Taylan, can daralmaları, oyunlar

05 Haziran 2026 - 09:53

Taylan 9 yaşındaydı, çok umutsuz, depresif olduğum zamanlardan birinde bana çocukluk oyuncağımı hediye edip şöyle bir not yazmıştı: “Canın daraldığında kullanman için.” Hayatımda aldığım en güzel hediye o küçük oyuncak oldu. Bana hayatla baş etmenin biraz da onunla oynayabilmekten geçtiğini hatırlattı galiba. Şimdi ne zaman bir “darlığa” düşsem Taylan’ı düşünüyorum. Onun canlılık veren neşeli varlığını, yaşamı kavrama şeklini, anlam üretme becerisini… Her şeye rağmen sevebilmesini… Çünkü hayat çok zor ve çok basit. Büyüdükçe zorlaşan hayatla baş etmenin en güzel yolu belki de çocukluktaki o berraklığı, oyunbazlığı hatırlayabilmek… 

Hayat zor, evet. 

“Eksik bir şey mi var hayatımda?” Ezginin Günlüğü şarkıları ne güzel anlatıyor duyguları. Eksik bir şeyler var ve bu eksikler artık boğazımızda bir düğüm oluyor. Canım topraklarımızda bir türlü güneş açmıyor. İnsanlardan duyduklarım da benzer: “Yazıyorum, okuyorum, çiziyorum, ne yapsam içimdeki ağırlıktan kurtulamıyorum.”

Yaş aldıkça değişen şeyin ne olduğunu hep merak ederdim. Ancak benim gibi 90 nesli için sanıyorum yıllarımızın umutsuzluğun pençesinde geçişini izlemek biraz ağır oldu. Belki de bu sebeple bu kadar nostaljik olduk. Eskiyi özledik, eskiyi andık, eskiyi yaşadık. Yaslarımız, kayıplarımız çok. 20’li 30’lu yaşlarımızın ekonomik çıkmazlar içinde geçişi, depremlerle, patlamalarla, saldırılarla ölenlerimiz, epey yorulmuş olmamız…

Tüm bunlar oluyor, belki olmaya devam edecek. Ama tüm bunlar olurken bir şey daha oluyor: Bir çocukla karşılaşıyorsunuz. Kocaman güzel gözleriyle “Devam etmek zorundasın!” diyor size. “Kendin için değilse de benim için, direnmek, devam etmek, yaşamı yaşanır kılmak zorundasın.” Anlıyorum ki hayat çocukların temiz kalpleri, berrak akılları, ihtiyaç duydukları güven hissi için devam etmek zorunda. Direnmemiz devam etmek zorunda. Doğurmuş olalım ya da olmayalım onlara sevgiyle ve umutla bağlanmak zorundayız. Bizim gibi üzgün bir nesil için bu ne kadar zor olursa olsun, başka seçeneğimiz yok. 

M. Işıl Ertüzün bir yerde şöyle yazıyordu: 

Oyun yalnız da oynansa, kalabalıkta da oynansa, daima biriyle, birileriyle ilişkiyi ve o ilişkinin içinde çeşitli duygulanımlarla, heyecanlarla beraber dönüşümü içeriyor. Anneyle, babayla, kardeşlerle, diğer çocuklarla, hayali ve gerçek oyun arkadaşlarıyla oynayarak büyüyoruz. Okulda, iş yaşamımızda, cinsellikte, arkadaşlıkta, sanatta, kısacası bütün hayatımızda bir bakıma oyun oynayabildikçe keşfediyor, üretiyor, yeni bağlar kuruyoruz, ilişkiler geliştiriyoruz. Sözcüklerle, kavramlarla da oynuyoruz, kendimizi ifade ediyoruz, diller öğreniyoruz, okuyoruz, yazıyoruz, bilmeceler çözüyoruz. Bedenimizle ve diğer bedenlerle (canlılarla ve cansız nesnelerle) temas ediyoruz oynarken, temas ettiğimizi de kendimizi de dönüştürüyoruz (Ertüzün, 2024). Yani oyun basit bir eğlenceden ibaret değil. Tekrar tekrar ilişkilenmenin, zorluğu kolaylaştırmanın, acıtan, yoran, yaralayanla baş etmenin de bir yolu. Ve bu yoldan yürümeyi denediğimizde illa ki birileriyle karşılaşıyoruz. En güzeli de bu işte, yalnızlığı kıran, ağırlığı paylaştıran tarafı…

Taylan’dan öğrendiğim en önemli şeylerden biri “canım daraldığında” oyun oynamak. Can daralması sıkılmaktan biraz daha farklı; sıkışmış hissetmek, nefes alamamak gibi. Bu yazıyı sanırım biraz da Taylan ve onun gibi bizi umutlandırmayı başaran çocuklar için yazıyorum. Gelecekte bir gün olur da umutsuzluğa kapılırsa kendini, kendi süper güçlerini, içindeki bitmek bilmeyen yaşama iştahını hatırlasın diye. Küçücük yaşında bile başkalarına nasıl iyi gelebildiğini, anksiyete yaşayan arkadaşını nasıl güldürerek iyileştirdiğini, hayata tutunmakta zorlanan sevdiklerini nasıl hayata döndürdüğünü hatırlasın diye. 

