Kadıköy şiirinin merkezi: Yazı Kitabevi

19 Haziran 2026 - 09:00

“Yazı Kitabevi’ne giderken bir gün bile ‘Arkadaşlarımı bulabilecek miyim?’ diye endişe etmedim, bütün arkadaşlarımın orada olacağını biliyordum,” diye söze başlıyor Şair Gökçenur Ç ve devam ediyor. “Hepimiz her salı orada olacağımızı bilirdik, bu şiirle olan ilişkimizde bir kutup yıldızı gibiydi. Her hafta ne yapıp edip yeni şiir kitapları okumak ya da sevdiğimiz kitapları yeniden okumak zorunda hissederdik, çünkü buluştuğumuzda paylaşacak şiirlerimiz olsun diye düşünürdük. Bu sayede de yeni şiir yazardık.”   

Doksanlı yılların ikinci yarısında Sarraf Ali Sokak’ta haftanın bir akşamını şiire adayan, şairleri bir araya getiren ve gençlerle ustaları tanıştıran Yazı Kitabevi vardı. Kimsenin yalnız ve kimsenin sessiz kalmadığı bir yerdi. Eğer şiir yazıyorsanız kalkıp bir şiir okuyabilirdiniz, benim gibi şiir yazmıyorsanız ise birkaç yıl sonra şiirimizin 2000 kuşağı olarak anılacak şairleri tanıyıp dinleyebilirdiniz. 

1996 yılında şair Mustafa Köz tarafından kurulan Yazı Kitabevi o dönemde şiirin merkezi halindeydi, aslında kurulurken böyle bir iddiası da yoktu. Mustafa Köz Yazı Kitabevi’nin o sade başlangıcını şöyle özetliyor. “Bir arkadaşım “Üstü Kalsın” adında bir kitabevi açtı, biraz işletti, sonra yürümedi. Benim kafamda da benzer bir fikir vardı. Küçük bir kültür merkezi, bir kültür mutfağı oluşturabilir miyim diye düşünüyordum. Devraldım mekanı, kitabı desteklesin diye çay ve kahve koydum, sonra yeni kitaplar getirdik ama o kitaplar zamanla satılmayıp eskiyince kitabevi sahafa dönüştü. Çoğunlukla o dönemin şairler geliyordu, sonra şiir meraklısı gençler geldi ve Yazı Kitabevi edebiyatımızın bir parçası oldu.”

Yazı Kitabevi’ne kimliğini veren genç şairlerin orada olması tesadüf de değildi. Çünkü sadece şiir geceleri demek değildi. Şiire dair bir üretim alanıydı. Dönem şiirinin etkili yayınlarından biri olan “Şiir Oku” da orada, Yazı Kitabevi’nde doğmuştu. “Şiir Oku” günümüz şiirinin en bilinen isimleri arasında saydığımız birçok şairin şiirlerinin ilk yayımlandığı, birçoğunun şiirle tanıştığı ve şiirin bugününü yaratan bir dergiydi. Kadir Aydemir, Gökçenur Ç., Mehmet Altun, Şeref Bilsel, Mustafa Atapay, rahmetli Doğan Ergül onlardan sadece birkaçı… 

Gökçenur Ç. o dönemi ve Yazı Kitabevi’ni kuruluşunu şöyle anlatıyor. “Mustafa Köz’le birlikte o küçük dükkânda ilk gün yerleri sabunladık, fırçaladık. Kitap raflarını çaktık, mutfak dolaplarını sağlamladık, masaları sandalyeleri taşıdık… Kendimizi mekânın bir parçası olarak hissediyorduk. Ben on yıl boyunca her salı günü Bahçelievler’den kalkıp Yazı Kitabevi’ne gittim. Zamanla ‘Şiir Oku’ dergisinin etrafında bir şiir okulu oluştu.” 

2000’li yılların başında Yazı Kitabevi ayakta kalmaya dirense de hiçbir şey eskisi gibi olmamaya başlamıştı. Mekânın kurucusu ve insanların bir araya gelmesine vesile olan Mustafa Köz Marmaris’e gitmiş, uzaktan idare etmeye çalışmış ama olmamıştı. Önce kitaplar taşında, o küçük tabela indi ve Yazı Kitabevi kapanıp edebiyat dünyasına bir dizi güzel anı, müdavimlerin içinde ise büyük bir boşluk bıraktı. 

Şair Mehmet Altun o boşluğu şöyle tanımlıyor. 

