Romantik drama türünün sinemadaki geleneksel temsilinin son 10-15 yılda tamamen yön değiştirdiği yeni bir anlatı biçimi giderek yerleşiyor. Aşkın ve sevginin koşulsuz olduğu fakat araya engellerin girdiği; çatışmanın dışarda kurulup iki kişinin arasına sızdığı, o çatışma çözüldüğü anda bir ömür sürecek bir mutluluk idealinin ya da yarım kalmış gerçek bir aşk hikayesinin bitişine tanıklık ettiğimiz mitler artık modern romantik ilişkileri anlatmak için pek de çekici gelmiyor kültür üreticilerine. Bu değişimde, ilişkileri ve o ilişkiler içindeki konumlarımızı anlama konusunda terapötik şemaların giderek daha baskın hale gelmesinin de büyük payı var. İlişkiler artık duygunun etrafında deneyimlenmek yerine o duyguyu ortaya çıkaran travmalar, maruz kalınan örüntüler üzerinden anlaşılıyor.
Bir süredir vizyonda olan, başrolünde Zendaya ve Robert Pattinson’ı bir araya getiren The Drama da bu yeni anlatı biçiminin son örneklerinden biri. Ancak film, adının vaat ettiği gibi yalnızca bir ilişki hikâyesi değil; anlatı tercihleriyle çağdaş romantik dramın sınırlarını yokluyor. Film, yüzeyde iki karakter arasındaki kırılgan bağa odaklanırken, modern ilişkilerin belirsizlik, performans ve duygusal emek gibi başlıklarını tartışmaya açıyor.
The Drama, lineer bir hikâye anlatımını bilinçli olarak sekteye uğratan bir yapı kuruyor. Zaman sıçramaları, parçalı diyaloglar ve kimi zaman bilinç akışını andıran sahneler, izleyiciyi pasif bir seyir konumundan çıkarıp duygularını devreye sokabildiği aktif bir konuma taşıyor. Bu yönüyle film, Noah Baumbach’ın Marriage Story’sindeki klasik dramatik gerilimi ya da Richard Linklater’ın Before üçlemesindeki diyalog temelli akışı reddederek daha kırılgan ve dağınık bir akış kuruyor. Ancak bu dağınıklık, bir eksiklikten çok bilinçli bir estetik tercih gibi işliyor; çünkü film, zaten parçalanmış bir ilişkinin bütünlüklü bir anlatıyla temsil edilemeyeceğini ima ediyor.
Film, stil açısından minimal bir dil ile duyguları manipüle eden yoğun bir dil arasında gidip geliyor. Zendaya’nın kontrollü ve içe dönük performansı ile Pattinson’ın daha kırılgan ve dışavurumcu oyunculuğu arasında kurulan kontrast, ilişkinin dinamiklerini görsel düzeyde de hissettiriyor. Bu anlamda film, yakın plan yüz çekimlerini güncel bir duyarlılıkla yeniden yorumluyor.
Filmin en dikkat çekici yönlerinden biri de duygusal yoğunluğu estetize etmekten kaçınması. Pek çok modern romantik dram, acıyı ve çatışmayı stilize ederek izlenebilir kılmaya çalışırken, The Drama, izleyiciyi bu konfor alanından çıkarıyor. Sessizlikler, yarım kalan cümleler ve tekrar eden gündelik anlar, ilişkinin yıpranmışlığını neredeyse fiziksel bir his olarak da aktarmayı başarıyor. Bu yönüyle film, Derek Cianfrance’ın Blue Valentine’ındaki ham duygusallığa yaklaşsa da, onun kadar doğrudan değil; daha örtük, daha mesafeli bir anlatım dili benimsiyor.
Zendaya ve Pattinson’ın performanslarıyla güçlenen bu yapı, izleyiciyi kolay bir duygusal tatmin yerine, daha zorlayıcı ama daha kalıcı bir deneyime davet ediyor. Film, ilişkilere dair kesin yargılar sunmaktan kaçınırken, belki de en güçlü etkisini tam da bu belirsizlikten alıyor.