Tüm savunma mekanizmalarımızın işlevsizleştiği umutsuz zamanlarda anlıyorum ki en güzel yol bir çocukla konuşmaktır. Onun dünyasına dahil olmak, onun hayallerine kapılmak, onun dünyayla kurduğu bağa ve oyuna tutunmak… 

Hayat işte, biraz gülünce genişliyor, tıpkı Taylan’ın dediği gibi, “Espri yapıyorum, iyileşiyor.” 

Eksik bir şeyler var evet, hep olacak belki. Ama Ortaçgil’i de anarak bitirelim bu yazıyı: 

“Oyuna devam
Biz hiç kaybolmadık
Biz hiç kaybetmedik
Desem yalan
Oyuna devam

Oyuna devam
Biz hiç yorulmadık
Biz hiç yenilmedik
Desem yalan
Oyuna devam” (Ortaçgil, 1991)

Bu zor zamanlar için hepimize neşelenebilme gücü diliyorum, bir çocukla sohbet etmek, oynamayı bırakmamak ve neşelenebilmek…

 

*Bülent Ortaçgil. (1991). Oyuna devam [Şarkı]. Albüm Oyuna Devam. Göksoy Plakçılık.

*Ertüzün, M. I. (Haz.). (2024). Psikanaliz Defterleri 12: Çocuk ve ergen çalışmaları – Oyun ve oyuncak. Yapı Kredi Yayınları

*Ezginin Günlüğü. (2005). Eksik bir şey [Şarkı]. Albüm Dargın mıyız. Seyhan Müzik.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Nezaketi Kurtarmak

    Nezaketi kurtarmak   “-Varoluşa inanıyor musunuz? -Nezakete inanıyorum.”                                                                                                      Serseri Aşıklar, Godard, 1960)       İnsan varoluşunun önemli bir parçası olan nezaketin hayatı güzelleştirmedeki rolünü görmezden gelemeyiz. Nezaket bir ...

Rüyalar ve bağlar

-Rüyamda seni gördüm. Kocaman bir heykelin başıydın, kırılmıştın. Her yer senin kırıntılarınla doluydu. Küçük küçük heykel başları, ayağımı bastığım her yerde… Üstünde yürüdüm kırıntılarının. Bir enkazın üstünde yürümek gibiydi. Yürüdükçe geçmişin sesine benzeyen tıkırtılar geliyordu, karda yürümeye de benziyordu, bastığım yere gömülüyordum. Yokuş ...

Salyangozlar ve kelebekler: Evin yuva olma ihtimali

“Odalarda kapanıp oturdunuz İçinize evin serin sessizliği doldu. Koruyucu duvarlara borçlusunuz Çevrenizde dalgalanan dostluğu.” (Necatigil, 2017). Ev bir yuva ihtimali hep… Ama öyle bir yer ki yuva olmaya ramak kala betona dönüşebilir. Dört duvardan bir anda yuvaya dönüşebilir. Ev sabit bir şeyden çok sanki dönüşen, canlı bir organi ...

İçime çöken taşları boyarken

Gün ışırken plajın kimsesiz kıyısında sakin yürüyorum, kulağımda bir şarkı;  “geçmiyor zaman,   gelmiyor o an,  senden bana kalan, güzel her şeyi yakan,  alev sönsün artık”* Sahilin yaşlı köpeği benle birlikte yürüyor. Hemen bir isim veriyorum ona: “Fufu”. Sokakta, orada burada tanıştığım hayvanlara hemen o anda anlamsız bir isim ver ...

Kontrol arzusu kontrolden çıktığında

Her şey iyi bir öğrenci olmanla başladı. Ödevlerini aksatmayan iyi bir öğrenci, ailesinin sözünden çıkmayan iyi çocuk, işini doğru yapmaya çalışan beyaz yakalı, kafasını kitaptan kaldırmayan iyi okur, sevgisini esirgemeyen iyi partner, her ihtiyaç duyulduğunda orada olan iyi arkadaş... Çizgiyi hiç aşmadın. Her şeyin en doğrusu, düzgünü. Hep aklı ba ...

Şehirde kadınlık imtihanları: Temkinlilikten çıkan kamburumuz

“Sabah 08:30, evden çıktım. Adeta gök yere iniyor, öyle bir yağmur var. Kendimi ilk bulduğum taksiye attım. Taksici soruları ve konuşmalarıyla bu 10 dakikalık yolu bana zehir etti. Önce uzaktan görünce fark edilecek kadar dikkat çekici olduğumla başladı, İstanbul’da hayatın ne kadar zor olduğuyla, tek başıma kalmamam gerektiğiyle devam etti, eğer y ...

ARŞİV