“Yazı Kitabevi kapandıktan sonra kişisel olarak büyük bir boşluk hissettim. Neredeyse on yıl düzenli olarak sürdürülen ‘Salı Buluşmaları’ ansızın bitmiş, yeri doldurulamaz bir yoksunluk hissi doğmuştu. Haliyle yeniden toparlanılıp bir geleneğe dönüşen buluşmalar sürdürülemedi ve sönümlenip hafızalardaki yerine yerleşmiş oldu. Neyse ki Yazı Kitabevi’nden yolu geçen bütün arkadaşlar edebiyatın geçmişle bağını da kurabilen bireyler olarak sanat dünyamızın bugünkü serüveninde birer yıldız gibi ışıldıyorlar. Bu firesiz başarıya büyük bir hayranlık duyuyorum. Her birinin yolu açık olsun. İyi ki diyorum ve özlüyorum.”

Yazı Kitabevi birçok genç şaire yuva oldu, ama bazılarımızın hayatına ise daha fazla dokundu, onlardan biri de şair ve yayıncı Kadir Aydemir… Aydemir sahibi olduğu yayınevinin hayallerinin bile oralara dayandığını söylüyor. 

“Orası evimiz gibiydi, alışmıştık. Sade, zarif zamanlardı. Bizi biz yapan şey hem o dayanışma kültürü hem de farklılıklarımıza rağmen bir arada olabilme esnekliğiydi. Ben bir gecekonduda yaşayıp orada var oldum, Yitik Ülke’yi de orada düşleyip var ettim. Arif Damar’la, Şükran Kurdakul’la, Ahmet Oktay’la, Salih Bolat’la, Ahmet Erhan’la, Cenk Koyuncu ile, Tekin Gönenç ile ve daha pek çok değerli isimle orada tanışıp dostluklar kurdum. İyi ki yolum oradan geçti; bu konuda sevgili Nurullah Can ve Oğuz Özdem’e teşekkür etmek isterim. Yolumun orayla kesişmesini ve Mustafa Köz’le tanışmamı sağlayan onlardır. Yazı, iyi ki vardı ve asla unutulmayacak özel bir alan.” 

Hiçbir okulun, akademinin, kurumun yapamadığını bazen bir mekân yapar, gençlere alan açar, özgürlük verir ve bir kuşağı yetiştirir. O kuşak da şiirimizi yaratır. Yazı Kitabevi bunu başardı, bunun yanına bile yaklaşamayan kültür merkezleri biliyorum ben… 

 
Yazarın Diğer Yazıları

Edebi bir sığınak: Güğüm

Şimdiki kadar olmasa da doksanların sonlarında İstanbul’da öğrenci olmak zordu. Bir yandan okul, bir yandan Kadıköy’ün cazibesi ve bir yanda da geçim sıkıntı. Bu yüzden de birçok yaşıtım okuldan kalan zamanda dönemin popüler mekanlarında garsonluk yapıyordu. 2000 senesinde parasızlık iyice boğazımızı sıkmaya başladığında garsonluk mesleğine adım ...

Kişisel Kadıköy Notları: Moda’da bir balkon

1997 yılının Ekim ‘inde aylık kitap ve eleştiri dergisi Virgül yayın hayatına başlamıştı. Edebiyata, okumaya ve yazmaya hevesli bir genç olarak dergiyi hemen almış ve Çorlu’dan Lüleburgaz’a yaptığım bir otobüs yolculuğunda didik didik etmiştim. Hatta dergiyi o kadar çok sevmiştim ki bir gün Virgül’de yazılarımın yayımlandığını hayal etmeye başlamış ...

Kişisel Kadıköy Notları: Necati Tosuner

10 Haziran 1993 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde daha önce benzeri olmayan, garip ve şaşırtıcı bir ilan yer alıyordu. “Necati Tosuner bir yayımcı arıyor” yazıyordu ilanın başlığında. TRT Öykü Başarı Ödülü, Türk Dil Kurumu Roman Ödülü, Haldun Taner Öykü Ödülü, Sait Faik Armağanı gibi Türkiye’nin en önemli edebiyat ödüllerinin sahibi olan Necati Tosu ...

Kişisel Kadıköy notları: Seha Okuş ve MSM

Birçoğumuzun pandemi kelimesinin anlamını henüz bilmediği dönemlerde, eylül ayının sonlarına doğru, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin eski ve yeni hocaları arasında bir telefon trafiği başlardı. Herkes okul idaresi tarafından tek tek aranır, buluşmanın günü ve saati fısıldanırdı. O telefon sesi, aslında sonbaharın ve dökülen yaprakların değil, yeniden ...

Kişisel Kadıköy Notları: Akmar Pasajı

Sigara dumanı, acı bir arabesk ve beşik gibi sallayan yırtık koltuklarıyla Topkapı Otogarı’na girerdi 302’ler… Firmalar yeni otobüsleri uzun yolculuklar için kullanır, Trakya’nın şehir ve kasabalarına ise gözden düşmüş araçlar gidip gelirdi. O sebeple de her zaman biraz zahmetliydi İstanbul’a ulaşmak. Ama yine de çocukluk hayallerimde büyük bir yer ...

ARŞİV