Bu belirsizlik meselesi, filmin ses tasarımı ve mekân kullanımıyla da pekiştiriliyor. Diyalogların yer yer bastırıldığı, çevresel seslerin öne çıktığı sahneler, karakterlerin birbirini gerçekten duyamadığı bir ilişki dinamiğini simgeliyor. Özellikle iç mekânlarda kurulan sıkışmış kadrajlar, ilişkinin giderek daralan alanını görselleştirirken; dış mekânlarda bile hissedilen yalnızlık, filmin atmosferine nüfuz eden bir yabancılaşma duygusu yaratıyor. Bu yönüyle The Drama, sadece iki kişi arasındaki bir kopuşu değil, ilişkilerdeki duygusal izolasyonu da resmediyor.
Benzer temaları işleyen diğer filmlerle kıyaslandığında, yapımın en ayırt edici yanı, dramatik doruk noktalarından bilinçli olarak kaçınması. Örneğin Marriage Story’deki büyük tartışma sahnesi ya da Blue Valentine’daki açık kırılma anları, izleyiciye katarsis sağlayan zirveler yaratırken; The Drama bu tür anları ya erteliyor ya da tamamen dağıtıyor. Yıkım, tek bir ana indirgenmiyor; zamana yayılan, gündelik olanın içine sızan bir süreç olarak işliyor.
Yine de bu yaklaşım, filmin genel izleyici kitlesi için erişilebilir olmasını zorlaştırıyor olabilir. Sabır talep eden ritmi ve açık uçlu yapısı, izleyicinin alışıldık dramatik beklentilerini boşa çıkarıyor. Film, bir tür risk alıyor: duygusal olarak “anlaşılmak” yerine sezgileri önceleyen bir yapı kuruyor. Bu risk, yer yer mesafe yaratsa da, filmi benzerlerinden ayıran temel unsurlardan biri de bu.
The Drama, romantik dramın güvenli alanlarını terk ederek, ilişkilerin temsilinde daha kırılgan, daha parçalı ve daha çağdaş bir dil öneriyor. Bu dil, izleyiciyi rahatlatmıyor; aksine, onunla birlikte düşünmeye ve hissetmeye zorluyor. Belki de filmin asıl gücü, bu tamamlanmamışlık hissinde, söylenmeyenlerde ve geride kalan boşluklarda yatıyor.
Küratörlüğünü Derya Yücel’in üstlendiği, Türkiye ve İsveç’ten 11 sanatçının eserlerini bir araya getiren “Dünyanın Sarsak Muğlaklığı” sergisi, çağdaş sanatın farklı disiplinlerine ev sahipliği yapan önemli mekanlardan KASA Galeri’de ziyaretçilerini ağırlıyor. “Dünyanın Sarsak Muğlaklığı”, göç ve yerinden edilme deneyimi etrafında insan bedeni ve ...
İstanbul’un en önemli tarihi yapılarından biri olan, geçtiğimiz yıllarda İBB Miras’ın restorasyon ve işlevlendirme çalışmasıyla bir sergi ve etkinlik mekânı olarak şehrin kültür sanat hayatına kazandırılan İstiklal Caddesi üzerindeki Casa Botter Apartmanı’nda ressam ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu anısına açılan özel bir sergi 29 Ocak’ta ziyaretçileri ...
Critic’s Choice ve Altın Küre ile açılan ödül sezonu, Oscar adaylarının da açıklanmasıyla birlikte sinema meraklılarının yıl boyunca takip edeceği gündemin haritasını aşağı yukarı belirledi. Fakat Hollywood’un ana akım tartışmaları büyük ölçüde yönlendirdiği bir atmosferde, geçen yıl prömiyerleri sırasında bağımsız film seyircisinin radarına giren ...
Geride bıraktığımız yılın son günlerinde demir alan ve yeni yılın ilk günlerinde açık sulardaki seyrini sürdüren “Öylesine Bir Sevgili”, Aslı Tohumcu’nun İletişim Yayınları etiketiyle okurla buluşan yeni romanı. Roman, kadınlık tecrübesine ait sözü, bir güçlenme deneyimi olarak masal karakterlerinin tanıklığına bırakıyor. Türkçe’nin sözlü gelene ...