Kendi deyimiyle fırçayı eline ilk kez aldığı 1930’dan itibaren artistik büyüme hikayesini, döneminin figüratif sanat normlarını reddederek kendi yolunu çizmeye adamış bir “otodidakt” olarak inşa eden İhsan Cemal Karaburçak’ın 1970’e kadar verdiği eserlerini bir araya getiren “Bir Renk Ressamı” sergisi, Beyoğlu’nda bulunan Casa Botter’de ziyarete açıldı.
Karaburçak’ın, çoğunluğunu duralit üzerine yağlı boya tekniği kullanarak çizdiği tabloları için, onun yaratıcı dünyasının kendi rengini bulma hikâyesi de denilebilir. 1930’larda tıpkı çağdaşı bazı genç sanatçılar gibi Paul Cezanne’ın soyut gramerinden etkilenen ressam, kendi mentörleri tarafından “gerçekçilik dairesinde kalmak” hususunda hizaya çekilmek istenmişse de buna direnmiş ve ciddiye alınmamak pahasına çocuksu çizgilerle alacakaranlığın spekturumundan kırılıp dünyaya düşmüş renkleri kadın suretlerinden, kentlerden, göz göz apartmanlardan, doğanın tenha düzlüklerinden geçirmiştir.
Resmi bir oyun alanı olarak gördüğünü söyleyen Karaburçak, onun ancak bir çocuğun kalemleriyle oynaması gibi yapılabileceğini öne sürer. Onun için bir bakıma, zihnin otonom çağrışımlarıyla oyun sahasına yaptığı sınırsız bir müdahaledir resim. Eserlerinde I.C.K kısaltmasını kullanan ressamın sergide yer alan tablolarının çoğu da kendi tercihi üzere isimsizdir. Çizgilerini “geçerli” çerçevelere yerleştirmeyi sevmeyen bir sanatçının, sanat alıcısına da aynı oyun sahasında yer açtığını gösteren bir jest olarak düşünebiliriz belki de bu tercihini.
Empresyonistlerin son dönemini temsil eden Cezanne ve Matisse’in çizgilerinden etkilenen Karaburçak’ın kendi eserleri için belirgin bir dönemleştirme yapılamasa da, 1950’den itibaren renklerin rolünün çizgilerin de önüne geçtiğini, Gaugin’in anlayışına yakınlaşarak modern resme ilgi duyduğunu sergideki parçalara bakarak da görmek mümkün. Bu dönemde, kendini eğittiği sanat yolculuğunda birikenler giderek daha belirgin renklere, ritimlere ve işaretlere dönüşmüş. Sergide, bu değişimin işaretlerini gördüğümüz ilk çalışma olan; sanatçının da isim verdiği nadir eserlerinden “Hayalimdeki New York” adlı tablonun da 1960-1970 yılları arasında yapıldığını hesaba katarsak, söz konusu değişimin izlerini büyük oranda sanatçının geç dönem eserlerine bakarak anlayabiliriz.
Kadınları çoğunlukla sıcak renklerin hakim olduğu soyut portreler ya da gündelik yaşamın içinde kendilerini yalnız ve konforlu hissettikleri anlarla temsil etmeyi tercih eden ressamın, imgelem dünyasının en geniş mekanı olan kentleri ve kent çeperlerini ise neredeyse cyberpunk akımının öncülü sayılacak renklere yerleştirmiş; ay ışığının aydınlattığı alacakaranlık saatlerini andıran mor, yeşil, koyu mavi sergide de daima başrollerde. Sanatçının eserleri ilerleyen yıllarda ise giderek nesnelerin tanınması daha zor formlar aldığı, tekrarlayan sembollerin ve renklerin baskın olduğu kompozisyonlarla oluşturulmuş.
Nesnel dünyanın “gerçekliğine” yaklaşmayı reddeden, o dünyayı renklerle ve çizgilerle bozarak yarattığı tablolarda akan yaşamın hakikatini arayan Karaburçak, dış dünyanın görüntüsüne değil, izine ve hafızayla taşınan dağınık ve bulanık dokusuna dikkat kesilmiş bir sanatçı.
Tamamı Karaburçak ailesi koleksiyonuna ait eserlerden oluşan sergi, görsel sanatlar tarihimizde “keşfedilmeyi bekleyen ustalar” arasında anılan İhsan Cemal Karaburçak’ın dünyasına yakından bakmak isteyenler için 30 Ağustos’a kadar kapılarını ücretsiz olarak açık tutacak. Yaz aylarının kültür-sanat ajandasında kendine yer bulmayı hak eden sergilerden biri olarak mutlaka not edilmeli.
Romantik drama türünün sinemadaki geleneksel temsilinin son 10-15 yılda tamamen yön değiştirdiği yeni bir anlatı biçimi giderek yerleşiyor. Aşkın ve sevginin koşulsuz olduğu fakat araya engellerin girdiği; çatışmanın dışarda kurulup iki kişinin arasına sızdığı, o çatışma çözüldüğü anda bir ömür sürecek bir mutluluk idealinin ya da yarım kalmış gerç ...
Küratörlüğünü Derya Yücel’in üstlendiği, Türkiye ve İsveç’ten 11 sanatçının eserlerini bir araya getiren “Dünyanın Sarsak Muğlaklığı” sergisi, çağdaş sanatın farklı disiplinlerine ev sahipliği yapan önemli mekanlardan KASA Galeri’de ziyaretçilerini ağırlıyor. “Dünyanın Sarsak Muğlaklığı”, göç ve yerinden edilme deneyimi etrafında insan bedeni ve ...
İstanbul’un en önemli tarihi yapılarından biri olan, geçtiğimiz yıllarda İBB Miras’ın restorasyon ve işlevlendirme çalışmasıyla bir sergi ve etkinlik mekânı olarak şehrin kültür sanat hayatına kazandırılan İstiklal Caddesi üzerindeki Casa Botter Apartmanı’nda ressam ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu anısına açılan özel bir sergi 29 Ocak’ta ziyaretçileri ...
Critic’s Choice ve Altın Küre ile açılan ödül sezonu, Oscar adaylarının da açıklanmasıyla birlikte sinema meraklılarının yıl boyunca takip edeceği gündemin haritasını aşağı yukarı belirledi. Fakat Hollywood’un ana akım tartışmaları büyük ölçüde yönlendirdiği bir atmosferde, geçen yıl prömiyerleri sırasında bağımsız film seyircisinin radarına giren ...
Geride bıraktığımız yılın son günlerinde demir alan ve yeni yılın ilk günlerinde açık sulardaki seyrini sürdüren “Öylesine Bir Sevgili”, Aslı Tohumcu’nun İletişim Yayınları etiketiyle okurla buluşan yeni romanı. Roman, kadınlık tecrübesine ait sözü, bir güçlenme deneyimi olarak masal karakterlerinin tanıklığına bırakıyor. Türkçe’nin sözlü gelene ...