Sindrella’dan Mavi Sakal’a, Binbir Gece Masalları’ndan Medusa’ya kadar Doğu’nun ve Batı’nın kanonik masallarındaki o yapıntı “mutlu sonların” eril sıvasını pul pul döküyor.

Yazar, erkek bakışın evrensel anlatısının karşısına, lafı hiç eğip bükmeden kadınların gündelik gerçekliğini koyuyor; cinayetler, taciz, istismar, karar mekanizmalarından dışlanma ve otoriteye itaat etmeye zorlanma gibi sayısız meseleyi çocuklar uykuya dalsın diye değil, yetişkinleri uykularında dürtsün diye masalların merkezine taşıyor.

Tohumcu, feminist özgürleşme temasını gotik gerilim edebiyatının “rahatsız edici” öğeleriyle de kaynaştırıyor. Kat kat çağrışımlara açılan karanlık tasvirleriyle okura çağdaş sorunların kasvetinden kaçacak yer bırakmıyor belki ama, kimi anlarda da 20. yüzyılın gotik kalem erbaplarından Shirley Jackson’ın ya da Frankenstein’ın yazarı Mary Shelley’nin dünyasına zahmetsizce fırlatılmış gibi capcanlı, tetikte hissettiriyor. Gerilim atmosferi bu romanda okuru sık bir ormanın içine tiz kahkahalarla çağırıyor, sözcükler böylelikle büyü yapıyor.

Bir an kaçınmanın imkânsız olduğu şu iç sesi musallat ediyor okura: Ayağının altındaki zemin hep kayganmış madem, öyleyse şimdi yere kapaklanmamak ve yeniden ayağa kalkmamak için nedenin yok.

Susan Gubar ve Sandra M. Gilbert, Türkçede “Tavan Arasındaki Deli Kadın” başlığıyla karşılanan “The Madwoman in the Attic” adlı ortak çalışmalarında, 19’uncu yüzyıl İngiliz edebiyatındaki yerleşik kadın temsillerine odaklanır. “Deli Kadın” imgesi bu romanlarda histeri sözcüğüne denk bir kadınlık hâli olarak işlenir. Dönemin kadın yazarlarının dahi romanlarında kullandıkları bir tema olarak histeri, eleştirel edebiyat kuramlarında toplumsal baskıların kadının bilinçdışındaki ve bedenindeki yansıması olarak okunur. Deli kadın imgesi bu romanlarda aynı zamanda, kendisine biçilen rollerin içine hapsedilen, toplumsal sınırların akıl sağlığıyla oynadığı kadınların isyanı olarak da karşılık bulur.

Romana adını veren ve kadınların dertlerini anlatıp derman diledikleri meçhul anlatıcı ‘Öylesine Bir Sevgili’, bu imgeyi, deliyi usluya tercih eden bir içgörüyle romanın tavan arası olan yüzer-gezer kulübeden dışarı çıkarıyor. Öfke ve trajedinin anlatıldığı bir mekân olan kulübe, kapatılma değil, özgürleşme alanı olarak çıkış kapısını hep aralık bırakıyor.

“Yazı neyi kurtarır?” edebiyatın takıntılı sorularından biridir malum. Buna tek ve doğru bir yanıt hâlâ verilebilmiş değil. İnsanlık olarak yazmaya ve hikâyeler uydurmaya bahaneler üretmemiz için mütemadiyen ortaya atılıp, mümkünse ucu açık, yanıtsız bırakılması istenen hileli ve retorik bir sorudur belki de. Ama sorunun peşine Tohumcu okurları düşseydi, o yanıt hiç kuşku yok ki “eril nazarlardan kurtarır” olurdu.
 

ARŞİV